31 Mart 2016 Perşembe

Gilly Macmillan - Dokuz Gün

"Buruşmuş alınlar ve sorgulayan gözler 'Gerçekten mi? Emin misiniz? Nasıl olabilir?' diye soruyor. Verdiğim cevabı hiçbir zaman açıklamaya yeltenmiyorum. Duymaları gereken tek şey 'hayır' kelimesi. Uzun cevaplar vermiyorum, çünkü bu olaylardan sonra insanlara olan güvenimi kaybettim. Güvensizlik hissi bütün ilişkilerime cam kırıkları gibi yayılmış durumda; görünmüyor ama tamamını temizlediğimi sandığım zamanlarda bile batıyor, acıtıyor, can yakıyor..." sf.16-17


Yukarıdaki alıntıda yazılanlar sizce de çok içten değil mi? 

Kitap her anne babanın korkulu rüyası olan kayıp çocuk vakasını anlatıyor. Eşinden boşanmış ve bunun üstesinden gelmek için uğraşan Rachel Jenner, her zaman yaptıkları gibi sekiz yaşındaki oğlu Ben ile ormanda yürüyüşe çıkar. Ama bir anlık dikkatsizlik sonucu Ben ortadan kaybolur. Ben'in kayıp vakasıyla da dedektif Jim ilgilenmeye başlar. 

Kitapta olaylar bir anne Rachel, bir de dedektif Jim'in ağzından ilerliyor. Rachel medyanın ve insanların nasıl tepki verdiklerini, kendisini nasıl günah keçisi ilan ettiklerini anlatırken; olaydan etkilenerek görevden uzaklaştırılan Jim ise terapide doktora olayları anlatıyor -ya da anlatmaya çalışıyor diyelim. 

Aslında düşününce, kitapta olaydan çok psikolojik bir etki yaratılmaya çalışıyor. Daha çok karakterlerin duygularını hissetmemizi istiyor ve bize kocaman bir ders veriyor. 

Günümüzde çokça karşılaştığımız hatta çoğu zaman hepimizin o hataya düştüğümüz olmuştur eminim. Bu konuyla ilgili hemen bir örnek vermem gerekirse; Müge Anlı'nın programında işlenen bir kaç gündür tv ve sosyal medyada çokça konuşulan 10 yaşındaki Beratcan  cinayeti. Beratcan'ın yasak ilişki yaşadığı servis şoförü çocuğu öldürmüş ama suçu Beratcan'ın annesiyle işlediklerini söyleyerek kadını da zan altında bırakmış. Sosyal medyada kadına söylenmedik laf bırakılmadı, hatta evleri taşlanmış. Neye istinaden yapıldı bunlar? Katilin ifadesine göre. Peki bu ne kadar doğru? Kabul edelim, o katil ve çocuğun annesinden başka hiç kimse bunu bilemez. Ama doğruluğu kanıtlanmamış bu iddiaya istinaden sosyal medyada mevzu aldı başını gitti. Kimse benim başıma gelmez demesin. Kınadığımız şeyi yaşamadan ölmeyiz derler. Buna yürekten inanıyorum. 

Neyse, demem o ki; ben kitabı çok sevdim. Ama kitabın sonunda Jim'e ne olduğunu biraz havada kalmıştı. Yine de güzeldi. Çoğu kişi suçluyu tahmin edemediğini yazmış nette, ben kitabın ortalarına doğru şüphelenmeye başlamıştım ve suçlu da tam da o şüphelendiğim kişi çıktı. :) 

Kitabı okumanız için gönül rahatlığıyla önerebilirim. :)

Alıntılar:

"Neden Schadenfreude (Alm: Başkalarının acısıyla eğlenmek.) kelimesini karşılayacak İngilizce bir kelime türetmedik diye hep merak etmişimdir. Muhtemelen bunu hissettiğimizi itiraf etmekten utandığımız için türetmemişizdir. Sütten çıkma ak kaşıkmışız gibi davranmak bize daha kolay geliyor." saf.17

"Yalnızlığa on ayda ayak uydurabiliyorsunuz ama yaralarınızı sarmak çok daha uzun sürüyor." sf.28

"Ne cevap vermeliydim? Ona neyi, nasıl söyleyeceğime karar verme zorluğuyla karşı karşıyaydım. Güven böyle bir şeydir. Onu bir kere kaybederseniz insanlara karşı tavırlarınızı ayarlamaya başlar, araya siperler kazar, bilgilere süzgeç koyar, sadece bilmelerini istediğiniz kadarını iletirsiniz." sf.379

20 Mart 2016 Pazar

Kış Okuma Şenliği 2015 / Sonuç

Kış Okuma Şenliği için çok iyi bir sonuç yakalayamasam da, aynı anda ders çalışmak ve film izlemek gibi hobilerim de olduğundan, benim için okuma hızım iyiydi. Keşke daha çok okuyabilsem ama bir süredir çok okumak değil, okuduğumu sindirmek tadına varmak istediğimden ağırdan alıyorum. Bu sebeple şenlikte okuyamadığım kategori ve kitap çoktu. İşte benim şenlik sonucum:

Kış Okuma Şenliği 2015 tam listem için, tıklayınız.


Toplam 14 kitap okumuşum ve hiçbir kategoride ekstra puanım yok maalesef.
Toplamda 4.425 okuduğum için 44 puan.
Toplam: 140 + 44 = 184 Puan

4. Kaç şenliktir listenize alıp alıp okuyamadığınız bir kitap. (10 puan)
Yeryüzüne Dayanabilmek İçin, Tezer Özlü, Yapı Kredi Yayınları, 168 sf.

6. Yasaklanmış bir kitap. (10 puan)
Alice'nin Harikalar Diyarındaki Maceraları, Lewis Carroll, Norgunk Yayıncılık, 208 sf.

8. Başkasının sizin için seçtiği bir kitap. (10 puan)
Parfümün Dansı, Tom Robbins, Ayrıntı Yayınları, 432 sf.

9. 2015 yılında çıkmış bir kitap. (10 puan)
Pabucumun Ajanı 2, Asude, Ephesus Yayınları, 655 sf.

10. Yazarından imzalı veya yazarından imzalı olmasını gönlünüzden geçirdiğiniz bir kitap. (10 puan)
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları, 267 sf.

15. Romantik türde bir kitap. (10 puan)
Gül ve Avcı, Asude, Ephesus Yayınları, 466 sf.

17. Size hediye gelen bir kitap. (10 puan)
Kim Güldüye Gittim Gelicem, Mine Sota, Erdem Yayınları, 160 sf.

19. İsminde aynı kelimenin geçtiği 3 kitap. (Her kitap 10 puan, hepsi okunursa ekstra 30 puan, toplam 60 puan)
İdamlık Genç, Emine Şenlikoğlu, Mektup Yayınları, 222 sf.

20. Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız 4 yazardan birer kitap. Yazarlardan ikisi Türk ikisi yabancı ve bir kadın bir erkek olacak şekilde. (Her kitap 10 puan, hepsi okunursa ekstra 20 puan, toplam 60 puan)
Yabancı Kadın: Cennetin Rengi, E.V.Mitchell, Arkadya Yayınları, 336 sf.
Yabancı Erkek: Dokuz Gün, Gilly Macmillan, Yabancı Yayınları, 496 sf.

21. Birinin isminin bir kelimeden, diğerinin iki, diğerinin üç, diğerinin dört, diğerinin beş ya da daha fazla kelimeden oluştuğu 5 kitap. (Her kitap 10 puan, hepsi okunursa ekstra 40 puan, toplam 90 puan)
Satranç Oynayan Derviş, A.Ali Ural, Şule Yayınları, 164 sf.
Yabancı Evin Tanıdık Odaları, Katrina Kittle, Nemesis Yayınları, 392 sf.

22. Kendi temanı kendin yarat, 4 kitap belirle. (Her kitap 10 puan, hepsi okunursa ekstra 40 puan, toplam 80 puan)
Gerilim/Korku temalı 4 kitap:
Şeytan Disko, Yaprak Öz, Yitik Ülke Yayınları, 220 sf.
Berlinli Apartmanı, Yaprak Öz, Yitik Ülke Yayınları, 239 sf.

13 Mart 2016 Pazar

Mary and Max

"Akrabalarımız tanrı vergisidir ama neyse ki dostlarımızı kendimiz seçebiliyoruz."


Yine aşırı popülaritesi yüzünden izlemeye korktuğum bir film olan Mary and Max, neden daha önce izlemediğim dediğim filmlerden biri oldu. 


Film, çok yalnız olan Avustralyalı 8 yaşındaki küçük Mary ile yine çok yalnız ve asperger hastası olan 44 yaşındaki New Yorklu Max arasında geçen mektuplaşmayı ve onların arkadaşlıklarını anlatıyor. 


Saf ve çıkarsız arkadaşlığın en güzel örneklerinden biriydi şüphesiz. Bu harika dostluğun, izleyiciye verdiği gerçek hayata dair mesajlar ve asperger hastalığının işlenmesi de filmin başka bir artısıydı. Filmin yaşanmış bir olaydan esinlenerek yapıldığı ile ilgili bir kaç yazı okudum ama doğruluğundan emin değilim. Bir de eklemem gerekirse, filmde alkol, intihar ve yalnızlık konuları işlendiğinden küçük çocuklar için uygun bir film olduğunu söyleyemem. Yaş sınırı var yani. Yine de hala izlemeyenleriniz varsa mutlaka izleyin derim. :)

Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan

"Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?" sf.109


Sabahattin Ali'nin bu kitabı uzun zamandır rafta okunmayı bekliyordu. Kürk Mantolu Madonna'yı çok sevmeme rağmen, Kuyucaklı Yusuf'u bir türlü okuyamamış, yarım bırakmak zorunda kalmıştım. O sebeple bu kitaba elim bir türlü gitmiyordu. Ama bir cesarettir geldi ve okudum. Korktuğum gibi de olmadı, kitap su gibi akıp gitti. 
Kitap İstanbul'da bir vapurda Nihat ve Ömer'in konuşmasıyla başlıyor. Ve ben daha dakika bir gol bir Nihat'tan nefret ediyorum. :) Sonra Ömer, vapurda hayatının aşkı Macide'yi görüyor. Ona aşık olduğunu söylemek için yanına gittiğinde ise yanında oturan kadının aslında bir akrabası olduğu, aşık olduğu kızın ise köylülerinin kızı olduğunu öğreniyor. Sonra da olaylar gelişiyor. Ve ben Ömer'den deli gibi nefret ede ede kitabı okuyup, bitiriyorum. :)

Kürk Mantolu Madonna'da Raif Efendi'den böyle nefret etmiştim. En son da Ayfer Tunç'un Aziz Bey Hadisesi kitabındaki Aziz Bey'den. Ve bu derece nefret ettiğim 3. kitap karakteri de İçimizdeki Şeytan'daki Ömer oldu. Onun gibi biri gerçek anlamda hayatımda olsa (ki öyle birini hayatıma asla almam) tahammül edemezdim herhalde, hatta bir kaşık suda boğabilirdim. Düşünün nasıl nefret etmişim Ömer'den. Ama bu sizi yanıltmasın. O nefret ettiklerimi o derece de sevdim. Ne yaman çelişki değil mi? :) Ama öyle. Yani bu kitabı da Kürk Mantolu Madonna ve Aziz Bey Hadisesi kitapları gibi çok sevdim. :) Kuyucaklı Yusuf'a da bir şans daha vereceğim çünkü onu da sevebileceğime neredeyse eminim. :)

Kitaptan alıntılar:

"Asıl sebep ve illetlere (nedenlere) varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir." sf.51

"İnsan oturduğu odanın duvarlarından biri yok oluvermiş gibi bir noksanlık, bir çıplaklık duyuyor, bir gün evveline kadar kolumuz, bacağımız gibi pek tabii surette mevcut olan bir şeyin birdenbire hiç olmasına inanmak istemiyordu." sf.55

"Acaba kafamı bir çalı süpürgesiyle temizlemek mümkün müdür?" sf.88

"Kendimiz iyi olamıyoruz ve başkalarının iyiliğini küçük görmek için onlara reklamcı, hayır dua avcısı, hatta riyakâr diyoruz." sf.129

"Dünya kim? Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi... Üst tarafıyla alakadar olmaya bile değmez... Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor..." sf.147

"Hayat bir katakulliden ibarettir." sf.188

"İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır." sf.200

Big Fish / Büyük Balık

"Kader döner dolaşır ve insanı gafil avlar." 


Çok konuşulan, çok abartılan filmlerden ve kitaplardan hatta bütün her şeyden şöyle bir adım geri dururum hep. İçinde bir bit yeniği varmış gibi gelir. Popüler ve moda olan şeyleri oldum olası sevmemişimdir zaten. Huyum kurusun. (ya da kurumasın)

Bu filmi izlemeyi de sırf bu sebeplerle hep ertelemiştim. Ancak bu aralar Tim Burton filmlerindeki eksiklerimi tamamlamak istiyorum, buna istinaden ilk olarak Big Fish izleyeyim dedim. İzlediğim diğer Tim Burton filmlerinden biraz farklıydı sanki, diğer filmlerdeki gotik hava yoktu. Güzel bir filmdi ama ben çok büyük bir beklentiyle izlediğimden olsa gerek, abartılacak kadar şahane bir film olduğunu söyleyemeyeceğim.


Film Will'in ölmek üzere olan babası Edward Bloom'un ağırlaştığını öğrenip, eşiyle birlikte Alabama'daki anne ve babasının yanına gitmesiyle başlar. Edward Bloom kendi hayat hikayesini abartı ve fantastik şekilde anlatmaya başlar. 

Görsel açıdan ve müzikleriyle beni mutlu eden, sonlara doğru da gözlerimin dolmasına sebep olan film eleştirmenler tarafından Tim Burton'ın başyapıtı olarak gösteriliyormuş. Bir çok dalda aday gösterilmiş ancak ödül alamamış. İlginç. Hala izlemeyenleriniz varsa, bu kült filmi izleyin derim. 

10 Mart 2016 Perşembe

Emine Şenlikoğlu - İdamlık Genç

"Namussuz kanunlar namusun değerini biçemezler. Onun için de, zâlim ülkelerde, namusa tecavüzün cezası devletin şerefine tecavüzden daha azdır." sf.76


Bu kitap Emine Şenlikoğlu'nun tavsiye üzerine okuduğum ilk kitabıydı. Kış Okuma Şenliği listemi hazırlarken, 19. kategori olan isminde aynı kelimenin geçtiği 3 kitabı bir türlü bulamayınca arkadaşımdan tavsiye almıştım. Bu vesile ile okumuş oldum. 
İnternetteki yorumlarda kitabın ilk yarısı çok gülüp, ikinci yarısında ise çok ağladık yorumları vardı. Benim okurken hissetiğime gelirsek. İlk yarı 'hadi gir artık mevzuya', ikinci yarı 'işte bu!' idi. Belirteyim, kitabın yazarından da anlaşılacağı üzere dini içerikli bir kitap. 

Mevzu hangi ülke olduğunu belirtilmese de bir Arap ülkesindeki bir hapishanede geçiyor. Ülkede 'aşırı dinciler' diye tabir ettikleri grup isyan çıkarıyor ve ülkedeki hapishanelerin hepsi doluyor. Öyle ki, ek koğuş olarak ardiye olarak kullandıkları odaları bile koğuş olarak kullanmaya başlıyorlar. İşte böyle küçük bir koğuşa kendine zorla piç dedirten serseri Vedat, zengin ve şişman olan anne kuzusu Muhlis, bir dilsiz, olanı biteni kaleminden dinlediğimiz Abdullah El Ragıp, sürekli uyuyan ama uyanınca ne yapacağı belli olmayan kadın satıcısı ve idamlık mahkum Hoca Ebazer sırasıyla geliyorlar. 3 kişilik ranzanın olduğu koğuşa 6 kişiyi tıkıyorlar. Piç Vedat bir sonraki gün özgürlüğüne kavuşacak, Hoca Ebazer ise onun çıktığı gün idam edilecek. Kitap da o bir gecede yaşananları daha doğrusu konuşulanları kapsıyor. Herkes neden içeride olduğunu falan anlatıyor. Sıra Ebazer'e gelince mevzu da benim istediğim yere geliyor: Mustafa Kutlu'nun Ya Tahammül Ya Sefer isimli kitabına da konu olan Dava'ya. 

Emine Şenlikoğlu, başlarda o gereksiz muhabbeti daha kısa tutup, dava kısmına daha çok yer verseydi, kitap beni daha çok tatmin edebilirdi. Ama eksik kaldı gibi. Yalnız bu kitabı sevmediğim anlamına gelmesin. Sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Dini içerikli kitapları sevenlere gönül rahatlığıyla önerebilirim. :)

Kitaptan bir kaç alıntı:

"Doğru ya, hiç düşünmemiştim. Arapların hepsi temiz soydan gelmemişti ki. Ebu Cehil soyu da Arap alemindeydi." sf.34

"İnsanın nefretleri de fikirleriyle bağlantılı." sf.55

"Her şey beyinde başlar, beyinde yok olur. Bozulan da, düzelen de beyinden geçer." sf.55

"İnsanlık alemi  bu. Herkesin baktığı pencere farklıdır. Adı üstünde yalan dünya. Herkesin yalanları da gerçekleri de ayrı pencereden baktırır." sf.56

"İnanmayan insanları üç sınıfa ayırabiliriz.
Biri, aklını Allah'a, dine vermek istemediği için inanmaz... Hayatını yaşayamayacağını sanır. Ayrıca, devamlı dinsizliğin iyi bir şey olduğu inandırılmıştır. 
İkinci sınıf, dinin özelliğini bilmediği için inanmaz, ona Müslümanların İslâm'ı götürmesi gerekir.
Üçüncü sınıf, sırf dünyalık zevkleri, dinde yasak olduğu için o dini yasaklardan ibaret görür ve sevmez. İnsanların suçunu İslâm'a mal eder.
Düşünen insanlar İslâm'dan kaçamazlar. Onlar çok iyi bilirler ki, Allah günün birinde onları öteki âlemine alacak.. Hiç kimse Allah'tan kaçamaz. Ama kimisi labirent içindeki fareye benzer.
İnanmak akıl ister. İnanmak fikir ister. İnanmak güzel bir kalp ve güçlü bir yürek ister. Bir özelliktir inançlı olmak. Dindar olmak." sf.129

"Ben Allah'tan kaçmak isteyenleri labirentin içine konan fareye benzetiyorum. Fare labirentin bölümlerini gezdikçe kendisini hiç kimsenin bulamayacağını zanneder. Bilmez ki, kendisini deney için oraya koyan adam onu izlemekte, bir elini labirentin çıkışına koymaktadır." sf.156

Bu arada; kitabın sonunda şöyle bir not var;

"Bu ölümüne fedakarlık, başka bir ülkede 1949 yılında yaşanmış hikaye, ancak bazı detaylar günümüzden uyarlanmıştır. Olayı cezaevindeyken tanıştığım Ebazer'in kızından dinledim. Beni çok etkiledi ve sizlere sundum. Eğer, Vedat, hayatının kitap olacağını bilseydi, eminim size selam söylerdi."

Yani buna göre kitap gerçek bir olaydan uyarlama. Kitabın sonunda olanları düşününce, insan ne diyeceğini bilemiyor gerçekten.

Katrina Kittle - Yabancı Evin Tanıdık Odaları

"İnsan ister. Tanımak, güvenmek, sevmek ister. Büyümek, yaşamak, güçlenmek ister. Bazen ısınmak ister. Bir evin bir odasında, özgür olmak ister. Kapının dışında başka nefesler de olsun ister. Gerçekler arzularıyla örtüşmediğinde gözlerini kapatır belki. Kulaklarına büyük gelen fısıltıları duymamak için başka sesler hayal eder. Omuzlarına ağır gelen yükün altından kurtulmak için başka diyarlar düşler. Belki bir an yorulur ve yapmak için güç bulabileceği tek şey 'gitmek' olur. Gitmek, sonsuzluğa... 
İnsan, var oluşuna son vermeyi tercih edebilir. Bunu anlaşılması en güç kılan şeyse, bir çocuk tarafından tercih edilmesidir."


Yukarıda yazdıklarım kitabın arka kapağından alıntı. Sizce de 'gel beni oku' demiyor mu? 

Bu kitabı bana Zahide tavsiye etmişti. Onun tavsiye ettiği kitaplar genelde boş çıkmıyor. :) Bu kitap da beklentimin çok üzerinde çıktı.
Kitap pedofili kurbanı çocuk ve sübyancıları konu alıyor. Ayrıntıya girip bilgi veremeyeceğim, çünkü okumayanlarınız varsa benim gibi okurken şok olmanızı çok istiyorum. Okurken psikolojik olarak sizi bunaltan, geren, birilerini öldürme ya da sarsıp kendine getirme isteği uyandıran, duygusal anlamda çok yoğun bir kitap. 

Okumayan arkadaşlar, mutlaka okumalı. Özellikle psikolojik olaylara merakı olanlar bence kitabı çok sevecek.

Grave of the Firelies / Ateşböceklerinin Mezarı

"Ateşböcekleri neden ölmek zorunda?"
Studio Ghibli'den çıkmış olan 1988 yapımı Ateşböceklerinin Mezarı, 2. Dünya Savaşı sonrasında Japonya'da geçiyor. Bombalanan Kobe şehrinde hayatta kalma savaşı veren Seita ve küçük kız kardeşi Setsuko'nun akıllara durgunluk veren hikayesi, izlerken salya sümük ağlatan cinsindendi.


Filmin başında Seita bir istasyonda ölür ve ruhu kız kardeşinin ruhuyla bir araya gelir. Film süresince de bu iki kardeşin ölüme nasıl sürüklendikleri izleyiciye sunulur. 


Annelerinin ölümüyle birlikte, bir akrabalarının evinde kalmaya başlarlar. Ama ne akraba! Orda gördükleri zulüm karşısında dayanamayan Seita kardeşini de alır ve şehrin dışındaki bir sığınakta kalmaya başlarlar. Ve savaşın gerçek yüzü de işte o sahnelerde anlaşılır. 


Tüm bunların gerçekten yaşandığını bilmek filmi daha da çarpıcı ve etkileyici yapıyor. Özellikle sonlara doğru filmi izleyenlerden ağlamayan var mıdır çok merak ediyorum. Hala izlemeyenleriniz varsa mutlaka ama mutlaka izleyin diyorum. Keşke daha önce izleseydim dediğim filmlerden biri oldu.

E.V.Mitchell - Cennetin Rengi

"Ölmek üzereyken aklınızdan tonlarca şey geçer. Hani 'hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti' derler ya, çok doğru bir laf. Çocukluğunuzdan, gençliğinizden kalma anılar üşüşür zihninize. Ani ışık patlamaları gibi kafanızın içinde beliren görüntüler o kadar gerçektir ki adeta o dakikaları tekrar tekrar yaşarsınız. 
Bir şekilde tek bir film karesine sıkışmış olan hayatınızı, kuş bakışı izlerken bulursunuz sonra kendinizi. Verdiğiniz bütün kararları, başarılarınızı, yenilgilerinizi sorgulamak zorundasınızdır artık. Ve tek bir şeyi merak edersiniz... Gerçekten her zaman elimden gelenin en iyisini yaptım mı?
Ardından zamanın kıymetini bilemediğiniz tüm o güzel anları ve sevginizi yeterince gösteremediğiniz insanları hatırlayarak paniğe kapılırsınız. Kalbinizin derinliklerinden tek bir dua yükselir: Lütfen, son bir şans daha...
Ruhunuzun karanlık bir tünelin içinden akıp gitmekte olduğu o ümitsiz anlarda, cevabını merak ettiğiniz başka sorular da kurcalar aklınızı. Gerçekten diğer tarafta cennet diye bir yer var mıdır? Varsa nasıl bir yerdir?"


Yukarıda paylaştığım giriş bölümünü okuduğumda, "Tamam," dedim, "bu kitap bana istediğimi verecek." Ama maalesef bende hayalkırıklığı oldu. Konusu itibariyle, evet, çok güzeldi ama yazar bu konuyu doğru şekilde kaleme alamamıştı. Kitap harika bir eş, akıllı ve neşeli bir kız çocuğa sahip Sophie'nin mükemmel denecek hayatının bir anda tepetaklak oluşunu, gizemli bir olayla birlikte de geçmişiyle yüzleşmesini konu alıyor. Maalesef o gizemli olayı burada yazamayacağım, zira kitabın bütün sırrını ifşa etmiş olurum. Yazar böylesi güzel bir mevzuyu bulmuşken, neden peşinden atlı koşturuyor gibi yazma gereği duymuş anlamadım. Her şey çok yüzeyseldi ve çok hızlı ilerleyip oldu bittiye gelmişti. 

Kitabın seri olduğuyla ilgili bir şeylere denk gelmiştim nette ama çok da araştırmadım. Tavsiye eder miyim? Bilemiyorum. Çok ahım şahım bir kitap değildi bana göre. :)

Asude - Pabucumun Ajanı 1/2

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; okuduğum en gereksiz kitaplardan biriydi. Kitapları birlikte aldığım için ikisini de okumak zorunda kaldım. Okuduğum zamana ve verdiğim paraya yazık! 


Deniz Akın; berbat bir iş görüşmesi sonrasında çok öfkelenir. Bu öfke ile içeriğinde patronları aşağılayıcı sözler bulunan, onlara sayıp sövdüğü bir cv hazırlar ve soluğu ilk gördüğü holding olan Üstüner Holding'in kapısında alır. Ama güvenlik engeline takılır. Türkiye!de en çok kullanılan isimlerden biri olduğunu düşünerek, Ahmet isminde kuzeninin olduğunu ve onun aracılığı ile iş görüşmesine geldiğini söyler. Ortaklardan birinin Ahmet olması, Deniz için bir şanstır ve güvenliği bu şekilde tongaya düşürerek içeri girmeyi başarır. Tuna Üstüner ile de ilk kez o gün, bindiği asansörde karşılaşır. İşe bakın ki, Tuna şirketin başkanıdır ve Deniz'in sahte kuzeni Ahmet de Tuna'nın azılı düşmanıdır. Üstelik Ahmet o gün iş seyahatindedir ve Deniz dört bacak üstüne düşerek işe alınır. Ve olaylar olaylar.. Vıcık vıcık bir aşk, seks fantezileri (Gül ve Avcı kitabında da aynı durum söz konusuydu, yazarın fotoğrafını görünce ister istemez çok şaşırmıştım, ayrıntıya girmeyeceğim), basit diyaloglar vs.. 

Asude, kendince romantik komedi dalında bir kitap yazmaya çalışmış. Ama azıcık bile gülemedim. Çünkü kitap çok ama çok basitti! Yazar hayalinde olmasını istediği ne varsa kaleme almış ve bunu kitap diye okuyucuya sunmuş. Tamam, roman bir hayal ürünü ama bu kadar da absürdlük olmaz dedirtti. İlginç bir şekilde de kitabın çok seveni var. Bu kitapta ne buldular da bu kadar meth edip, bu kadar abartabildiler çok merak ediyorum. Bir ara baya sayfaları atlaya atlaya okudum kitabı, çünkü kendini tekrar ediyordu. 

Demem o ki, Asude okuma faslı benim için bu kitapla son bulmuştur. Kimseye de tavsiye etmiyorum! 

7 Mart 2016 Pazartesi

Strange Magic / Tuhaf Bir Sihir

"Bu hikaye, yan yana duran ama ayrı dünyalara ait olan iki krallığın hikayesidir."

Tavsiye üzerine izlediğim bu animasyon, beklentimin çok üstünde çıktı. Çoğu yerde beğenilmediğine dair hatta baya sert şekilde eleştriler okusam da ben sevdim. 
Film iyilerin ve kötülerin krallığından oluşan iki ayrı dünyada yaşayan goblinler, periler ve bir sürü yaratığın aşk iksiri uğruna verdikleri savaşı anlatıyor. Marianne iyiler krallığının babasından sonra başa geçecek prensesidir ve aşık olduğunu sandığı Roland ile evlenmek üzeredir. Roland ise kuracağı ordunun hayaliyle prensesin peşindedir. Düğün günü Marianne talihsiz bir şekilde aldatıldığını öğrenir ve aşka olan inancını tamamen yitirir. Roland aşk iksiri ile Marianne'i kendine aşık etmeyi kafasına koyar ve asıl macera başlar. 
Unutmadan belirteyim, biraz güzel ve çirkin masalını andıran bu animasyon filmi aslında bir müzikal. :) Filmi izleyip de sevenler genelde Marianne karakterini seviyorlar, oysa ben kötü kralın annesi olan Griselda'yı daha çok sevdim. :) İzleyenleriniz varsa beni anlayacaktır. 
Bir de fısıltı gazetesi olan mantarlar vardı tabi. :)

Animasyon severler için filmi tavsiye edebilirim. :)

3 Mart 2016 Perşembe

Inside Out / Ters Yüz

"Ağlamak; sakinleşmemi ve hayattaki sorunları çok takmamamı sağlıyor."


Bir ara dram filmleriyle kafayı bulurken, şimdilerde animasyon filmlerine takmış durumdayım. 
Inside Out da bu takıntı sayesinde izlediğim ve iyi ki izlemişim dediğim bir film oluyor. Zira kendisi ile acayip gönül bağı kurmuş olabilirim. 

Film Riley isimli kızın doğumu ile başlıyor. Onun doğumuyla birlikte duygular da oluşuyor. Önce gülümseme ile birlikte sahneye Neşe çıkıyor, Ağlamaya başlayınca Üzüntü beliriyor, ardından Korku, Öfke ve Nefret çıkıyor ortaya. Riley'in mutlu bir hayatı varken, babasının işi yüzünden taşınmak zorunda kalmalarıyla hayatı tepe taklak oluyor. Elbette duygularında da karmaşalar oluyor. İşte film, o duyguları konu alıyor. 

Aile kavramını da çok güzel anlatan filmi bence herkes izlemeli. Özellikle çocuklarınıza yapabiliyorsanız öğrencilerinize kesinlikle izletmelisiniz.

En sevdiğim replik :)
Ve son olarak finalin finali çok güzeldi. Ben duygularımın tipini çok merak ediyorum.
Siz de merak etmiyor musunuz? :)