29 Aralık 2016 Perşembe

2016 Biterken..

Poyraz: Hani böyle bazen bir rüya görürsün ya, hani sanki böyle çukur gibi bir şeyin içindesin. Dibindesin çukurun, böyle bağırıyorsun, sesin içine doğru gidiyor, sesin çıkmıyor.. Anladın? 
Ya da böyle birini görürsün, peşinden böyle koşmaya çalışırsın ama böyle hareket edemiyorsun, uzaklaşıyor git gide senden ya da ne bileyim böyle uçurum gibi çok yüksek bir yerden aşağı düşersin ya rüyanda.. Düşersin, düşersin, dibe gittiğini görürsün yavaş yavaş.. Kalbin hızlı çarpmaya başlar, nefesin kesilecek gibi olur, tam böyle dibe çarparken 'ooohhh!' diye bir anda uyanırsın böyle..
Sinan/İsa: Oh be! Rüyaymış.
Poyraz: Cık, hayatın ta kendisiymiş!

*

10-13 yıl kadar önce bir pazar sabahı, hava mis gibi sıcacık.. Abim askerden izne gelmiş, hep beraber neşeli bir kahvaltı sofrasındayız. Sokakta bir çığlık koptu, biri yardım edin diye haykırıyor. Neye uğradığımızı şaşırdık, hepimiz camlara çıktık. Karşı binamızın balkonundan komşumuz bağırıyor, "Koşun yetişin ne olur! Ergün ölüyor!" Kapıdan ilk fırlayan babam ve abim oluyor. Komşu binaların kapısından insanlar Ergün abinin kapısına koşuyor. Karşı evin açık camından "Ergün aç gözünü! Ergün ne olur, canım aç gözlerini!" yakarışları sokağa taşıyor. Sonra ambulans siren sesleri sokakta yankılanıyor. Daha dün akşam balkonunda şen şakrak sohbet eden Ergün abi birkaç dakika sonra bir battaniyeye sarılmış halde çıkıyor kapıdan, battaniyenin bir ucunu babam tutuyor. Aynı gün akşamında kızı haber alıp yazlıktan geliyor. Öldü dememişler, hasta demişler. Kapıdan içeri girince öğreniyor babasının öldüğünü. O akşam çocukluk arkadaşımın sesi evinin açık penceresinden sokağa taşıyor "Babaa!" diye. Günlerce o ses kulağımdan gitmiyor. O haykırış bana ne yaptı bilmiyorum, kabuslarımdan onun o geceki çığlığıyla uyanıyorum. Baş sağlığına bile gidemiyorum. Aylarca arkadaşımın yüzüne bile bakamıyorum. Babama "Baba." diye seslenmeye utanıyorum. 

2013'ün Ağustosunda bir akşam, hasta yatan babaannem gözlerimin önünde bilincini tamamen yitirip fenalaşıyor. Yıllar sonra yine siren sesleri sokağımızda yankılanıyor ama bu kez ambulans bizim evimizin önünde duruyor. Her şey o kadar çabuk oluyor ki, insan şaşırıyor. Sağlık görevlileri bembeyaz geceliği ve başındaki beyaz tülbentiyle babaannemi sedyeye yatırıp götürüyorlar. Babaannemi en son ambulansa bindirilirken görüyorum. Sabah iş yerindeyken abim arıyor, daha telefon çalar çalmaz anlıyorum. "İzin al ve eve gel." diyor. Başka hiçbir söz etmeden telefonu kapatıyor. Yarım saatlik o yol bana bir ömür sürmüş gibi geliyor. Sevdiğinin ölümünü görmek ne demekmiş öğreniyorum. Hem de en okkalısından.. 

O babası ölen çocukluk arkadaşım gelip sarılıyor bana cenazede. Beni teselli ediyor. O gün, ondan helallik istiyorum. "Ben sana gelememiştim. Sen bana geldin." 

İşin özü kimse kimseye "Seni anlıyorum." demesin, kimse kimseyi "Anlıyorum." diye teselli etmesin. Çünkü kimse kimseyi anlamıyor. Ancak aynı acıyı yaşayanlar birbirini anlıyor. O bile tam olmuyor. 

*

2016 hepimizi farklı acılarla sınadı. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler.. Ülkece ölümle, korkuyla ve birbirimize olan ya da olmayan güvenimizle sınandık. Yetmedi birey olarak sevdiklerimizi yitirmekle sınandık. Dünümüzle sınandık, bugünümüzle sınandık, yarınımızla sınandık. Kalplerimizle sınandık. Bitmedi, 2017'de de sınanmaya devam edeceğiz. Belki çok daha çektin koşullarla sınanacağız. Gidişat ne kadar kötü olursa olsun, kendime sürekli hatırlatmak zorunda kaldığım şeyi size de hatırlatayım: umudunuzu yitirmeyin! Çünkü umudumuzu da yitirirsek, geriye hiçbir şey kalmıyor. 

2017 yılı hepimize hayırlı olsun!

2016 Yılında Yan Gelip Okuduklarım

Bu yıl toplamda 62 kitap okudum. (Elimdeki kitap biterse, bir ihtimal 63 olabilir.) Çok kötü kitaplar okuduğum gibi çok güzel, harika dediğim kitaplar da okudum. Maalesef okuduğum bu kitaplarla ilgili düzenli olarak yorum giremedim bloga. 2017'de daha sık yorum girmek isterim, ancak bununla ilgili söz veremiyorum. 

Bu yıl okumaktan çok korktuğum 3 kitabı okuduğum için kendimle gurur duyuyorum. :) Bu 3 kitap şöyle: 

Oğuz Atay - Tutunamayanlar
Alex Haley - Malcom X
Haruki Murakami - 1Q84

2017 yılında aynı şekilde okumaktan çok korktuğum 2 kitap var:

Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı
James Joyce - Ulysses 

Bu kitaplar da 2017 okuma hedefimde. :)


Okuduğum kitapları aşağıda listeledim. Goodreads'te verdiğim puanları da yanına not düştüm. (Puanlamalar 5 üzerinden) Rakamların yanına yıldız koyduklarım ise bu yıl okuduğum en iyi kitaplardır.

2017 yılında daha çok kitap okumak dileğiyle diyor ve listeye geçiyorum. :)



4 - Didem Madak - Pulbiber Mahallesi (Şiir) /5
8 - Tezer Özlü - Yeryüzüne Dayanabilmek İçin /2
16 - Alex Haley - Malcolm X /4
17 - Death Note 1 (Manga) /5
19 - Füruzan - Parasız Yatılı /4
20 - Death Note 2 (Manga) /5
21 - Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda /4
22 - Death Note 3 (Manga) /5
23 - Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü /4
24 - Melike İnci - Aşk Sıraya Girmez /1
25 - Sait Faik Abasıyanık - Mahalle Kahvesi /5
26 - Feriduddin Attar - Mantıkut Tayr Kuşların Diliyle /3
27 - Eleanor Coerr - Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu /5
31 - Gabriel Garcia Marquez - On İki Gezici Öykü /5
32 - Kerstin Gier - Silber 2 /5
33 - Ransom Riggs - Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları /3
34 - Mehmet Ünver - Bir Kuzgun Yaz /2
35 - Oğuz Atay - Tutunamayanlar /4
36 - Leah Thomas - Benimle Asla Tanışamayacaksın /5
37 - Elena Ferrante - Terk Edenler ve Kalanlar /5
38 - Elena Ferrante - Kayıp Kızın Hikayesi /5
39 - Death Note 4 (Manga) /5
40 - R.J. Palacio - Mucize /5
41 - E.L James - Grey /4
42 - Amber L. Johnson - Yağmurla Gelen Mutluluk /5
43 - Becca Fitzpatrick - Tehlikeli Yalanlar /4
44 - Stephenie Meyer - Yaşam ve Ölüm /3
45 - Rainbow Rowell - Fangirl /3
46 - Laura Esquivel - Acı Çikolata /5*
47 - Edgar Allan Poe - Morgue Sokağı Cinayetleri /2
48 - Murat Menteş - Garanti Karantina /1
49 - Jojo Moyes - Senden Sonra Ben /3
50 - Tarık Akan - Anne Kafamda Bit Var /5
51 - Tezer Özlü - Eski Bahçe Eski Sevgi /5
52 - William Shakespeare - Othello /5
53 - Selim İleri - Yağmur Akşamları /3
54 - Necip Fazıl Kısakürek - Bir Adam Yaratmak /5*
55 - Yusuf Atılgan - Aylak Adam /4
56 - Chuck Palahniuk - Dövüş Kulübü /5*
57 - Franz Kafka - Amerika /4
58 - Dostoyevski - Yeraltından Notlar /5
59 - Haruki Murakami - 1Q84 /4
60 - Sezgin Kaymaz - Kün /5*
61 - Kerstin Gier - Silber 3 /5
62 - Gürgen Öz - Karanlık Köy /2

26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Yılında İzlediğim Kore Dizileri ve Ostleri

Kore dizi sektörü bir ara ciddi bir yükselişteydi. Boys Over Flowers, Goong, Yi San vs gibi dizilerin yayınlandığı dönem özellikle çok başarılıydı. Sonra bir dönem gerileme yaşadı -tabi bu benim fikrim- ve çok da tutmayan diziler çıktı piyasaya. Bu hep böyle mi gidecek diye düşünürken 2016 yılında resmen Kore dizi sektörü bir patlama yaşadı ve birbirinden harika diziler piyasaya sürerek çıtayı yükseltti. Her yayınlanan dizi bir öncekinden güzel olmaya başladı. (Ve yine tabi ki bu benim fikrim.) Bunu neden söylüyorum? Çünkü şu sıralar Goblin diye bir dizi izliyorum ve hiç şüphesiz 2016 yılında yayınlanan bütün dizileri açık ara sollayarak yıla damgasını vurmuş durumda. (Tabi ki bu da benim şahsi fikrim.) Bu diziyle ilgili tek temennim, finalini saçmalamamaları. Eğer öyle olursa gerçekten hayalkırıklığı yaşatır. 

K-pop (Koreli grupları) dinlemeyi uzun zaman önce bırakmış olsam da dizi ostlerini takip ediyorum. Çünkü -bence- çok kaliteli müzikler çıkıyor. Hatta k-pop piyasasına bakınca dizi ostleri onlardan birkaç tık daha iyi (bence). Hele bu yıl, en kötü dizinin bile ostlerinden çok güzel şarkılar çıktı. 

Şimdi gelelim bu yıl izlediğim dizilere.. Sıralamaya en sevdiğimden başlayıp, en sevmediğimle sonlandıracağım. Özellikle en sevdiklerime kısaca bir şeyler yazıp, altlarında da en sevdiğim ostlerinden birini Türkçe altyazılı videosunu paylaşacağım. Merak edip dinlemek isteyenler olursa diye. :) 

Not: Ost nedir diye merak edenler için; Original/Official Sound Track kısaltması oluyor. :)

1- Six Flying Dragons


Öncelikle söylemem gerekirse; ben Kore dizilerinde tür olarak tarihi dizileri seviyorum. 2014 yılında 51 bölümlük Empress Ki dizisinin henüz rekorunu kıramasam da bu dizi de 50 bölümlüktü. Ve tıpkı Empress Ki'de olduğu gibi bu dizide de daha olsa daha izlerdim, o kadar mükemmel bir diziydi. Sanki dizi izlemiyor da satranç oyunu izliyormuş gibi hissettiriyordu izlerken. Yani stratejiler, beyin fırtınaları, hamleler vs havada uçuşuyordu. (buraya gözünden kalp fışkıran emoji geliyor) Hele dövüş sanatları da işin içine girince tadından yenmiyor. Dizideki en kötü karakteri bile sevmiştim yaa. İşte bana böyle dizilerle geldiğiniz zaman, Kore, Çin, Japon, Amerika vs yapımı olsun olmasın hiç farketmez, seve seve izlerim. :) Bu yıl tarihi diziler arasında izlediğim en iyi diziydi. 

Ve dizinin en bomba Ostsi: Ha Hyeon Woo - Muiia

https://www.youtube.com/watch?v=kwGSb5LY8hU

Bu dizi için bonus yapacağım; bu şarkının çıkış noktası olan şu sahne beni inanılmaz etkilemişti.

https://www.youtube.com/watch?v=KmasA7N2BAc


Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

2 - Moon Lovers


Yine bir tarihi diziyle devam ediyoruz. :) 20 bölümlük çok ama çok acıklı bir aşk hikayesiydi. İzleyen herkesi salya sümük ağlatan cinsinden hem de. Aşk acı vermeye başladığında yeniden biraraya gelmek üzere terketmeyi seçmenin en güzel ama bir o kadar da hüzünlü hikayesi. Bir çoğu Hae Soo karakterine gıcık olmuş olsa da dizide beni en çok etkilen o oldu. Finalini devamı gelecekmiş gibi ucu açık bitirip bizi umutlandırsalar da elbette yeni sezonu olmayacak. :(

Bu dizinin beni derinden yaralayan ostsi ise: Davichi - Forgetteng You :'(

https://www.youtube.com/watch?v=ORpezMJfdzI

Bu da bonus olsun. Sun Hae Im - Will Be Back :(

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

3- Moonlight Drawn by Clouds


Sıralamada ilk 3 dizinin tarihi dizi olması sizi şaşırtmasın artık. :D Bir acıklı aşk hikayesi daha ama neyse ki bu tatlıya bağlanan türdendi. Çok sızlananından değil. :) Bu diziyi de alıp götüren Park Bo Gum'un aşkla bakan buğulu gözleri oldu bence. 18 bölüm boyunca oynamadı resmen yaşadı çocuk o rolü. :))

Bu dizinin en iyi ostsi tartışmasız: Beige - Because I Miss You (Dinlerken hala etkileniyorum.)

https://www.youtube.com/watch?v=pWgg6nnLlhg

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

4- Mirror of the Witch


Dörtte de tarihi dizi var ancak bunun türü diğerlerine göre farklı. Lanetler, kara büyüler, doğaüstü güçler falan. Güzel fantastik bir yapımdı, sonu ile beni tatmin edemese de... Bu diziyi de sevmiştim. Bu dizinin sevdiğim ostsini ekleyemiyorum, çünkü bir türlü bulamadım. Kara büyünün kızı etkisi altına aldığı anlarda çalan bir şarkıydı. (buraya suratsız emoji geliyor) Belki de ostden sayılmıyordur. Şu videodaki müzik oluyor kendisi, gerilimi tetikleyen harika bir müzik bence. :D Ama tabi bunun dışında bir ost daha var ama Türkçe altyazılı bulamadım, İngilizcesiyle idare edin artık. :)

Bu dizinin sevdiğim ostsi: Lush - Love

https://www.youtube.com/watch?v=6Ac63RWDQB4

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

5- W-Two Worlds


İzlediğim en ilginç ve en orjinal yapım hiç şüphesiz bu diziydi. Türünün de tek örneği sanırım. Çizgi roman karakteriyle gerçek dünyadan bir kızın aşkını anlatan aksiyon dolu bir dizi. Çizgi romanın dünyası ile gerçek dünya arasında gidilip gelinen, olayları ona göre şekillenen, her sahnesinde şimdi ne olacak deyip izleyiciyi şaşırtmayı başaran, bu yılın olay yaratan bir yapımı oldu. Çok iyiydi! 

Dizinin tartışmasız en iyi ostsi: Basick ft Inkii - In The Illusion

https://www.youtube.com/watch?v=eW9Rt7GuBt4

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

6- Another Miss Oh


Kader temasının çok ilginç bir şekilde işlendiği dizi, bu yılın en ilginç yapımlarından biriydi bana göre. Gelecekte yaşayacağı olayların kesitlerini önceden gören bir adam ile kaderi bu adam yüzünden değişmiş bir kadının aşkını anlatan diziyi ben çok sevmiştim. "Çok yakında bir zamanda ve ne şekilde öleceğinizi bilseniz şu anki seçimlerinizi neye göre yapardınız?" sorusunu bol bol düşündüren bir diziydi. 

Bu dizinin en sevdiğim ostsi: Ben - Like a Dream

https://www.youtube.com/watch?v=gSXD92S2HYg

Bu da dizi boyunca en önemli sahnelerde ortaya çıkarak kalbimize taht kuran şarkı, bonus olsun: The Black Skirts - Wait More

Dizi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

7- Oh My Venus


Bu ikiliyi bir arada izlemeye doyum olmaz! 2015 sonlarında başlayıp 2016 başlarında biten dizi izleyen herkesin sevgilisi oldu. İzlerken gülmekten çenemize ağrıların girdiği harika bir yapımdı. 

Bu dizinin sevdiğim ostsi: Kim Tae Woo ft Ben - Darling U

https://www.youtube.com/watch?v=TJGly4984vA

Dizi hakkında detaylı bilgi için tıklayınız!


Ve diğer diziler...

8- Beautiful Gong Shim
9- Page Turner
10- Madame Antoine
11- Moorim School
12- Cheese in the Trap

Şu sıralar izlediğim Goblin ve Weightlifting Fairy Kim Bok Jo mükemmel gidiyor. 
Henüz devam ettiği için onları listeye eklemedim. 2017 listesinde yerlerini alırlar artık. :)

19 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Yılında Yan Gelip İzlediğim Filmler

Bu yazıyı hazırlarken en son ne zaman sinemaya gittiğimi düşündüm ve bir türlü hatırlayamadım. Sonra listeye şöyle bir göz attım ve en son Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları filmine gittiğimi hatırladım. Ardından filmin Türkiye vizyon tarihine baktım, Eylülmüş. Ben Eylül ayından beri sinemaya gitmiyorum. Çünkü bir süre önce yalnız sinemaya gitmekten artık keyif almadığımı fark ettim. Belki zamanla yine alışırım... 


Şimdi, 2016 yılını şöyle bir düşünürsek güzel filmler izledim ama bunlar kesinlikle sinemada izlediklerim değil daha çok evde izlediğim filmlerdi. Maalesef bu yıl sinemada çok fazla film izleyemedim ki zaten vizyona giren filmler de çok ahım şahım şeyler değildi. Şimdi izlediğim filmlerle ilgili ufak bir şeyler paylaşacağım.
(Puanlama sistemim 5 üzerindendir. -(eksi) puanlarım ve yıldızlı pekiyilerim bile var. *-))


Öncelikle 2016 yılında vizyona girmesini büyük bir merakla bekleyip, izledikten sonra da beni hayalkırıklığına uğratan filmlerle başlayalım:

Miss Peregrine's Home for Peculiar Children /3
X-Men: Apocalypse /3
Alice Through The Looking Glass /3
Pride and Prejudice +Zombies /-5 (Felaketti!)
Ip Man 3 /3
Deadpool /3 
Now You See Me 2 /4
Me Before You /4

Özellikle X-Men: Apocalypse, Alice Aynanın İçinden, Now You See Me ve Me Before You için beklentim çok ama çok yüksekti ancak beklentimi karşılayamadı maalesef. :( Ama ayrıcalıklı olarak Me Before You diğerlerine göre daha iyiydi. Tabi kitabın verdiği duyguyu veremedi. Kitabı okurken hüngür hüngür ağlayan benim için film o derece etkilemedi. Belki de benim o anki durumumla alakalıdır bilemiyorum.

Bunlar dışında 2016 vizyon tarihli izlediğim filmler şöyle:

London Has Fallen /2
Captan Fantastic /3
Suicide Squad /4
The Boy /2
The Huntsman: Winter's War /1
The Divergent Series: Allegiant /3
Alvin ve Sincaplar: Yol Macerası /-1
Kocan Kadar Konuş: Diriliş /4
Magi /-5
Somuncu Baba: Aşkın Sırrı /-2
Kaçma Birader /-5
Dedemin Fişi /-5

Ve bu yıl şunu bir kez daha anladım ki, Türk filmleri sinemaya gidip izlemeye değmiyor. Gerçekten değmiyor. 2017 de öyle bir hataya düşmemeye gayret edeceğim. :/

Bizim Hikaye /3
Nadide Hayat /3
Yol /3
Gönül Yarası /4
Eşkıya /5*
Reis Bey /5*

Evde izleyip, beni derinden etkilen Türk filmleri olmadı değil hani. Eşkıya ve Reis Bey gibi. Uzun zaman etkisinden kurtulamadığım filmlerdi. 

X-Men: Wolverine
X-Men 1 (2000)
X-Men 2 (2003)
X-Men The Last Stand
X-Men First Class (2011)
The Wolverine (2013)
X-Men Days of Future Past (2014)

Bu yıl yaptığım en iyi şeylerden biri hiç şüphesiz X-Men serisini baştan sona kadar izlemiş olmamdı sanırım. Gerçekten harikaydı. 2017 yılında da Batman için aynı şeyi yapacağım. Superman ve Spiderman için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim, zira ben o ikisini de sevmiyorum. Ama mutlaka izle dediğiniz Marvel serileriniz varsa söyleyin, önerilere açığım. :)

When Marnie Was There /5*
Inside Out /5*
Grave of the Firelies /5*
Strang Magic /5*
Mary and Max /5
Hotel Transylvania 2 /-5 (İlk filmi o kadar iyiyken bu neden kötüydü ki? :( )
Princes Mononoke /5
Tinker Bell and Legend of the Neverbeast /5

2016 yılında sınırlı sayıda animasyon izledim ama her biri birbirinden güzeldi. Hotel Transylvania 2 hariç (bir hayalkırıklığı daha) diğer hepsini mutlaka izlemenizi öneririm. Çok ama çok iyilerdi gerçekten.

