16 Ağustos 2014 Cumartesi

i dont wanna be your hero..


http://www.youtube.com/watch?v=mHeK0Cwr9sg

Ölümlere..

"Ölümle tanıştıktan sonra anladım,
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın..

..
Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkes susar
Konuşur ölüm

Ve sürer hayat..
..
Ölümler vardır:
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde..
..
Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına.."
..
İnna Lillah ve İnna İleyhi Raciun."



16.08.2013'den beri ambulans siren seslerinden çok korkuyorum..
Birini daha alıp gidecekler benden ve bir daha getirmeyecekler diye..
Ve dahası..
Ben onu çok özledim..

10 Ağustos 2014 Pazar

NFK - Reis Bey / Alıntılar

                                        * Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.


* Gözyaşı suçun rengini soldurmaz. 
* Benden, merhametin öldürdüklerine merhamet beklemeyiniz!
*Ben nefsimden çok şey çektim. Reis Bey! Ben nefsimden razı değilim.. Siz, nefsinizin baskısını hak sanıyorsunuz! Nefsinizle mağrursunuz! Bu dünya dört köşe değildir, Reis Bey!..
* Doğan kuşu da esirdir ama küçük kuşları avlamaya bayılır.
* Ümit kalmayınca telaş da biter.
* Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Bu çölünde yol alıyorsunuz.
* Dağları kaydıran bir zelzele olurken, birbirine sarmaş dolaş çocukların haline dönmeli değil miyiz? Nedir bu zelzele arasında birbirimizin saçını yolduğumuz, ciğerini söktüğümüz?
* Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni kalb.. ateşini bulsun, hemen değişir.
* İnsana acıyın! Eğer yankesici ciğerlerinizi söküp götürmeye geliyorsa, ciğerlerinizi muayeneden geçirin!.. Ne suçu var, diye. Kadın, güzelliğini; banka, parasını; memur, insafsızlığını; kanun, idraksizliğini muayeneden geçirsin!..
* Düşeş niçin bey de, hepyek neden köle?
* Acımak düşünmektir, acımak bulmaktır. Acıyın, yeter!
* Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın! Ağzından kemiğini çaldıran köpeğe, her parçası ayrı ayrı kıvranan solucana, tabanı yanan çakala.. Hepsinin üstünde insana; buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle gözyaşı döken insana acıyın!
* Gündüzün bitişinde gece, düzlüğün berisinde ayrılık, ekmeğin ucunda açlık var diye katıla katıla ağlayalım!.. Çocuklar; dünya bir gözyaşı evinden başka ne olabilir? Ağlayanlardan olmak dururken, üstelik ağlatanlardan olmak reva mı?
* Ağlayın, çocuklar!.. Mazlumun, kendinde kıyılana, zalimin de kendinde kıydığına ağlayın! Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği? Gözyaşına ulaşılmadıkça ele geçmez. Zalime daha çok ağlayın, çocuklar; zalimde beni ve kendinizi görün, ona daha çok ağlayın! Bir gözyaşı çetesi kurun, beni Reis seçin; ve insanlara gözyaşını öğretinceye kadar delik deşik edin onları, bıçaklarınızla, kurlunlarınızla.. Ama bu bıçaklarla değil, ıslak kirpiklerinizle..
* Her şey içimde olup bitecek..
* Milletler gibi; toplamı efendi, ferdi köle.. Kuvveti çokluğundan geliyor.
* Böyledir bu Reis Bey, ya ağlar ya güler; ikisinde de can çekişir.
* Desenize eroin, insandan en aziz nimeti aldıktan sonra, onu yalandan iade etmenin saadeti!.. Her an öldürüp, her an diriltmek, sonra yine öldürmek marifeti.. Zalimlikte, eroinle tam dengiz birbirimize.. Asilce öldürmek adalettir, bu zalimliğin yanında..Bir de kirleterek, ufalayarak öldürmek var.. Bu sanat bir onda, bir de bende..
* Ona göre aile ve cemiyet terbiyesi.. Masallarda, karıncaları ezmemek için, ayağına çıngıraklı nalin giyen adam yerine, incecik manaları ezmeyeyim diye, toprakta basacak yer bulamayan çilekeş insanların topluluğu.. İçtiği suyu, olduğu gibi gözyaşına çeviren insanların cemiyeti..
* Boş bir toprakta aranırcasına suç aranmaz; ancak meydana çıkarsa görülür.
* Merhamet ekmek olsa da bütün aç insanlığa dilim dilim dağıtılsa, payına hiçbir şey düşmeyecek olan lanet budur!
* Benim anlayışıma göre her fert, baş ucuna, 'suçlu benim, herkes suçsuz!!' levhasını asmalıdır ama, kendisi dururken, başka kimsede bu levhayı aramamalıdır. Yoksa kendi levhasını düşürmüş, tepelemiş olur.
* İçime sorarsanız; Savcı adam öldürürken okşar; bense okşarken öldürürüm.
* Gözümde, başkalarının bütün pisleri temiz, benim bütün temizlerim pis oldu.
* Dışımda ne arıyorlar, içime doğru suçluyum ben..
* Merhamet, harikulade bir şey; içinde hayat kaynayan kazan.. Eğer ona uzanan eller arasında benim kan dolu avuçlarım olmasaydı.. 
* Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse, umacı korkusuyla yorgan altına kaçan çocuk gibi, nefsimizin beton çatısını tepemize çekmiş, yaşamayı öldürüyoruz! Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz; ruhundan uzağız! Halbuki ne güzel isim koymuşlar ona; Rahmet.
* Bakın, çocuk geçin arkasından nasıl bir çok erken başlıyor! Kainat nizamı.. Merhamet için de aynı şey.. Kinin, zulmün de başında ve sonunda merhamet nöbet bekliyor.
* Rahmet.. Alem, bu temel üzerinde.. Eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu? Rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılı, ışıltılı su.. Ne duruyorsunuz? Sökün sahte su borularını, ev ev merhamet şebekesi kurun! Tepelerinizdeki çatıları da yıkın, göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki, acı su borularından kedi kendisine tatlı su akacak ve başlar üstünde güneşe yol veren kubbeler yükselecek..
* İdam sehpası altında, perdesi düşen göz, görmez mi? Hepimiz, bütün insanlık, buz çölünde yol alıyoruz! Güneş şehri arkamızda, karanlık beldesi önümüzde. Git, gittiğin akadar! Aldığımız nefesler bile, hançerden, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Buz üstüne nakış nakış yonttuğumuz eserler, buzdan gururları ile bizi büsbütün buzlaştırıyor. Bakarken gözle bıçaklıyoruz, dinlerken kulakla boğuyoruz, koklarken burunla zehirliyoruz. Damak kirletiyor, el solduruyor, düşünce de kalb halvetinde ırza geçiyor. Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz. Bir şey olmasın diye mi, olsun da yapılmasın diye mi? Sen kaplanı yetiştir, besle sonra sana pençe atıyor diye boynuna kemet at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana!
* Merhamet, hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava gibi, ateş gibi, her şeyin temeli.. Onu getirin, kuracağı iklimde iyi'nin ölü bitkileri dirilsin, kötünün de diri bitkileri ölsün..
* Merhametin ukalası olmak, merhametsizlikten beter.. Papazların yaptığı gibi, sadece edebiyatçısı olmak da onu harcamak..
* Kalbim bütün dikişlerinden yırtıldı; yine mühürü istediğim gibi açılmıyor. Beş dakika uyusam, merhametsiz uyanıyorum. Yediğim yemeğin lokmasında merhametli, son lokmasında zalimim! 
* Cüceler memleketinde dev.. Alışılmış lafların, fikirlerin, birkaç gök tepesinden bakıyor. Yazık ki, özlediği besteyi, kendisinden başka kimseye ezberletemeyecek!..
* Ben bir zaferin değil, bir bozgunun temsilcisiyim! Eğer bir yükseklik gösterdim ise, bu çıkış hissi veren bir inişten geliyor. Uçurum dibinde biten bozgun!.. Uçurumlar dağ, dağlar uçurum olmalı ki, ben kahraman olabileyim..

6 Ağustos 2014 Çarşamba

-muşum?

Ben yokmuşum uzun zamandır.
Varsam da yazmıyormuşum. 
Kitap yorumu yapmıyormuşum.
Filmlerden bahsetmiyormuşum.
Hep hastalıktan bahsediyormuşum.
Hep acıtasyon yapıyormuşum.
Ben hiç gülmüyormuşum. 
Hep somurtuyormuşum.
Burnum bir karış havadaymış.
Havamdan geçilmiyormuş.
İşte öyle dediklerinde "hadi len ordan!" demek istiyormuşum.
Ama susmayı tercih ediyormuşum.
Beni gülerken görenlere sesleniyorum!
Sizce de harika görünmüyor muyum? 

(Temsili)

Neyse.
Ben bayramda Çanakkale'ye gittim, kuzenimle.
Aniden gelişen bir olaydı o yüzden plansızdım.
Sonra ben yoldayken Sevgili Beyaz Kitaplık Ailesi, geçen sefer gelmemiştiniz bu kez mutlaka bekliyoruz dedi. Ben de görüşmeyi çok istiyordum. Eğer bu kez de görüşemeseydim çok üzülecek hatta İstanbul'a döndüğümde gidemediğim için hayıflanıp pişman olacaktım. Bunu engellemek adına, bayramın ilk günü fırsat bu fırsattır diyerek kahvaltıdan sonra soluğu evlerinde aldım.
Ama beni ne karşıladı dersiniz?

Beni görünce ağlamaya başlayan bir Küçük Adam! 

O kadar mı korkunç görünüyorum? :P

(temsili)

Beyaz Kitaplık Ailesinin evine giderken yolda kuzenim sordu:

- Abla kimin evine gidiyoruz?
+ Kitap dostumun.
- Nerden tanışıyorsunuz?
+ Kitap blogundan.
- Daha önce yüzyüze görüştünüz mü?
+ Sayılıyorsa şayet, evet, rüyamda.
- Nasıl yani?
+ Aileyle, hatta doğmamış bebekle rüyamda tanıştım.
- Abla çok ilginçsin yaa.
+ Biliyorum.
- Daha önce görmediğin birinin evine gidiyoruz. Ya bizi keserlerse?
+ Ben onlara güveniyorum!

Şimdi bir düşünün madem.
Kuzenim kendince haklı. Sonuçta hiç görmemişiz, sanal ortamdan yazdıklarımız kadar tanıyoruz birbirimizi. Peki nasıl oluyor da "Ben onlara güveniyorum!" diyebiliyoruz?
Güven mevzusu derindir.
Bir ip düşünün. İpin bir ucundan siz tutuyorsunuz, diğer ucundan ise güvendiğiniz kişi.
Size göre hangi uç daha sağlamdır? Kim daha sıkı tutuyordur ipi?
İşte bu soruların cevabı önemli.
Önce kendi tuttuğunuz tarafın sağlamlığını ölçüp biçmelisiniz.
Karşı tarafa yeterince güven verebiliyor muyum?
Eğer sizinki sağlamsa ve karşı tarafa koşulsuz inanıyorsanız, kendinizi de onunla birlikte, (yalnız kendinizi değil, karşınızdakini de beraberinizde) Allah'a emanet edebiliyorsanız,
İpin iki ucunun da sağlam olduğu cevabını kolaylıkla verebilirsiniz.

Bu blog sayesinde ve yine başka sosyal ağlarda harika insanlar tanıdım.
Yanıbaşımda olup, nasılsın sorusunu bile çok gören arkadaşlarım yerine onlar beni arayıp sordu.
Hiç gereği yokken gözyaşıma ortak oldular.
Acımı paylaştılar.
Hiç beklemediğim anlarda ufacık hediyeleriyle kocaman yüreklerini paketleyip gönderdiler.
Onlarla harika anılar biriktirdim.
Ve ben bu bayram hayatımın en güzel İyi ki'lerinden birini daha yüreğimin / anılarımın valizime koydum, İstanbul'a geldim. 
Bu tatilde yaptığın en iyi şey neydi diye soranlara Beyaz Kitaplık ailesini ziyaret etmekti diyorum. 

Unutmadan:
En başta yazdıklarımı söyleyen arkadaşlara iki çift sözüm var.
Size gerçekten gülümseyebilmem için, önce kalbime kabul edilmeniz gerekir.
Orası da yol geçen hanı değildir. ;)

Bakınız isteyince ne güzel gülümsüyormuşum: