20 Şubat 2016 Cumartesi

Satranç Oynayan Derviş / Alıntılar

* "Utanç" bir ülkede yalnız aylık maaşları düşünmekti; "Efendilik" insanlığını kaybetmemek. sf.9

* Hem ilerleme yükseliş de olabilirdi düşüş de. Büyük ve üstün insanın ilerlemesi yukarıya, düşük bir insanın ilerlemesiyse aşağı doğruydu. sf.10

* Anahtarın adı "Ren"di; erdemi, sevgiyi, tevazuyu ve insanın sevgisini açan. Her insanda doğuştan var olan bu tohumu çimlendirmek lazımdı. Fakat çimlenen korku, zorbalık, vergiler, savaşlar, kıtlık ve açlıktı. sf.10

* Zorba yönetimler kaplandan daha yırtıcı ve daha korkunçtur. sf.11

* Bütün zamanlarda insan olmanın ilkeleri: Tevhid (Bir olana ortak koşarak yeryüzünde kaosa neden olan şirki reddediş), Birru'l Valideyn (anne babaya iyilik, bir zamanlar aciz bir bebek olduğunu hatırdan çıkarmayış) İhsan (Allah'a O'nu görüyormuş gibi kulluk. Zira sen O'nu göremiyorsan da O seni görüyor), Namaz (alıkoyacak şekilde seni kötülüklerden), Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker (iyiliğe çağırıp kötülükten alıkoymak, duyarsızlığı kabul etmeyen onurlu bir hayat), Sabır (çıkış yolunun anahtarı çünkü), Tevazu (insanla insan arasındaki köprü), Kibirden kaçma (zulmün ilk ve son basamağından). sf.13

* Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü. sf.14

* O'nun istediğini istemek, dile kolay. Zira nimetlerin sevildiği gibi sevilmek istiyor belalar. sf.15

* Günahlarını gizlediği gibi sevaplarını gizleyenleri arıyor, her günün kendinden bir şeyler götürdüğünü fark edip zamanın peşine düşenleri. "Ya Rabbi! Beni kendinle öyle meşgul et ki, senden alıkoyacak işlerden uzak kalayım!" deme cesaretini gösterenleri. sf.16

* Susmayla başlardı ilim, dinleme ve ezberlemeyle devam eder ve ancak yaşadıktan sonra öğretilebilirdi. Bilginin acısı da çoğalmalıydı. Fakat o da ne! "Mâle" fiilinden geliyordu mal. Kalpler mala meylediyordu. sf.19

* Su berraksa berrak, bulanıksa bulanıktı. Şerli ve bulanık kimselerin hayırlı sanılması kadar garip bir şey olamazdı. sf.20

* Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh. Bu yüzden şehirdeki ölüler mezarlıktakilerden çoktu. sf.24 

* Gözün şükrü, hayır gördüğünde açmak, şer gördüğünde örtmekti. Kulağın şükrü, hayır işittiğinde ezberlemek, şer işittiğinde unutmaktı. Ellerin şükrü, onlarla hak olandan başkasını tutmamak, ayakların şükrü, iyilikten başkasına gitmemekti. sf.24

* Uçmak ne ki, yerde leş arıyorsa gözler! İşte akbabalar da uçuyor gökte kara lekeler bırakarak. Var mı uçabilen kalbinin üstünde! Tayy-ı mekan edene itibar ediyorlar, ne tuhaf! Ya su üstünde yürüyenlere ne demeli; balıkları denizde yürütmüyor mu Allah! Var mı yürüyebilen kalbinin üstünde! Ah kolay mı O'na ulaşmak! sf.26

* Kötülüklerden kötülük gelmesine şaşmamak gerek. Gece karanlıktan ayrı tutulur mu hiç! sf.34

* Eskiden cemaat çok, camiler azdı. Şimdi camiler çoğaldı, cemaat azaldı. sf.38

* Madem ağaçlar onlara koşmuyordu, onlar ağaçlara koşmalıydılar. Madem bölük pörçük olmuştu Müslümanların dirayeti, özlü bir tutkalla yapıştırmalıydılar. sf.60

* Şiddeti bilmeyen bir insan merhameti de bilmez. Cehennemi hakiki kılar cennet, cenenti hakiki kılar cehennem. İnsan tükenmek bilmeyen hırsını nerede köreltecek. Hangi söz açacak gözlerini ve ne kadar koruyabilecek onu tekrar kapanmaktan? Sözün sırrı ne? Hangi derinlikten gelirse sarsılır insan? sf.65

* İnanç, umut ve iyilikle aydınlatılabilirdi ancak bu kara orman. Bedenle ruh ancak birlikte yürüyebilirdi. İşte o zaman kimin ne yaptığının farkına varabilirdi insan. sf.65

* Güneş ne zaman kaybolmaya yüz tutsa gün doğuyor onlara. Alacakaranlıkta dört put kol kola giriyorlar. Kâh set olup suyun önünü kesiyor kâh yarasadan mendillerini sallayarak halay çekiyorlar. Yanılgı en değerli konukları. Onu ağırlayabilmek için bilgiyi yolcu etmeleri gerekiyor, kuşku ağaçlarını budamaları. Bu dört gulyabani evcil hayvanlar gibi yaşıyor aklın kenarında. Alışkanlık korkuyu bastırıyor. Işık sızdırmaz perdeler rahatlatıyor fikri. Düşünce sarayında in cin top oynuyor. Ta ki yargıç adını koyana kadar heyulaların: 

Idola tribus = Soy Putları: Algoya körü körüne güvenme, genelleştirme, kanıtları görmezlikten gelme ve sonuca sıçrayış. 
Idola specus = Mağara Putları: Kişisel eğilimler, alışkanlıklar, çevre ve okumanın biçimlendirdiği davranış kalıpları.
Idola fori = Çarşı Putları: Zihni bulandıran soyut sözcükler, dayağı olmayan kavramlarla hayatı tanımlama.
Idola theatri = Tiyatro Putları: Eski öğretilere sorgusuz teslim oluş, yıllarca benimsenmesinden dolayı basmakalıp kuramlara bağlılık. sf.100-101

* Bir göreve yükselmek çetin bir iştir; insan çabaladıkça yeni güçlüklere sürüklenir, zaman zaman küçülür, onursuzluk yoluyla onur kazanır. sf.101

* Ne müthiş bir komedi! İnsan sahnede! Ben varım! diye haykırıyor. Düşünmeden haykırıyor. Şüphe etmeden kendinden. Şüphe etse, beden ne, ruh ne soracak. Mükemmel olmadığının farkına varacak ve mükemmel olanın. sf.105

* Bir mağaradır televizyonum belki duvarlarına resimler yaptığım. Ateş yakıp yalanlar kızarttığım her akşam. sf.109

* Düğün davetini kabul edip düğün elbisesi giymeyen kimse düğüne iştirak edemeyeceği gibi, iman eden fakat imanını iyi davranışlarla süsleyen kimse de ölümsüzlüğü kazanamayacaktı. sf.114

* "En geniş zihinlerin bile sığlıkları vardır." diyorsa bir bilge çatışma kaçınılmazdı. Dinde bulunmadığı halde ona sonradan giren aşırı inanış ve uygulamalar tamamıyla, imanı akla aykırı bir alan olarak kabul etmenin bir sonucuydu. sf.114-115

* Ah La Fontaine! Masalların bizi nasıl da yanılttı. Kargayla alay etmemizi isterken sen, biz tilkiyi sevdik. Ağustosböceği'ne kızmamızı isterken sen, biz karıncayı ezdik. Aslan bölüştürülecek şeyin hepsini kendine aldığında aslan oluverdik birden. Sivrisinek aslanı yere vurduğunda sivrisinektik. Sen bir dersi tatlılaştırmak için başvurmuştun bu yalanlara, biz dersi değil yalanı bal eyledik. Sadece yalanı mı, dalkavukluğu, serseriliği ve zulmetmeyi de. sf.123

* Kötülüğü genişletmenin adını 'ilerleme' koymuşlar. sf.134

* Yol dediğimiz sadece bir duraksamaydı. O halde niyeydi bu budalalıklar? sf.141

* Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündü. Ama uyumuyor da uyku taklidi yapıyorsa, ne kadar çaba sarf edilse de boştu! sf.144

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder