17 Haziran 2016 Cuma

Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar

Uzun zamandır bloga yazmak içimden gelmiyor. Ama sessiz sedasız komşu blogları okuyorum. 
Önceden kitap ya da film yorumluyordum ama artık onu da yapamıyorum. Bundan sonra aylık yorum ekleyeceğim. (Daha doğrusu eklemeye çalışacağım.) Çok sevdiğim, yorum yapmak istediğim kitap ya da filmler olursa o zaman ayrı bir post yapabilirim belki. Neyse, gelelim sadede. 

Mayıs ayında toplamda 7 kitap okumuşum. Bunlardan 3 tanesi şurada bahsettiğim E.L.James'in Elli Ton üçlemesi kitapları oluyor. Diğerleri ise şöyle;

Melike İnci - Aşk Sıraya Girmez: Bu kitap da bir üçlemenin 2. kitabı aslında. Serinin ilk kitabı O Anda idi. O kitabı çok severek okumamıza rağmen bu kitap tam anlamıyla bir kabustu! Açıkçası kitap demeye de bin şahit gerek. Kitap bir cenaze gününde geçiyor. İlk kitaptaki karakterlerden olan Selim'in ağzından o gün yaşananları okuyoruz. Buna yaşananlar da denemez aslında, daha çok diyalogları okuyoruz. Cenaze gününde yapılmayacak şeyler yapılıyor, konuşulmayacak mevzular konuşuluyor. Sizin anneniz ölmüş be kardeşim! Bırakın rakıyı, kimin eli kimin cebinde mevzularını di mi ama? Kimseye tavsiye etmiyorum. Okuduktan sonra kitabı kitapçıma götürdüm ve "Takas için getirmedim sadece kitaplığımda durmasını istemiyorum, sinirime dokunuyor. Dışardaki sepete koyarsınız." dedim. 

Goodreads Puanım: 1 Yıldız (Bunu da niye verdimse!?)

Sait Faik Abasıyanık - Mahalle Kahvesi: Bu benim bu yazardan okuduğum ilk kitap. Hikaye/öykü kitaplarını oldum olası severim. Uzun bir romanı okuyamayacak kadar kısıtlı zamanınız olduğunda ya da çok yoğun bir kitabı okurken bir es vermek adına iyi gidiyor bu tarz kitaplar. Mahalle kahvesi de birbirinden güzel hikayeleri barındıyor içinde. Hikayeler o kadar sıcak ve o kadar içtendi ki.. Kesinlikle son okumam olmayacak. Hikaye/Öykü gibi kitap türlerini sevenlere de tavsiye ederim. 

Goodreads Puanım: 5 Yıldız 

Feriduddin Attar - Mantıkut Tayr / Kuşların Diliyle: Bu kitabı çok uzun zamandır okumayı istiyordum. Kitap bana geçtiğimiz Ocak ayında hediye edilmişti ama ben ancak Mayıs ayında okumak için elime alabildim. Duygusal olarak hazır olmak istemiştim. Ordu'ya arkadaşımı ziyaretim sırasında başlayıp, yine oradayken bitirdiğim kitap benim için tam bir hayalkırıklığı oldu. Beklentimin çok yüksek olmasında mıdır yoksa kitap gerçekten kötü olduğu için midir ya da yazarın egosuna sinir olduğumdan mıdır bilemiyorum. Kitap beyitler halinde kısa kısa kafiyeli tasavvuf hikayelerinden oluşuyor. Kuşların Simurg'u bulma yolculuğunda, Allah'ı anarak peygamber hikayeleri ile başlayan kitap bir süre sonra yazarın egosuna geçiş yapıyor ve o baştaki muazzam tat kitabın sonlarına doğru sinir olmaya başladığınız yazar yüzünden yerle bir oluyor. Zaten bir süre sonra sözcükler hatta hikayeler kendini tekrar etmeye başlıyor ve ister istemez okuyucuyu sıkıyor. Kitabın farklı yayınevlerinden çıkmış versiyonları var. Onlar ne derece farklıdır, iyidir ya da kötüdür bilemiyorum. Tavsiye etme konusunda ise çekimserim. 

Goodreads Puanım: 3 Yıldız (Bu puanı kitabın ilk yarısı için vermiş olabilirim.)

Eleanor Coerr - Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu: Bu kitap bana Ordu'da evinde kaldığım dostumun hediyesiydi. Oradayken verdi bana. Kitabı İstanbul'a döneceğim gün otobüs saatimi beklerken okudum. Bir saat bile sürmedi bitirmem. Henüz anne karnındayken Hiroşima'ya atılan nükleer bomba yüzünden kanser olan 10 yaşındaki Sadako'nun, hastalığını öğrenmesiyle ölümü arasındaki o kısacık zaman dilimini aktarıyor kitap. Ve hastanede yatarken kağıttan yaptığı tuna kuşları.En çok da umut etmeyi ve inanmayı.. Kitapta yazan şeyin gerçek olduğunu bilmek ve çaresizlik duygusu insanın içine oturuyor. Herkesin mutlaka okuması, kitaplığında bulunması ve anne babaların çocuklarına da okutması gereken bir kitap. 

Goodreads Puanım: 5 Yıldız (Ve daha fazlası.)

Gabriel Garcia Marquez - On İki Gezici Öykü: Bu da benim Marquez'den okuduğum ilk kitap oluyor. Sevgili komşum Zihin'in tavsiyesi üzerine alıp okudum. Ve kitaba bayıldım! Marquez okumaktan ciddi anlamda çok korkuyordum. O kadar ok seveni öveni var ki, doğal olarak beklenti de çok yüksek oluyor. Buna bağlı olarak da "Ya sevmezsem?" sorunsalı ortaya çıkıyor. Daha önce bu korku yüzünden hiç Marquez okumadığımı bilen komşum sağ olsun bununla başlamamı önerdi. Seversin demişti, dediği gibi de oldu. Gerçekten kitaptaki 12 öykünün 12'sini de ayrı ayrı sevdim. Ama özellikle 2 hikaye vardı ki... onlar kesinlikle favorim oldu. Bu öykülerden biri "Ben Yalnızca Telefon Etmeye Gelmiştim" ki bu öykü beni inanılmaz etkiledi, bir diğeri ise son öykü olan "Karda Kan İzleri" ki bu da "Aman Allah'ım!" dedirten cinstendi. Çok etkilendim, çook... Benim gibi hiç Marquez okumamışsanız bence bu öykü kitabını mutlaka ama mutlaka okuyun. Tavsiyede bulunduğun için çok teşekkür ederim Zihin. :)

Goodreads Puanım: 5 Yıldız (Ve çok daha fazlası.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder