25 Temmuz 2014 Cuma

Gül Şerbeti


"Yaşamak şakaya gelmez beyler ağalar, yaşamak çok ciddi iştir. 
Yaşamak en az sizi sevmek kadar ciddi bir iştir. 
Yaşamak şakaya gelmez."

https://www.youtube.com/watch?v=pA89IgP5rek


Benim babaannem hep gül suyu kokardı..
Beyaz namaz başörtüsünü takardı,
Buyur ederdi misafirleri evine..
Kuranlar okunurken Ramazan günleri,
En sevdiği köşesini verirdi komşularına,
Kendisi iki kapı arasındaki ince duvara dayardı sırtını,
Dayanamaz içi geçerdi..
Boynu düşerdi, gülümsetirdi beni..

Benim çocukluğumdu babaannem..
Giriş kattaki evinin penceresinden, susuzluğumuzu giderirdi,
Buzdolabının kapağı bütün mahalle çocuklarına açıktı.
Cüzdanında bizim için hep bozukluğu vardı.
"Pamuk gibi kadın şu Fevziye Teyze." derlerdi.

Babaannem benim ilk özlemimdi.
Onüçümdeydim onu gözü yaşlı hacca yolladığımda.
İlk ayrılışımızdı bizim.
Mutluluk gözyaşıydı döktüğüm.
O güzel mübarek topraklara selamımı götüren ilk ve tek insandı.

Şeker gibi insandı benim babaannem.
Kapısı yedi yirmidört herkese açıktı.
Kendi yastığımdan sonra huzur içinde uyuduğum ikinci yastıktı onunki..
Eve geldiğimde uğradığım ilk duraktı onun yanı.
Onu görmeden eve çıkarsam eksik kalırdım..

Pencerenin kenarındaki koltuğuna oturur,
Perdesini aralar,
Sokaktan gelene geçene bakardı.
Oturduğu koltuğun o köşesi ona özeldi.
Başkası oraya oturup dışarıyı gözlediğinde olmazdı,
Yakışmazdı ondan başkasına..

Fıstığımdı o benim, Süper Babaannemdi.
Nasıl da kıkırdardı ben öyle seslenince..

Sonra bir gün..
Siren sesleriyle çıktı kapıdan..
Bir daha dönmedi..
Koltuğun o köşesi bomboş kaldı..

İnsanlar geldi, ev doldu taştı, başkaları oturdu o köşeye..
Ama bana sorsanız o köşeyi kimse dolduramadı, dolduramazdı..

Sonra kalabalık yavaşça dağıldı..
Sonra eşyaları da birer birer taşındı..
Sonra kapıya kilit vuruldu..
Sonra kapının kilidi değişti.
Sonra başkaları geldi, kapının önünde başka ayakkabılar.

Bana ondan geriye anıları kaldı..
Bir de mis gibi gül kokusu..

Tüm bunlar neden aklıma geldi de bu saatte yazdım şimdi di mi?
Bu akşam iftar yaptığım Afazim,
Gel dedi sana Gül Şerbeti içireyim.
Ömrümde içmiş değildim.
Daha ilk yudumda hop etti yüreğim..
Çünkü benim babaannem hep gül kokardı..

11 Temmuz 2014 Cuma

Ahh Müzeyyen Ahh..

https://www.youtube.com/watch?v=nxHiPzMmDRM



Henüz 9-10 yaşlarımdayım.
O zamanlar beyaz bir kartal arabamız var.
Amcamla ortak kullanıyoruz.
Kalabalık halde bir yere gideceksek,
Biz minikler kartalın bagajına doluşuyoruz.

Kaset dinliyoruz o sıralar, nerde şimdiki gibi cd çalarlar falan.
Arabanın torpidosunda babamın kasetleri.
Zeki Müren, Muazzez Abacı, Müzeyyen Senar, Muazzez Ersoy..
Nasıl seviyorum bir bilseniz.
O beyaz kartala biner binmez hemen kaseti takıyoruz babamla.
Zeki Müren'in o yürek acıtan sesi..
Hala kulaklarımda..
Bazen babam eşlik ediyor, en çok da Muazzez Abla'ya..
O kadar çok başa sarıp dinlemişim ki,
Zeki Müren'in şarkılarının hepsini ezbere biliyorum.
Evdeki teyp bozuk, kaset çalmıyor.
Onları dinleyebildiğim tek yer araba.
Bir yere gideceksek, hele de arabayla gideceksek.
Bir de sadece biz gideceksek.
Dünyalar benim oluyor. 
Takıyoruz kaseti, açıyoruz sesi, söyleye söyleye..
Çocukluk işte.

Sonra ortak kullanılan her şey gibi,
Bizim beyaz kartalı da yitiriyoruz.
Annem o kadar üzülüyor ki..
İlk göz ağrısı ne de olsa..
Peki ya ben?
Ah ben.. 
Muazzez Abla'yı, 
Müzeyyen Hanım'ı 
En çok da Zeki Müren'i dinleyemeyeceğim için nasıl üzülüyorum..
Kasetler bozuk teybin yanında, bakıyorum..

Sonra..
Çok geçmeden babam beyaz şahinimizle kapıda beliriyor.
Çocuk sevincimi hayal edebiliyor musunuz?
Artık bize ait bir arabamız ve kaset çalarımız var. 

En güzel anılarım, çocukluğumda biriktirdiklerim..
Şimdi sorarım size;
Siz olsanız istemez miydiniz zamanı geri alabilmeyi?
Yeniden çocuk olmayı?
Babanızın Muazzez Abla'ya eşlik etmesinden keyif almayı?
Zeki Müren kasetlerini başa sarıp tekrar tekrar dinlemeyi?
Müzeyyen Hanım'i teypten dinlerken, arabanın camından başınızı uzatıp, rüzgara karşı şarkıya eşlik etmeyi?
Ben çok isterdim..


6 Temmuz 2014 Pazar

Necip Fazıl Kısakürek - Aynadaki Yalan

- Konuşmuyorsunuz?
+ Arada bir tutulurum, kelimelere güvenim kalmaz.


Ben Necip Fazıl'ı şiirleriyle, sözleriyle tanıdım. Yakın zamana kadar da romanı olduğundan bihaberdim. Bu kitabı tesadüfen buldum. Bunun Necip Fazıl'ın tek romanı olduğunu sanırken az önce Kafa Kağıdı isimli bir romanı olduğunu daha öğrendim. Ne kadar az şey biliyorum ve ne kadar çok şey bilmiyorum. 

Kitap Felsefe mezunu Naci'nin akademisyenlikte yükselmek için hazırladığı tez esnasında beşeri aşktan ilahi aşka geçişini anlatıyor. Ve Necip Fazıl bunu öyle güzel anlatıyor ki, okuyucuyu da sıkmıyor. Kitabı okurken, Naci'den çok Necip Fazıl'ı okumuş gibi hissettirdi bana niyeyse. Kendinden izler taşıyordu sanki. Gerçi her yazar kitaplarına kendinden bir iz bırakmaz mı?

"Yangını resimde seyredenlerle, yananlar arasındaki mesafe.."

"Bunca vebal altında ayakta durabilmemizden büyük nimet mi olur?"

Tasavvuf okumayı sevenler için ve Necip Fazıl'ı şair değil de yazar olarak okumak isteyenler için güzel bir kitap.


Ercan Kesal - Peri Gazozu

"Kalplerimizdeki mührü fekketmenin zamanı çoktan geçmedi mi sizce?"


Normalde popülariteyle çok okunan kitaplardan uzak dururum. Ama bu kitap yorumuna güvendiğim kişiler tarafından o kadar tavsiye edildi ki, okumazsam olmazdı. Buna rağmen uzun zaman önce kitabı almış ama okumaya bir türlü cesaret edememiştim.

Ercan Kesal'dan da bir haber yaşıyorum mesela. Hakkında hiçbir fikrim yok.
Ama kitapta anlattığı anılarından sonra artık tanımamamın imkanı yok.
Sizinle konuşur, dertleşir gibi anlattığı o anılarıyla aslında hepimize insanlık dersi veriyor kitabında.
Her bir anıda bir tokat daha yiyorsunuz, özellikle sol yanınıza.

Şüphesiz bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biriydi Peri Gazozu.

"Benim aklımda kalansa, sarılmayı unutmuş bir ülke. Bir yandan ağlayan, öte yandan kollarının arasında kendine bir yol arayan, kaybolmuş yıllarına acıyla bakan ülkem.."

Hala okumayanınız varsa şiddetle ve şefkatle okumanızı tavsiye ediyorum. 

Ve "Gençliğim bitmiş işte. Acıların içinden, hızla çocukluğuma koşuyorum." ben de..


Silver Linings Playbook / Umut Işığım

"Dünya kalbinizi bilinen her şekilde kıracak, orası kesin. Bunu size anlatmama imkan bile yok ya da benim veya başkalarının içindeki deliliği de.. Ama şu var ki; pazar yine benim en sevdiğim gün. Bana yapılan her şeyi düşünüyorum. Ve kendimi çok şanslı hissediyorum."


Acıyla baş etmenin yolları hepimiz için farklıdır. Kimimiz sadece ağlar, kimimiz çıldırır ve önüne çıkan herkesi ve her şeyi yıkar geçer, kimilerimiz koşar (evet koşar, soluğu tükenene kadar koşar), kimilerimiz film izler, kimilerimiz müzik dinler, kimilerimiz kitaba sarılır, kimilerimiz duaya.. 
Ve kimilerimiz bazılarının hoşuna gitmeyecek şeyler yapabilir.
Bazıları intihara kalkışır, bazılarımız ise tımarhanelik olur.

Pat, karısı kendisini başka bir adam için terk ettikten sonra kendini akıl hastanesinde bulur. 8 ay sonra da şartlı olarak hastaneden çıkar ve karısını tekrar geri kazanabilmek için hayatını yeniden düzene sokmaya çalışır. Karısının istediği gibi bir adam olmak hiç de kolay değildir.

Tiffany ise kocası öldükten sonra ruhsal bunalıma girip çareyi başka adamların yataklarında arayan asi bir kadın olup çıkmıştır. 

Ve bu iki manyağın yolları bir akşam yemeğinde kesişir..
~

Pat rolündeki Bradley Cooper rolünün adamı olmuştu. Ancak her ne kadar Tiffany rolüyle en iyi kadın oyuncu rolünü alsa da Jennifer Lawrence bana bu filmde çok itici geldi. Belki Açlık Oyunları'ndaki rolüyle onu bütünleştirdiğim için olabilir, bilemiyorum.

Ama film güzeldi.
Aşktan çok bir aile filmi diyebilirim.
Kitabının olduğunu da bu yazıyı yazarken öğrendim. 
Ayrıca filmin müziklerini de sevdim.

Hepimizin hayatlarında birer umut ışığı olması dileğiyle.. :)

3 Temmuz 2014 Perşembe

Hayatı tesbih yapmışıııım sallıyormuşuum~

Saçmalama postlarımdan biriyle daha karşınızdayım.
*

Saat 00:30. 
Dün gece bu saatlerde uykunun 4 ya da 5. evresindeydim sanırım.
Bu gece ise tık yok!
Ben size demiştim kullandığım ilaçlar dengemi bozdu diye.
Ne yapayım diye düşünürken aklıma Leyla ile Mecnun geldi.
Açtım yuğtubu, arama motoruna Leyla ile Mecnun yazdım ve bakın ne çıktı:

http://www.youtube.com/watch?v=H9Kf20ZAJTw

Şimdi bu videoyu izleyince aklıma kpss geldi.
Malumunuz cumartesi günü sınav var.
Memur olacağız ya hani. 
Geçenlerde uzun zaman önce bıraktığım dershaneden arkadaşım aradı.
Azıcık muhabbet ettik telefonda.
Halbuki dershane iş yerime iki adımlık yerde, bir cumartesi git gör di mi?
Cık, olmaz.
Neyse, o da benim gibi test kitaplarının bir kısmının henüz kapağını bile açmamış.
Tembellikte sınır tanımıyoruz. Millet harıl harıl ders çalışıyor biz laylaylom.
Tıpkı şu hemen üst tarafta paylaştığım videodaki gibi.
Hayatı tesbih yapmışım..
Hobaaa~
Arkadaşım bana diyor ki; "Kızım bırak şu kitap okuma işini azıcık test çöz test!"
Ben de diyorum ki; "Paragraf sorularını çözerken görcem ben seniii! Azıcık sen de kitap oku da matematiği yapamıyoruz bari sözelde zorlanmayalım."
Herkes test çözüp hocaların peşinde koştururken, bir köşeye kıvrılıp dershanede kitap okuyan ben,
sınava 2 gün kala mı test çözeceğim allasen?
Şimdi söyleyin bana, şu videodaki adamlardan ne farkım var benim? :P

*

Çok dertliyim aslında ben son zamanlarda. Bakmayın belli etmiyorum. :P
Evimle metro arasındaki mesafeyi normal şartlarda 10 dakikada yürüyerek gidip geliyordum bir zamanlar. Ama son zamanlarda yarım saatimi alıyor.
Sebebi bir önceki yazımda söylemiştim.
Zaten hastalığımın tazelediğini de, uzayan yollar, tıkanan nefes, normal merdiven yerine yürüyen merdiven ve asansör kullanmaya başlamamdan anlamıştım.
Şimdi benim kendime dikkat etmem, yorulmamam gerekiyor ya hani,
patronum inadına daha çok iş veriyor sanki.
Daha çok dışarı çıkıyor, iki kat arasında daha çok git gel yapıyor, mesaimi aşan çalışmalar yapıyorum.
Evren resmen aleyhime çalışıyor!
(Burda araya dua giriyorum, lütfen amin diyin: 
Allah'ım nooluur hemen bayram olsun, takatim kalmadı, dinlenmeye ihtiyacım var.)

*

Yaz okuma şenliği için kitap listesi yapmıştım. 
Görmeyenler için liste burda.
Her geçen gün listenin büyüdüğünü hissediyorum. :D
Ama maksat liste orda dursun, zamanında bitmesi şart değil. Yıl sonuna kadar okusam da olur.
Lütfen bana sevdiğiniz, mutlaka okumalısın dediğiniz kitaplarını söyleyin ki, ben de listeme ekleyeyim.
Bir gün kendime kitap sponsoru bulursam söz hepsini alıp okuyacağım. 

*

Yarın (yani bugün) perşembe ama bana cuma gibi geliyor.
Cuma günü işe gitmeyeceğim için olsa gerek.
Sınav öncesi iş stresinden uzak kalabilmek için patronumdan izin istedim.
Sağ olsun kırmadı izin verdi.
Muhtemelen o günü uyuyarak geçireceğim çünkü cumartesi sabahı uykusuz sınava gitmek istemiyorum.
En son Ales'e ve Yds'ye girdiğimde sınav kağıdına kafayı koyup uyuyan gençleri hatırlayınca..
Adam bildiğin baya baya uyudu, görevli bile uyandıramadı siz düşünün. :D
Öyle bir pozisyonda kalmamak için uyuyabildiğim kadar uyumayı planlıyorum cuma günü.
Kimse bana orucu uykuya mı tutturacaksın demesin,
mevzu mühim gençler.
Hem bir defadan bir şey olmaz.

*

Saat 01.00
Annem gelip gidip "Yatsana artık, sabah kalkamayacaksın!" diyip duruyor.
Kadın haklı.
Tam olarak 2 telefondan 6 tane alarm kuruyorum.
Ama bana mısın demiyor. :D
Ben gidiyorum.
Zaten 1 saat sonra sahura kalkacağım, bari gözlerim dinlensin.:P

Buraya kadar sıkılmadan okuyabildiniz mi?
Gerçekten mi?
O zaman sabrınızdan ötürü sizi kutluyorum.
Haydiiinn iyi geceler. 
Yoksa iyi sabahlar mı demeliydim?
Ya da hayırlı sahurlar?