31 Mayıs 2016 Salı

E.L. James - Elli Ton Üçlemesi

"Ah, o yemekte duvarda bir sinek olmak için neler vermezdim. Çorbasına ya da şarap kadehine konup onu boğabilirdim." sf.520 / Karanlığın Elli Tonu


Grinin Elli Tonu tüm dünyada önce kitabıyla sonra da özellikle filmiyle çok konuşulan, resmen sansasyon yaratmıştı. Bu nedenle duymayan, içeriği hakkında bilgi sahibi olmayan kalmamıştır sanırım. 

James bu kitabı ne düşünceyle yazdı bilemiyorum, o kadarını araştırmadım ama benim beklentilerimin çok dışında bir seri olduğunu söyleyebilirim. Hala bilmeyenler için +18 düzeyinde, tür olarak Erotik Roman olarak geçen 3 kitaptan oluşan bir seri. Bu kitaba asla para vermeyeceğimi biliyordum. Damla'nın kitaplığında olduğunu öğrenince ondan ödünç alarak okudum. 

Serinin ilk filmini kitaptan önce izlemiştim. İzledikten sonra da hiçbir amacı olmayan pornografik bir film olduğunu düşünmüştüm. Ses getirecek kadar vardı yani. Kitabında duygusal anlamda bir şeyler bulacağımı düşünmüştüm. Ama ilk kitap bu beklentimi kesinlikle karşılamadı. Çok sığ, tamamen cinsel ihtiyaçların etrafında dönen bir kitaptı. Bu nedenle ikinci kitabı okuyup okumamak konusunda kararsız kaldım. Ancak ilk kitap öyle bir yerde bitti ki, finalde Christian karakterinde duygusal bir yıkım olduğunun sinyalini verdi. Ben de merakımı gidermek için biraz okuyup ne olup bittiğini anlamaya karar verdim. İyi ki de ikinci kitaba başlamışım. Çünkü ilk kitabın aksine serinin ikinci kitabı duygusal anlamda daha yoğun geçiyor. İlk kitaptaki Christian'ın değişimlerini okumak, kendisiyle olan savaşı vs okuyucuyu da doyuruyor. He, +18 lik durum değişiyor mu derseniz, hayır değişmiyor ama bunu daha romantik hallerde işliyor. 

İkinci kitabın finalinde aslında seri bitebilirdi ama bir kaç soru işareti vardı ve yazar bu soru işaretlerini de gidermek isteyerek üçüncü kitabı yazmış olmalı. Zira, üçüncü kitap seri boyunca gizli kalmış bir kaç sırrı ortaya seriyor. Sır küpü Christian bir anda bülbül kesiliyor ve geçmişiyle ilgili bilinmeyenleri Anastasia'ya anlatarak okuyucuya sunuyor. İşin içine biraz da heyecan katmak adına azıcık da polisiye durumlar eklenerek mutlu sona ulaşıyor. Bu arada, Christian karakteri kasvetli ve karizmatik olmasının yanı sıra komik de. :)

Bu seride de tıpkı Alacakaranlık serisinde yaşadığım önyargıyı yaşadım. Önyargılarımı kırıp okuduktan sonra da tıpkı Alacaranlık serisi gibi sevdim. Tabi Alacakaranlık serisi hala benim için özel, orası ayrı mevzu. :) 

+18'in sizi rahatsız etmeyeceğini düşünüyorsanız, seriyi tavsiye edebilirim. İlk kitabı sabırla okuduktan sonra diğer iki kitap sizi tatmin edebilir. :)

27 Mayıs 2016 Cuma

Çorbadaki sinek mi, tırnaktaki pislik mi?

Az önce tvdeki bir evlilik programında bir evlilik teklifine denk geldim. Geçen hafta kızı görür görmez aşık olmuş hemen o anda evlilik teklif etmiş, yetmemiş bugün de dizlerinin üstünde evlilik teklif etti. Aşka bak be! Yalnız mevzumuz bu değil. 


Mevzu evlilik teklifi yaparken genç delikanlının yakın çekimde gösterilen elleri, bana göre ise pislik içindeki tırnakları! Ve ardından gelen kusma isteği!

Başak burcuyum ve sanırım buna istinaden ilginç takıntılarım vardır. 
Mesela, çoğu kişinin yemek yerken iğrenç bulduğu muhabbetleri ben rahatlıkla dinlerim. Yemeğimden çıkan kıldan ya da çorbamdaki sinekten tiksinmem, tabağımı yenilemem yeterlidir. Çünkü bunun bile isteye yapılmadığını, anlık oluştuğunu bilirim. Ama bir insanın içi pislik dolu tırnaklarla dolaşmasından iğrenirim! Hatta bende kusma isteği uyandırır. Ki bende tiksinti duygusu kolay kolay görülmez. Birinin tırnakları pislik içindeyse ve o kişi bundan rahatsızlık duymuyorsa, benim gözümde hiçbir değeri yoktur. Öyle biri benim arkadaşım bile olamaz. Bu kadar net! 

Yalnız hemen ekleyeyim; torna işi gibi sürekli makina yağı içinde vs çalışan arkadaşları konunun dışında bırakıyorum. Çünkü onların elleri ne yaparlarsa yapsınlar eskisi gibi olmuyor. Kendi yakınlarımdan biliyorum. Ama ellerini temiz tutabilmesi mümkün olan birinin nasıl o kadar pis tırnaklarla yaşayabildiğini, özellikle de nasıl yemek yiyebildiğini anlayamıyorum ve anlayamayacağım da. 

Ne erkekte ne de kadında uzun tırnağı sevmiyorum. Ellerinin güzel olup olmamasıyla da ilgilenmiyorum. Bakımlı olmasıyla da. Benim tek sıkıntım temizlik. Arkadaşlar lütfen o tırnaklarınızı temiz tutun. Tamam, uzatmayın demiyorum ama ne olur temiz tutun. Bayanlar için söylüyorum; o pislikleri ojeleriniz bile gizleyemiyor. 

O tırnakların görüntüsü aklıma geldikçe midem bulanıyor. :(

20 Mayıs 2016 Cuma

With Honors / İnsanlık Yolu

"Sen çok çaba harcıyorsun. Kazananlar yarışta olduğunu unutur, onlar koşmayı severler."


Ordu'dayken her akşam bir film izledik arkadaşımla. Onlardan biri de With Honors'dı. Birlikte izlediğimiz diğer filmleri düşününce aralarında şüphesiz en iyisi de bu filmdi. 

Filmin konusu kısaca şöyle; Monty Harward'da son sınıf öğrencisidir ve tek istediği tezini tamamlayıp onur belgesiyle okuldan mezun olmaktır. Tezini bitirmek üzereyken bilgisayarı bozulur. Elinde tek kopyası olan tezini çoğaltmak üzere dışarı çıkar ama bu kez de bir talihsizlikler serüveni ile düşer ve elindeki tez kütüphanenin alt katına düşer. Tezi almak için aşağıya iner ve orada yaşayan evsiz Simon ile karşılaşır. Simon tezi okumuştur ve yazdıklarının saçmalık olduğunu düşünür. Tezi vermek yerine Monty ile bir anlaşma yapar ve bunun üzerine olaylar gelişir. 

Filmin kadrosu da çok iyiydi. Oyuncular birbiriyle o kadar uyumluydu ki.. Filmdeki favorim ise Simon'du. Joe Pesci kesinlikle çok iyi bir oyuncu. Tüm o duyguları o kadar güzel yansıttı ve hissettirdi, gerçekten çok etkileyiciydi. İzleyenler bilir, üniversitedeki derste bir sahne vardı. Nutkumuz tutulmuş bir şekilde, sanki oradaymışız gibi izledik ve sahnenin sonunda oradakiler gibi biz de alkışladık. :) Müthişti! Film hem duygulandırıyor, hem güldürüyor hem de düşündürüyor.

"Kadınlar, kusursuz yaratıklar... Zayıf, şişman, sarışın, esmer farketmez. Bir kadın sana aşkını verirse, dünyada ondan büyük hediye olamaz. Seni daha uzun boylu, daha akıllı yapar, dişlerin daha parlak olur. Evet, kadınlar kusursuzdur. Kusursuz mutluluk verir, kusursuz acı çektirirler. Mutluğu ilk gördüğünde ve tanıdığında, acıyı ayrıldığında verirler."

Hala izlemeyenleriniz varsa, mutlaka izleyin. Harika bir dostluk ve insanlık dersi veriyor. ;)

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Meydan Okuma 30. Gün (Kapanış)

Şimdiye kadar hiçbir meydan okumada istikrarlı davranamamıştım. Bütün sorularını cevaplayarak meydan okumayı tamamladığım için öncelikle kendimi tebrik ediyorum!

Bir aylık meydan okumanın kapanış sorusu şöyle;
blog yazmaya neden başladın? Blogunun ismi nereden geliyor?

Aslında ilk bloğum 2010-2011 gibi wordpress adresinden alınmıştı. O zaman sadece içimi dökmek için kullanıyordum ve tabi ki kimse okumasın diye de gizliydi. Sonra o hesabı tamamen sildim. Bu blogu da Ocak 2012'de açmışım. İlk zamanlar yazmıyordum, sadece yazanları takip ediyordum. Bir iki ay sonra yazmaya başladım. 2013 gibi keşfetmemesi gereken kişiler bloğumu keşfetti, bu nedenle bloğun bütün içeriğini sildim ve bir süre hiçbir şey yazmadım. Sonra tekrar yazmaya başladım ama bir daha kişisel bir şey yazmama kararı aldım. Sonra tabi bir şekilde kendimden bir şeyler paylaşmaya başladım. Çünkü bunun bir öneminin olmadığını farkettim. İnsanlar bilseler de bilmeseler de konuşuyorlar ne de olsa. Hatta fikir sahibi olmadığımız, bilmediğimiz şeyler hakkında atıp tutmaya daha bir meyilliyiz. O yüzden boşverdim, içimden nasıl geliyorsa öyle yazıyorum.

Blogumun ismi ise bir dizi repliğinden geliyor. Arkadaşımın altyazısını hazırladığı Me Too Flower isimli bir Kore dizisinde geçmişti.


Yani bloğumun isim annesi bir zamanlar çevirmenlik yapan arkadaşım Tukyu. :)
~
Sevgili Saçaklı'ya çok çok teşekkür ediyorum. Sayesinde güzel bloglar keşfettim, ilginç şeyler öğrendim. :) Benim için çok zevkli bir meydan okuma oldu.

Başka meydan okumalarda görüşmek üzere.
Kalın sağlıcakla. :)

10 Mayıs 2016 Salı

Meydan Okuma 29. Gün

Korkularınız neler?


Ne sen sor ne ben söyleyeyim. O kadar çok korkum var ki, hangi birini anlatsam bilemedim. :)) 

Öncelikle şu üstteki La Luna filminden olan kesit benim korkulu rüyam oluyor. Gerçek rüyadan (kabus) bahsediyorum yalnız, yanlış anlaşılmasın. Çok kez böyle bir rüyadan (ayaklarımı bir türlü yere basmadığı) korkuyla uyandığımı biliyorum. O yüzden böyle rüyalar görmekten korkuyorum. 

Sonracığıma, en büyük korkum yükseklik korkusu oluyor. O kadar ki, üst geçitlerden yürürken ortadan gitmeye çalışırım, aşağıya bakmamaya özen gösteririm. Mesela arabayla dağlık bir bölgeden gidiyorsak eyvahlar ollsuun! Zihnimde felaket senaryoları diziliverir. Kafamın içinde o araba kesinlikle uçurumdan aşağı yuvarlanır ve ben ölürüm. 

Ölürüm demişken, ikinci derecede büyük korkum da yanarak ya da boğularak ölmek. Normalde acıya dayanıklıyımdır. Sakar olduğum için, bir yerlerimi kesmem yakmam kaçınılmaz oluyor doğal olarak. Hastanede rahatlıkla kesip biçebilirler beni. Ama ne olursa olsun, özellikle denizde boğularak ya da bir yangında cayır cayır yanarak ölmek.. Allahım öyle ölümden korusun. 

Bir de çok absürd olacak ama şehirlerarası yolda yanlış otobüse binmekten korkarım. (yazar burda kendi kendine gülmekten birkaç dakika yazamadı) :D Nasıl bir şey o diye sorarsanız; yalnız yolculuk yapıyorsam eğer dinlenme tesislerinde otobüsten inmeye korkuyorum. Çünkü kendi otobüsüm yerine başka bir otobüse binebilirim, çok başka diyarlara gidebilirim. :D Doğup büyüdüğüm yaşadığım İstanbul'da yanlış otobüse binip, yanlış yerde inip ya da yanlış sokağa sapıp kaybolmuşluğum çoktur. Ama orda sorun olmuyor, bir şekilde evin yolunu bulabiliyorum. :D Şehirlerarası bir yolculukta.. Allah muhafaza. :D 

Bu kadar yeter bence. Yeterince rezil oldum. :D Son soruda görüşmek üzere. ^^

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Meydan Okuma 26, 27 ve 28. Gün

Ordu'dan herkese selamlar! :)


Burada havalar akşamları serin olsa da gündüzleri pek bir güzel. Temiz havadan mıdır nedir, 3 gündür acayip bir baş ağrısıyla başaçıkmaya çalışıyorum. Akşam kaçta yattığımın bir önemi de olmuyor, sabah 5'te gözlerimi açıyorum. :) Öyle işte.

Meydan okumaya geçecek olursak..

26. Gün: Ziyaret etmek istediğiniz 10 yeri sıralayabilir misiniz?

Mekke (Kabe), Filistin (Mescid-i Aksa), Prag (Kafka'nın Evi ve Mezarı), İngiltere (Monk's House-Virginia Woolf'un Evi ve parklar), Roma (Aşıklar Çeşmesi), Çin (Pekin-özellikle gece- ve Çin Seddi), Japonya (Tokyo -Sakuralar zamanında), Mısır (Piramitler), Tayland (Bangkok Tapınaklar), Norveç (Özellikle Kuzey Işıkları)
Ve bonus: Trabzon (Uzungöl), Bolu (Yedigöller)


27. Gün: Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

Dağınıklık içinde düzenliyim. :) Aşırı dağınık olmasam da mesela çalışırken tozu dumana katarım ama işim bittikten sonra her şey yerli yerindedir. Dağınıklığım pasaklı olduğum anlamına gelmez tabi ki, temizlik benim için önemli. Özellikle mutfak ve tuvalet banyo temizliği. Bunlar yüzünden dışarıda hatta misafirliğe gittiğim yerlerde çok sıkıntı çektiğim olmuştur.

28. Gün: En sevdiğiniz 3 müzik grubu hangisi?

Tabi ki öncelikle One Ok Rock! Bu grupla bir kriz anımda, şu an evinde bulunduğum dostumun The Beginning şarkısını dinlememi istemesiyle tanışmıştım. Şarkıları ve sesleri o zaman beni çok etkilemişti. Sonra, Outlandish ile de üniversitede yakamı bırakmayan bir çocuk sayesinde tanışmıştım. Bana tek artısı bu grup oldu. Benim için eski olsa da asla yeri değişmeyen Backstreet Boys grubu var. Bonus olarak çocukluğumun efsanesi Blue ve dinlemekten asla bıkmadığım Westlife var. :)

https://youtu.be/ulOb9gIGGd0

Ya bütün ergenliğim bu grupların posterlerini biriktirerek geçti! :D
Ahh ahh, ne günlerdi be! :)

6 Mayıs 2016 Cuma

Meydan Okuma 25. Gün

Samsun'dan selamlar! :P Sabah 4'ten beri yoldaydım. 15.00 gibi Samsun'a ulaştım biraz dinlenip bugünün sorusunu cevaplayayım dedim. :)

Bugünün sorusu: En sevdiğiniz Disney karakteri hangisidir? 


Mulan! 
Gelmiş geçmiş en güzel en iyi Disney karakterlerinden biri bence. Defalarca izledim ve her izlediğimde ilk kez izlemiş gibi beni etkiler. Güldürür ağlatır, her duyguyu bana yaşatmıştır şüphesiz. :) 

Yarın da Ordu'ya geçeceğim. Soruyu ordan yanıtlarım artık. ^^

5 Mayıs 2016 Perşembe

Meydan Okuma 23 ve 24. Gün

Dünün sorusu: Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz? 


Bu sorunun cevabı tabi kii kitap siparişi vermek ve kargonun yolunu beklemek. :D 
Bir süredir netten sipariş vermedim ama okumak istediklerime yenisi eklendiğinde unutmayayım diye sepete ekliyorum. Bunun dışında beni heyecanlandıran şeyler de var ama bu soru için bu yeterli bence. :)

Bugünün sorusu: Şu an okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir? 

En son Melike İnci'nin Aşk Sıraya Girmez kitabını okudum ve kimseye tavsiye etmiyorum. Zaman kaybıydı. Dün okumaya başladığım kitap ise Sait Faik Abasıyanık'ın Mahalle Kahvesi kitabı.


İlk kez Sait Faik okuyorum. Ve bu kitaptan anladığım kadarıyla son da olmayacak. :)

3 Mayıs 2016 Salı

Meydan Okuma 21 ve 22. Gün

Bahar havası yaramadı bana. Üzerimdeki rehaveti bir türlü atamadım. Yazmak istediğim bir sürü kitap ve film var ama şuraya gelip de bir türlü yazamıyorum. Meydan okuma yazılarını bile biraz zoraki yazıyorum sanki. O da olmasa uzun süre bloga uğramazdım herhalde.

Dünün sorusu, sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?

Öyle belirli bir şey yok aslında. Alelade gelişir genelde güldüğüm şeyler. Whatsappta arkadaşlarla yazışırken, annemin konuşurken herhangi bir kelimeyi yanlış telaffuz etmesi halinde falan komik şeyler çıkıyor ortaya. Bak şimdi aklıma geldi. Son zamanlarda bir arkadaşımla aramızda espri konusu olan "Sizin ne vaağğrrdı?" soru cümlesi var. Bir iş arkadaşının müşterilere hitap şekli aslında ama bu aralar birbirimizin telefonlarını açma repliğimiz haline geldi. Bir de annemin izlediği dizide Tülay diye bir kadın var. Kadının adını duyduğum anda aklıma şu geliyor:

https://youtu.be/aUwcc_X_g7U

"Tüülaaaayy! Noluuur geri gel Tüülaaay! Nerdeeesssiiyyn nerdessiiğn sevgiliiğğğm!?" 
Bak yine beni bir gülme aldı. :D

Bir de son olarak aklıma gelen "beyin bedava" var. :))

https://youtu.be/u_FwV2Oc3Bc

Bugünün sorusu; sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?

Günlüğüm. Kendisi şöyle bir şey oluyor. (meraklısına kesinlikle tavsiye ederim) Bu defter bana hediye olarak geldi ve içinde hediye eden kişinin kendi el yazısı var. Bu nedenle benim için manevi değeri ölçülemeyecek derecede büyük. Evlenmeden önce günlük tutuyordum ama evlenince hepsini yok etmiştim. Boşandıktan sonra tekrar yazmaya başladım. Olan biteni anlatmıyorum o günlüklerde genelde hislerimi yazıyorum. Bundan önceki günlüğümü annem patlattığı için arkadaşım bu kilitli olanı hediye etti. Bu aralar günlüğümle küs olsam da ihtiyaç duyduğumda yazabilmek gerçekten iyi hissettiriyor. 

Bu arada, önceki günün sorusunu şöyle cevaplamıştım ama dün gece uyku tutmayınca aklıma geldi. Benim bir de Prag'a gitme hayalim vardı. Hep Kafka'dan mütevellit bunlar. :)

1 Mayıs 2016 Pazar

Meydan Okuma 20. Gün

Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak istersiniz?


Londra! Hayallerimden biri orada yaşayamasam da bir gün mutlaka oraya gitmek, gezmek, doyasıya şehrin ve parklarının (özellikle Hyde Park) tadını çıkarmak. Ama nedense sadece zengin olursam gidebilirmişim gibi geliyor. İngiltere'ye gitmenin ne kadar pahalıya patlayacağını tahmin etmek çok da zor değil malum. :)

Bu kasvetli pazar gününde, bir süredir dinlemekten bıkmadığım bir şarkıyla kapanışı yapayım.

https://youtu.be/7ermJhgvtk0

Oldu o zaman..
Kaçtım ben.