9 Temmuz 2015 Perşembe

Güzelcin?

Evet, yine ben. 
Bu akşam size bir dergi temin etme macerası anlatmaya karar verdim. 

Derginin adı Güzelcin.


Özellikle instagram kullanıcıları sonra günlerde farketmiş olmalılar. Benim de çok sevdiğim şair/yazar Cahit Zarifoğlu anısına bir dergi yayınlanmaya başladı. İlk sayısıyla bu ay kısıtlı raflarda yerini aldı. Derginin varlığından haberdar olur olmaz, ilgili kişilerle irtibata geçtim, çünkü benim için heyecan verici bir olaydı. 

Tıpkı "Kafka Okur" dergisinin çıkacağı haberi aldığımdaki kadar heyecanlandırdı. Gerçi Kafka Okur çağımızın popülerlik hastalığına yakalandığından beri ilgimi çekmiyor. 

Ama Güzelcin dergisi benim için gerçekten çok önemliydi. Neyse, önceki hafta ilk işim tabi ki ilk gördüğüm sosyal ağ olan instagramdan iletişim kurmak oldu. Görüştüğüm şahıs, derginin İstanbul'da Cağaloğlu, Beyazıt Kitap Fuarı ve Üsküdar iskeleden satışa sunulacağını söyledi. Dedim "Ben çalışıyorum, gidemiyorum. Kargo yapmanız mümkün mü?" Olumlu yanıt gelince çok sevindim. Benimle birlikte Zarifoğlu'nu seven Afazim için de bir tane alıp ona sürpriz yapmayı planladım. İletişime geçtiğimiz kişi pazartesi günü bana dönüş yapacağını söyledi. Pazartesi günü bir heves dönüş bekledim. Gelmeyince ben yazdım. Bana tekrar dergiyi temin edebileceğim adresleri verdi. Uzatmadım, peki dedim. Ben hesap bilgisi beklerken karşıma tekrar aynı şeylerle çıkınca daha nesini uzatacaktım. Ramazan ayındayız, tersleşmeye lüzum yok. 

Cuma günü, dergiyi çok istediğimi bilen bir arkadaşım üşenmedi benim için Üsküdar İskele'ye gitti. Ama "Dergi kalmamış." diyerek ekledi "Tekrar gelecekmiş, eğer gelme şansın varsa ayırmasını rica edebilirim." Ne zaman gidebileceğim belirsiz olduğu için teklifini reddetmek zorunda kaldım. 

Peki sizce bu macera burda bitti mi?
Tabi ki hayır!

Cumartesi günü Afazim'le iftar için Aksaray'da buluştuk. Sırf dergiyi bulabilmek için o sıcakta Aksaray'dan Beyazıt'a yürüyüp kitap fuarında derginin satışının yapıldığı Beyan Yayınları'nın standına gittik. Ve tabi ki burda da hüsrana uğradık. Derginin bittiğini söylediler. Devamını istediklerini ama ne zaman geleceğinin de belirsiz olduğunu eklediler. Bir hayal kırıklığı daha.

Artık burda vazgeçmemiz gerekiyor değil mi?
Ama vazgeçmedik ve Beyazıt'tan Cağaloğlu'ndaki yayınevinin yolunu tuttuk. Çok sıcak, oruçluyuz, uykusuzum ve yoğun geçen iş günü yüzünden yorgunum. Ve evet, biz o yolu yürüdük. Yayınevini bulana kadar da sokak sokak dolaştık, kaybolduk. Tam artık, bulamayacağız galiba geri dönelim dediğimiz bir anda önüne çıkıverdik. Şimdi şanslı olduğumuzu düşünüyorsunuz değil mi? 
Siz öyle sanın!

Yayınevinin zilini bir kaç kez çaldık, açan olmadı. Hemen yan taraftaki kırtasiyedeki bey amca sağ olsun, hemen yetişti bize. "Aslında açık olması lazım ama duymuyorlardır belki" dedi ve dış kapıyı anahtarla açtı. "Yukarı çıkın kızım, bir de ordan çalın kapılarını açarlar belki" dedi. Çıktık yukarı. Zile bastık, kapıya vurduk. Ama nafile.. 

Biz o kadar yolu, o oruçlu ve yorgun halimizle boşuna gitmiştik. 
Yaşadığımız hayalkırıklığı da cabası.

Sizce ben pes etmiş olabilir miyim? 
Pek tabii HAYIR!

Cumartesi günü Üsküdar'a iftara gideceğim. Giderken yine Beyazıt'a uğrayacağım, orda bulamazsam da Üsküdar İskele'ye bakacağım. Yine bulamazsam, bu kez gerçekten pes edeceğim!!

Not: Fotoğraf alıntıdır.

Edit: Artık benim de bir Güzelcin Dergim var. :)

2 yorum:

  1. Ama ben mutlu son bekliyordum. Neyse ki uskudara gidecekmissin yoksa senin icin birkac arkadas seferber edecektim. Ramazan olmasa ben de giderdim. Belki gene giderim dur bakayim sorarim sana ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh ahh! Keşke mutlu son olabilseydi. İnşallah cumartesi günü mutlu sona bağlayabilirim. Olsa da olmasa da burda bir yazı görürsün zaten. Allah razı olsun canım.

      Sil