29 Aralık 2016 Perşembe

2016 Biterken..

Poyraz: Hani böyle bazen bir rüya görürsün ya, hani sanki böyle çukur gibi bir şeyin içindesin. Dibindesin çukurun, böyle bağırıyorsun, sesin içine doğru gidiyor, sesin çıkmıyor.. Anladın? 
Ya da böyle birini görürsün, peşinden böyle koşmaya çalışırsın ama böyle hareket edemiyorsun, uzaklaşıyor git gide senden ya da ne bileyim böyle uçurum gibi çok yüksek bir yerden aşağı düşersin ya rüyanda.. Düşersin, düşersin, dibe gittiğini görürsün yavaş yavaş.. Kalbin hızlı çarpmaya başlar, nefesin kesilecek gibi olur, tam böyle dibe çarparken 'ooohhh!' diye bir anda uyanırsın böyle..
Sinan/İsa: Oh be! Rüyaymış.
Poyraz: Cık, hayatın ta kendisiymiş!

*

10-13 yıl kadar önce bir pazar sabahı, hava mis gibi sıcacık.. Abim askerden izne gelmiş, hep beraber neşeli bir kahvaltı sofrasındayız. Sokakta bir çığlık koptu, biri yardım edin diye haykırıyor. Neye uğradığımızı şaşırdık, hepimiz camlara çıktık. Karşı binamızın balkonundan komşumuz bağırıyor, "Koşun yetişin ne olur! Ergün ölüyor!" Kapıdan ilk fırlayan babam ve abim oluyor. Komşu binaların kapısından insanlar Ergün abinin kapısına koşuyor. Karşı evin açık camından "Ergün aç gözünü! Ergün ne olur, canım aç gözlerini!" yakarışları sokağa taşıyor. Sonra ambulans siren sesleri sokakta yankılanıyor. Daha dün akşam balkonunda şen şakrak sohbet eden Ergün abi birkaç dakika sonra bir battaniyeye sarılmış halde çıkıyor kapıdan, battaniyenin bir ucunu babam tutuyor. Aynı gün akşamında kızı haber alıp yazlıktan geliyor. Öldü dememişler, hasta demişler. Kapıdan içeri girince öğreniyor babasının öldüğünü. O akşam çocukluk arkadaşımın sesi evinin açık penceresinden sokağa taşıyor "Babaa!" diye. Günlerce o ses kulağımdan gitmiyor. O haykırış bana ne yaptı bilmiyorum, kabuslarımdan onun o geceki çığlığıyla uyanıyorum. Baş sağlığına bile gidemiyorum. Aylarca arkadaşımın yüzüne bile bakamıyorum. Babama "Baba." diye seslenmeye utanıyorum. 

2013'ün Ağustosunda bir akşam, hasta yatan babaannem gözlerimin önünde bilincini tamamen yitirip fenalaşıyor. Yıllar sonra yine siren sesleri sokağımızda yankılanıyor ama bu kez ambulans bizim evimizin önünde duruyor. Her şey o kadar çabuk oluyor ki, insan şaşırıyor. Sağlık görevlileri bembeyaz geceliği ve başındaki beyaz tülbentiyle babaannemi sedyeye yatırıp götürüyorlar. Babaannemi en son ambulansa bindirilirken görüyorum. Sabah iş yerindeyken abim arıyor, daha telefon çalar çalmaz anlıyorum. "İzin al ve eve gel." diyor. Başka hiçbir söz etmeden telefonu kapatıyor. Yarım saatlik o yol bana bir ömür sürmüş gibi geliyor. Sevdiğinin ölümünü görmek ne demekmiş öğreniyorum. Hem de en okkalısından.. 

O babası ölen çocukluk arkadaşım gelip sarılıyor bana cenazede. Beni teselli ediyor. O gün, ondan helallik istiyorum. "Ben sana gelememiştim. Sen bana geldin." 

İşin özü kimse kimseye "Seni anlıyorum." demesin, kimse kimseyi "Anlıyorum." diye teselli etmesin. Çünkü kimse kimseyi anlamıyor. Ancak aynı acıyı yaşayanlar birbirini anlıyor. O bile tam olmuyor. 

*

2016 hepimizi farklı acılarla sınadı. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler.. Ülkece ölümle, korkuyla ve birbirimize olan ya da olmayan güvenimizle sınandık. Yetmedi birey olarak sevdiklerimizi yitirmekle sınandık. Dünümüzle sınandık, bugünümüzle sınandık, yarınımızla sınandık. Kalplerimizle sınandık. Bitmedi, 2017'de de sınanmaya devam edeceğiz. Belki çok daha çektin koşullarla sınanacağız. Gidişat ne kadar kötü olursa olsun, kendime sürekli hatırlatmak zorunda kaldığım şeyi size de hatırlatayım: umudunuzu yitirmeyin! Çünkü umudumuzu da yitirirsek, geriye hiçbir şey kalmıyor. 

2017 yılı hepimize hayırlı olsun!

2 yorum:

  1. Hangi kitaptaydı şuan anımsayamıyorum fakat galiba "Erken Çöken Karanlık" (Kay Redfield Jamison) kitabındaydı; şöyle diyordu, acıyı benzerini çekenler anlayabilir sadece.. Ölüm, hastalık, intihar, sefalet ve bunun gibi bıçak sırtı anlarda "anlıyorum"lar çok boş geliyor dinleyene. Çok haklısın. O an senin ne düşündüğünü ancak o durumu yaşayan ve deneyimleyenler anlayabilir.

    "Umudumu yitirdim, despresyondayım şuan" gibisinden lafları aslında gereğinden fazla ve yersiz kullanıyoruz çoğu zaman. Umudun gerçekten tükenmesi demek, geri dönüşü güç bir yola girildiğini gösterir. Ki çoğu zaman biz o yola tam girmeden dönüyoruz. Ne kadar zor görünse bile dönüyoruz.

    Kimsenin umudu kırılmasın. Çünkü umut dışında hiçbir şeyi yanımızda götüremiyoruz mezara. Daha güzel bir dünya umuduyla giriyoruz o toprak altına. Ne para ne dostluklar hiçbiri yanımızda olmuyor.

    Ben de aslında yıl sonuna dair yazı hazırlayacaktım fakat vazgeçtim çünkü birkaç şey yazdım ama sonra vazgeçtim. Yazdıklarımı okuyunca kötü hissettim. Kötü bir yıl oldu. Hem de en kötülerinden. Zaten dünya ve ülkemizde de çok can yakıcı şeyler yaşandı. Ama kendi yaşantımda da sınırlarda gidip gelmişim. Onu farkettim. Umudun kırılmasına en çok yaklaştığm seneymiş meğerse. Şimdi bakıyorum ve dayanabildiğim için kendime teşekkür ediyorum. Umarım her şeyler daha güzel olur. Mutlu senelere.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sınırlarda yaşıyoruz hep, bir adım sonrası hiçlik.. Bu yılı aklını yitirmeden, hâlâ ayakta dimdik bitirebilen herkes bir kerecik olsun kendini alkışlamalı bence. Umarım güzel bir yıl olur. Teşekkür ederim.

      Sil