Şimdi sıralayacaklarımsa mutlaka izle denilen ya da benim izleme listeme olup da izlediğim filmlerden oluşuyor. Aralarında ciddi anlamda çok sevdiğim filmler var.

The Man From U.N.C.L.E /3
The Revenant /3
The Danish Girl /5
Room /5
Carol /5*
Beetle Juice /5
Madam Bovary /4
Big Fish /5*
With Honors /5*
The Curious Case of Benjamin Button /5
Fifty Shades of Grey /3
Room in Rome /2
Big Eyes /4
The Silence of the Lambs /3 (Abartılacak kadar yokmuş.)
The Breakfast Club /5*
Love, Rosie /4
The Dreamers /4
Red 1 ve 2 /5
Silent Hill /4 (Bu da gereksiz abartılmış.)
A Christmas Carol /4

Hint sinemasından bu yıl çok bir şey izlemedim, çünkü filmlerinin süresi çoook uzun ve bazen zaman kaybı gibi hissediyorum. Filmin olmadık yerinde şarkı söyleyip dans etmeye başlamaları cidden sabır istiyor. Ama sosyal mesaj verilen filmleri güzel oluyor. Bu yıl 3 Hint filmi, 1 Endonezya 1 de Irak filmi izledim. Hepsi de birbirinden güzeldi. Müthiş mesajlar içeren filmlerdi. Zamanlama olarak da iyi seçimler yaptığımı düşünüyorum. Assalamualaikum Beijing ve Bajrangi Bhaijaan filmlerinde hıçkıra hıçkıra ağladığım sahneler oldu. Bu tarz filmlere ilginiz varsa mutlaka tavsiye ederim, izleyin.

PK /5
Rab Ne Bana Di Jodi /5
Bajrangi Bhaijaan /5*
Assalamualaikum Beijing /5*
Kaplumbağalar da Uçar /4

Ve son olarak her yıl istisnasız tekrar tekrar izlediğim filmler..

Fight Club
Twilight 
Harry Potter
Eternal Sunshine of the Spotless Mind


Bu yılın kapanışını Eternal Sunshine of the Spotless Mind ile yaptım. (Dün gece izledim.) Sanırım bu artık bir gelenek haline geldi. Twilight var bir de, Bu iki filmin bütün sahnelerini ezberledim gibi. Canım sıkıldıkça, özledikçe açıp izliyorum ne de olsa. Muhtemelen yıl bitmeden (yılın bitmesine 2 hafta var) ben bu iki filmi yine izleyeceğim.

Öyle işte. Ben bu yıl bu filmleri izledim. Film konusunda tavsiyelere açığım. Siz söyleyin ben listeye ekleyeyim, 2017 yılında izlemeye çalışacağım. Bir de 2017 yılında beklediğim filmlerle ilgili bir post hazırlasam güzel olur gibi. Siz ne dersiniz?


3 Aralık 2016 Cumartesi

Burcun neydi senin yavrum?


Şimdi malumunuz (sadece twitterdan takip eden arkadaşlar biliyor gerçi) yaklaşık 1,5 yıldır kazanmak için debelendiğim Smmm Staj başlatma sınavını 4. denememde geçtiğimiz Ekim ayında kazandım. Kazanmanın mutluluğunu ağzımdan burnumdan getiren, mutluluğumu bana zehir eden yanında çalıştığım mali müşavire de eyvallah edip işten çıktım. Zira 3 yıllık staj süresince o adam kesinlikle çekilmezdi. Stajımı yakması işten bile değildi. Neyse, her şey buraya kadar gayet güzel değil mi? 

Ama olay burdan sonra karmaşık bir hâl aldı. Yılbaşına kadar staj yeri bulamazsam, staj başlatmam mayıs ayına kayacak ve bu da bana 6 ay kaybettirecek. Doğal olarak inanılmaz bir strese girdim. Bu stres ister istemez sağlık sorunlarını da beraberinde getirdi. Birkaç aydır yalnız yaşamanın verdiği his de eklenince yakında buna depresyon da eklenir. Çünkü seviyorum depresyonu. Oh mis. 

Geçen gün staj yerim için babam kendi mali müşaviriyle görüştü. Adam gelsin bir görüşelim dedi. Ben de sonuç alamayacağımızı bile bile görüşmeye gittim. Çünkü insanlarda bir korku var smmm stajyerlerine karşı. Haklılar da. Çünkü stajyer milletine güven olmaz. Staj bittiğinde dosya kaçırabilir, belgeyi alıp tüyebilir vs. Neyse, görüşmeye gittim. Genç bir beyefendi daha var ofisten, güzel güzel sohbet ediyoruz falan. Sonra bana burcumu sordu. Başak dedim. Doğum tarihimi gün ay ve yıl olarak söylememi istedi. Söyledim. Sohbet esnasında çok zeki birine benziyorsun dedi ve diğer beyefendiye şakayla karışık "Aslan olmaktan kıl payı sıyırmış." dedi. Ben de gülümseyerek "Bir gün farkla çok şükür." dedim. O Aslan burcunu sevdiğinden mi yoksa sevmediğinden mi öyle bir şey söyledi bilmiyorum. Soramadım da, içimde kaldı. Nedir bu Aslan burcundan çektiğimiz arkadaş, her yerde karşıma çıkıyor!
(Merak edenler için, görüşmenin sonucu henüz bildirilmese de %99 olumsuz.)

Yalnız şunu belirtmeliyim ki; Aslan burcu benim geçinemediğim, benden uzak olmasını istediğim burçların en başında gelir. Ama olaya bakın ki, annem Aslan burcudur. Eyvallah dediğim patronum da Aslan burcuydu. Bu kadar egoist, bu kadar lider ruhlu bir burç tanımadım ben. Okuyucularım arasında Aslan burcu arkadaşlar varsa kusuruma bakmasın. Ama gerçekten Aslan burcuyla yıldızımız bir türlü barışmadı, hatta annemle de ben alttan aldığım sürece geçinebiliyoruz. 

Bu yazıyı sonlandırırken, bol bol iş görüşmesi tecrübesi yaşamış biri olarak, iş görüşmelerinde sorulan sorulardan birisi artık burcunuz. İş görüşmesine gidecek arkadaşlar ona göre hazırlıklı gitsin. Burcunuz işe yarar özelliklerini bilin ve ona göre kullanın. :P

Hadi gittim ben. Giderken de şunu şuraya bırakayım:

https://youtu.be/VAXUcXOoKt8

21 Kasım 2016 Pazartesi

#PoyrazKarayel -Ep6

Taşkafa: Beyler, Şu sofra bozulmadan bi' selfie çekelim mi?
Zülfikar: Ben selfie olayına karşıyım. 
Sefer: Niye lan?
Zülfikar: Çünkü selfie dediğin şey kapitalist emperyalist sistemin bize dayatmasından başka bir şey değil.
Sefer: O nerden çıktı şimdi?
Zülfikar: Şurdan çıktı agacım. Ne demek selfie? Ben demek. Ben diyor yani ben, ego. Bunu niye Oscarda patlattılar usta? Çünkü bütün dünyaya bir mesaj vermek istiyorlardı ve aynı anda vermek istiyorlardı. Peki neydi o mesaj? Kendini sev, kendine aşık ol, kendinden başka hiçbir şeyi önemseme. Aynen bunu söylüyorlardı abi. Yani diyor ki, toplumu önemseme toplumun bir önemi yok, toplumu boşver. Diğer insanları önemseme, bireyleri önemseme diyor kendinden başka hiçbir şeyin önemi yok diyor, yani diyor ki sen tok musun? Şahane! Yatıyor. Ama dünyanın başka bir yerine bir çocuk açlıktan öldüyse sakın önemseme diyor, senin sorun değil, önemli değil diyor, umrunda olmaz. Sen diyor, yediğin yemeğin fotoğrafını paylaş diyor, ben diyor yani. Ben ben ben ulan! Ben diye diye öldürecekler bizi lan! 

6 Kasım 2016 Pazar

Moon Lovers

"Sevginin aksi nefret etmek değilmiş. 
Terk etmekmiş."


"Hiç buluşmamış olsaydım onunla, böyle hasret çekmeyecektim.
Hiç bilmeseydim onu, bu kadar çok düşünmeyecektim.
Birlikte olmamış olsaydık, böyle yok olmayacaktım.
Bu kadar kıymet vermemiş olsaydım, böyle çok hatırlamayacaktım onu.
Sevmemiş olsaydım, birbirimizi terk etmeyecektik.
Hiç karşılaşmamış olsaydık, birlikte olmayacaktık.
Keşke.. seninle hiç karşılaşmamış olsaydım."

https://youtu.be/Ab1DytUMcSw

4 Kasım 2016 Cuma

#PoyrazKarayel -Ep5

Poyraz: Sence hangi aşamadasınız?
Ayşegül: Yani, bilemiyorum. Biraz heyecan duyduğumu inkar edemem ama aklımı başımdan aldığını da söyleyemem. 
Poyraz: Peki, diyelim ki seni bir restorana götürdü herkesin içinde sana seni sevdiğini söyledi. Ne düşünürsün?
Ayşegül: Budala. 
Poyraz: Peki bir gün eve girdin her yer çiçeklerle kaplı, böyle yüzlerce rengarenk,
Ayşegül: Sıradan.
Poyraz: Peki sinemaya gittiniz, filmin en romantik yerinde elini tuttu kulağına seni seviyorum dedi.
Ayşegül: Liseli.
Poyraz: Peki beklemediğin bir anda tuttu öptü seni.
Ayşegül: Hödük.
Poyraz: En sonunda artık sabrı taştı, ağzını burnunu kırdı, tuttu saçından "Bana bak lan!" dedi "Ya benimsin ya da kara toprağın!"
Ayşegül: Hııh! İşte tam hayalimdeki erkek! 

~*~

Poyraz: Çok yorgunum albayım, doğru söylüyorsun. Yorgunum. Ben yaşamaktan yoruldum artık. O kadar yoruldum ki, ölmeye bile gücüm kalmayacak diye korkuyorum.


30 Ekim 2016 Pazar

Lost on You..

Son zamanlardaki favori parçam: LP - Lost on You
Ben dinliyorum siz de dinleyin. 


https://youtu.be/wDjeBNv6ip0

28 Ekim 2016 Cuma

#PoyrazKarayel -Ep4

Sinan: Bir insan aşık oldu diye bu kadar üstüne gidilir mi? 
Poyraz: Gidilir oğlum, gidilmez mi? Gidilir tabi. İnsan zaten aşık oldu diye üstüne gidilir. Aşık olmak nasıl bir şey biliyor musun? Gökten bela yağdığını düşün, kaçacak saklanacak hiçbir yerinin olmadığını düşün işte aşk öyle bir şey. 

~~

Poyraz: Gitme! Demek çok zor tabi. 
Ayşegül: Kal desen? Kalamam zaten.
Poyraz: (Hep bu zatenler keşkeler mahvetti aşkları.)
Ayşegül: Yok yani, olmuyor. Gitmem gerek. Benim babamdan uzaklaşmam gerek. Burada bir hayatım yok. Aşık olamıyorum, sevemiyorum, bağlanamıyorum. Hayatımda sadece acı var, korku var, nefret var. Güçlü görünüyorum değil mi? Güçlü falan değilim ben, güçlü de olmak istemiyorum, Güçlü de olmak istiyorum ama artık mutlu da olmak istiyorum. Ki o da burada mümkün değil. Hayatım boyunca kendime yalanlar söyledim. Olmadığım biri gibi göründüm. Bir şey söyle.
Poyraz: (En güzeli sessizlik. Bazen konuşmaktan çok daha fazla şey anlatıyor.) Kaçmak neyi çözecek ki?
Ayşegül: Ben kaçmıyorum. Tamam kaçıyorum ama mecburum. Sen anla bari, kimse anlmıyor beni bari sen anla.
Poyraz: Neye mecbursun sen Ayşegül, neye mecbursun? Bak benim hayatım bitti. İtibarım beş paralık oldu kaçmadım. Evladımı elimden aldılar, mesleğimi elimden aldılar, hayatımı aldırlar yine kaçmadım. Sen neye mecbursun bi' anlat bana ya, neye mecbursun? Hadi.
Ayşegül: Anlamıyor musun ya? Ben nefes bile alamıyorum artık. Bu ülkeden gitmem gerek.
Poyraz: Sen Londra'ya değil Madagaskar'a bile gitsen aynı şeyleri yine yaşayacaksın, aynı şeyleri yine düşüneceksin, aynı acıları çekeceksin.
Ayşegül: Sen nerden biliyorsun?
Poyraz: Biliyorum işte. Kardeşinin mezarı senle beraber Londra'ya gelmeyecek mi sanıyorsun?
Ayşegül: Kardeşimi karıştırma, sakın.
Poyraz: Bak ben bu hayatta tek bir şey öğrendiysem o da ne biliyor musun? Neden kaçarsan kaç, ne kadar kaçarsan kaç, eninde sonunda elbet bir gün karşına çıkacak. Hem de bu sefer arkadaşlarını da alıp gidecek. (Kaçmak belki de tek çıkış yolu.) Karar senin tabi gitmek istiyorsan, git.. (Allah benim belamı versin ya!)
Ayşegül: Başka çarem yok.
Poyraz: Bence kalbinin sesini dinle ya.
Ayşegül: Sen bilmezsin, benim kalbim bile bana yalan söyler ona bile güvenmiyorum artık.
Poyraz: Yani..
Ayşegül: Yani, gidiyorum. Böylesi herkes için daha iyi. 

~*~

Poyraz: Dünyanın hiçbir yerinde böyle rezalet görülmemiştir. Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Aşık olma oranı yüz binde kırk iki. Aşkta geriyiz de başka şeylerde değil miyiz sanki? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz. Buyrun bakalım, binde dört nokta iki. Gururumuza dokunuyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre, yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme, kırk dört bin otobüste ya da dolmuşta hafif temas, dört bin iki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar izleme ve on dört bin yedi yüz uzaktan aşık olmak ve sadece -bu sayı kesin- sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiş.

(Oğuz Atay - Tutunamayanlar) 

27 Ekim 2016 Perşembe

#PoyrazKarayel -Ep3

Poyraz: Dersimiz aşk. Konu, kızları kendimize nasıl aşık ederiz? Madde 1; bir kızı kendine aşık etmenin en kestirme yolu ona pislik gibi davranmaktır. Şiir yazmayı falan hemen unutuyorsun. Araya arkadaş sokma birisi filan sakın deneme böyle şeyler. Kızlar serseri erkeklerden hoşlanır, şiir yazan erkeklerle kızlar sadece arkadaş olurlar. 

Aşk dediğin aslında nedir biliyor musun? Ağzının ortasına bir tane yumruk yersin kan tükürürsün, sonra bir tane daha yersin yine kan tükürürsün. Canın yanar söyleyemezsin, söylesen anlatamazsın, anlatsan anlamazlar sadece çeken bilir yani. Üstelik de en kötü tarafı ne biliyor musun? Bu bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir.  

~*~

Ayşegül: İnsanlar bazen kendini yalnız hisseder.
Poyraz: Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boşuna mağaramdan çıkarma beni..
Ayşegül: ..Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. 

(Oğuz Atay / Tutunamayanlar)

~*~

Sadreddin: Sen ayaklı nefes alan bir trajedisin.
Poyraz: En azından bir hikayem var.

23 Ekim 2016 Pazar

#PoyrazKarayel -Ep2

Poyraz: Anne baba çocuk ve televizyondan oluşan, toplumun en küçük yapısına aileyi çekirdek veya çekirdek aile denir. Türk tipi aile modunda önem sırasına göre başrol babanındır. Sonra kaç yaşında olursa olsun erkek çocuk gelir. Daha sonra sırasıyla televizyon, beyaz eşyalar, mobilyalar, portmanto, gardırop, perdeler, tabaklar çanaklar bardaklar ve son olarak da annelerimiz gelir. Kıymetli annelerimiz boş vakitlerinde cepheye mermi taşır, bulaşık yıkar, ütü yapar. Babalarımız bir hayal kırıklığı bir "Ah ulan be! Şimdi genç olacaktım." duygusu, futbol, at yarışıyla beslenirken; annelerimiz çok daha ekonomiktir. Onlar yalnızca televizyondan yayılan radyasyonla beslenirler. 

İşte yukarıda bahsi geçen bu soğuk ve sıkılgan ve sevgisiz yapıya Türk tipi aile denip, başka bir coğrafyada eşi benzeri bulunmaz. 

İsa: Poyraz abi, bu nasıl aile? Kimse kimseyi sevmiyor mu?

Poyraz: Ya seviyor da göstermeyi beceremiyor.


~*~


Poyraz: En sevdiğin yeri okusana bana.

Ayşegül: Ne yapmaya çalışıyorsun?

Poyraz: Seni etkilemeye çalışıyorum.

Ayşegül: Sevgili bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve bir çok söz yarım kalsaydı birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da.. 

Poyraz: ..yazmak anlatmak birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı, sonra durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

(Oğuz Atay / Tehlikeli Oyunlar)

15 Ekim 2016 Cumartesi

#PoyrazKarayel -Ep1

Poyraz: Ülkemiz (iki nokta üst üste) üç tarafı denizlerle çevrili içi yalnızlıklarla dolu kara parçasıdır. Ekonomimiz; Antalya'da portakal, Afyon'da sucuk, İzmit'de pişmaniye üretip bunları bir türlü kimseye satamayız. Ayrıca Fransa'dan aydınlarımız için bunalım, spor severler için Güney Afrika'dan stoper ve Rusya'da 1.80 üzeri gelinler ithal edilip, bütün bunlar ülkemiz senaristleri tarafından televizyon dizilerine dönüştürülüp Araplara satılır. Ayrıca ülkemizde yazlar sıcak ve ter kokulu, kışlar ise soğuk ve yalnız geçer. Hem de çok yalnız geçer be İsa. Ayrıca ülkemizde en gelişmiş spor dalı karşılıksız sevmektir. Karşılıklı sevmeyi bir türlü beceremediğimizden dolayı az gelişmiş ülkeler seviyesinde kalırız. Halbuki batılı gelişmiş ülkelerde insanlar birbirini karşılıklı severler. 
İsa: Poyraz abi, sen hiç aşık oldun mu? 
Poyraz: Hayır ama bir kere omzumdan vuruldum.  
İsa: İyi de ne alaka şimdi? 
Poyraz: İkisi de çok acı veren şeyler. Boşver sen şimdi. Büyüyünce anlarsın. Hadi git, git de sonsuz yalnızlığımla başbaşa bırak beni.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Film Meydan Okuması

Sevgili komşum Zihin bir ara arayı açmıştı ama bir döndü tam döndü. Hemen de  Meydan Okumayı bağladı bloga. Buradan kendisine selam olsun. :)

1- İzlediğim en son film: Bizim Hikaye


2- Sevdiğim bir fantastik film: A Series of Unfortunate Events (Talihsiz Serüvenler Dizisi)


3- Sevdiğim bir aksiyon/macera filmi: Kill Bill 


4- Sevdiğim bir korku/gerilim filmi: The Others (Diğerleri)


5- Sevdiğim bir dram filmi: Remember Me (Beni Unutma)


6- Sevdiğim bir komedi filmi: Pirates of the Caribbean (Karayip Korsanları)


7- Beni mutlu eden bir film: Tonari No Totoro (Komşum Totoro)


8- Beni üzen bir film: The Boy in the Striped Pyjamas (Çizgili Pijamalı Çocuk)


9- Sahne sahne ezbere bildiğim bir film: Twilight (Alacakaranlık)


10- Sevdiğim bir yönetmen: Tim Burton


11- Çocukluğumdan kalma sevdiğim bir film: Home Alone (Evde Tek Başına)


12- Sevdiğim bir animasyon filmi: Howl's Moving Castle (Yürüyen Şato)


13- Sevdiğim bir aşk hikayesi: Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan)


14- Herhangi bir filmden sevdiğim bir replik: New Moon (Yeni Ay)


"Hatırlamanın yasak, unutmanın korkunç olduğu zor bir çizgide yürüyorum."

15- Kitap uyarlaması olan sevdiğim bir film: P.s. I Love You (Not: Seni Seviyorum)


16- Sinemada izlediğim son film: Me Before You (Senden Önce Ben)


17- Geçen yıl izlediğim en iyi film: The Theory of Everything (Her Şeyin Teorisi)


18- Beni en çok hayal kırıklığına uğratan film: The Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği)


19- Sevdiğim bir erkek oyuncu: Sam Claflin


20- En hakettiğinden fazla değer biçilmiş film: Boyhood (Çocukluk)


22- En önemsenmemiş film: Hugo


23- Herhangi bir filmden sevdiğim bir karakter: Alice in Wonderland (Alis Harikalar Diyarında)


Şapkacı :)

24- Sevdiğim kötü bir karakter: Swenney Todd


Sanırım Johnny Depp farkı. :)

25- Sevdiğim bir kahraman: Magneto


26- Kirli zevklerimden saydığım bir film: Kocan Kadar Konuş


27- Sevdiğim bir klasik: Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği)


28- Sevdiğim bir arkadaşlık portresi: The Perks of Being a Wallflower (Saksı Olmanın Faydaları)


29- Sevdiğim bir yeniden çevrim: Yok :)

30- Hiç sevmediğim bir film: Dracula: Untold (Drakula: Başlangıç)



Uuuf! Ne zor bir meydan okumaymış arkadaş! Bitirene kadar ben de bittim. Yorumsuz idare edin artık. *-)