14 Nisan 2016 Perşembe

İskender Pala - Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk

"Ey sevgili! Hayli zamandır ben senim, sen de ben; biz iki bedende tek ruh, bir kabukta çifte bademiz, öyle iken sen ve ben diyerek arada ikilik çıkarmak aşkımıza yakışmaz!" sf.49


Öncelikle bu kitabın benim için çok özel olduğunu belirteyim. Çünkü benim hayatıma girmesi bile özel olması için yeterli. Tam tarihinden emin değilim ama kitap özel biri tarafından okumam için bana verildiğinde ya 2008 sonuydu ya da 2009 başı. Hayatımın en güzel ve aynı zamanda en çalkantılı dönemi olması sebebiyle kitabı okumak için çok fazla zaman ayıramıyordum. O zamanlar sanırım en fazla 50-100 sayfa falan okumuşumdur. Maalesef hayatımın tepetaklak olması ve kitabın bitmeden ellerimden kayıp gitmesi de yine o döneme denk düşüyor. Sanırım yaklaşık 1,5 yıl sonrasında bu kitapla ilgili anımı bilen biri bana kitabı hediye etmişti. Üzerine de şöyle bir not düşmüştü yanılmıyorsam: "Onun hâlâ içinde bir yerlerde olduğunu biliyorum. Hikayeyi tamamlamaya ne dersin?" Kitabın kapağını açmadan, ona dokunmadan günlerce kitaba baktım. Aylarca dokunmadan kitaplığımda bekledi. Kitabı değil ama kendi hikayemi tamamlamak istedim ama geç kaldığımı anladım. Ben de kitabı okumadan ikinci el kitap alan bir kitapçıya karşılıksız verdim. 2013 yılında bu kitabı satın aldım. Okumayı denedim. 70 sayfa okudum ve bıraktım. Okuyamama sebebim kesinlikle kitabın içeriği ile ilgili değildi. Tamamen duygusal. :) Sonra işte geçenlerde bu döngüyü kırmam gerektiğine inanıp kitabı yeniden elime aldım ve kaldığım yerden devam ettim. Bitirmem bir haftamı aldı. Bittikten sonra hissettiğim şeyi tanımlamam gerekirse: "İçimde bir parça hem eksilmiş hem tamamlanmış gibi."

Bu sebeple kitap hakkında tarafsız bir yorum yapamayacağım. Hatta iyiydi ya da kötüydü gibi yorum da yapamayacağım. Ama konusuna gelirsek şöyle kısaca bahsedeyim; 

Kitabın ana muhatabı Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun isimli eseri. Size Osmanlı döneminde bu kitap etrafında yaşanan olayları anlatan da kitabın kendisi. Leyla'sını arayan Kays yani namıdiğer Mecnun. Aslında tarihi bir roman. Dediğim gibi Osmanlı döneminde geçiyor. Hikaye Babil'de, üzerinde şifrelerin olduğu bir hançerin Fuzuli'nin eline geçmesi ile başlıyor. Bu hançer uzay yazıtlarını ve hazinelerin saklı olduğu gizli bir kapıyı açıyor. Ölmeden önce hançeri Fuzuli'ye veren adam bu hançeri çok iyi koruması gerektiğini söylüyor. Fuzuli de hançer üzerindeki şifreleri kimse bulamasın diye Leyla ile Mecnun eserini yazarak şifreleri bu eserin içinde serpiştiriyor. Sonra da bu kitap Babil'den İstanbul'a Osmanlı Sarayı'na gönderiliyor. Şifrenin kitabın içinde olduğunu öğrenenler, kitabın peşine düşüyor ve kanlı bir kovalamaca başlıyor. Kitap elden ele dolaşıp, şifreler çözülmeye çalışılırken Kays da (kitap) olan biteni heyecanlı bir şekilde anlatıyor, bir yandan da henüz Efendisi Fuzuli'nin elinde Mecnun olmadan önce gördüğü Leyla'sını arıyor. 

Altını çizdiğim çok fazla satır var ama bu kez paylaşmayacağım. Yine de kapanışı şöyle yapayım:

"Ben, Amiroğullarından Mülevvah'ın, kaderi hazin yazılmış şehzadesi Mecnûn. Efendim Fuzûlî'nin kölesi; onun kitabında yaşıyorum. Ve sen, neredesin Leylâaa?!" sf.79

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder