29 Haziran 2014 Pazar

Yaz Okuma Şenliği 2014 [Güncellendi 25/7/14]

Daha önce katılmayı düşünüp bir çok kez kararsız kalıp vazgeçtiğim Okuma Şenliği'ne bu kez katılmaya karar verdim. Detayları Pinuccia'nın bloğunda yazıyor. Tamamlamayı başarabileceğimden emin olamasam da şansımı denemek istedim. 



İşte benim listem şöyle:

1. Kategori (10 puan) : İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap.
Selim İleri - Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak (176 Sayfa)
Orhan Pamuk - Sessiz Ev (336 Sayfa)

2. Kategori (10 puan) : Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Barış Bıçakçı - Baharda Yine Geliriz (109 Sayfa) / OKUNDU - 5/4

Daha önce Herkes Herkesle Dostmuş Gibi kitabını okumuş çok sevmiş. Hazır kitaplığımda da varken listeye ekledim.

Selim İleri - Mel'un (592 Sayfa)


3. Kategori (10 puan) : Bir şiir kitabı.
Ceyhun Yılmaz - Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen (64 Sayfa)

4. Kategori (10 puan) : Adında bir sayı geçen bir kitap.
Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir (215 Sayfa)
İhsan Oktay Anar - Yedinci Gün (240 Sayfa)

5. Kategori (10 puan) : Bir kişisel gelişim kitabı.
Laurent Gounelle - Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer (448 Sayfa)
Uğur Koşar - Allah De Ötesini Bırak (175 Sayfa) / OKUNDU - 5/4

6. Kategori (10 puan) : Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Orhan Pamuk - Babamın Bavulu (93 Sayfa) / OKUNDU - 5/4
Knut Hamsun - Açlık (186 Sayfa)

7. Kategori (10 puan) : Fransız edebiyatından bir kitap.
Victor Hugo - Bir İdam Mahkumunun Son Günü (151 Sayfa)

Kitapçılarda bir çok kez elime alıp sonra vazgeçtiğim bir kitap. Bir bahaneye ihtiyacım vardı. :)

8. Kategori (10 puan) : Bir savaş kitabı.
Kemalettin Çalık - Sarıkamış / Kor Yüreğim Kar Altında (264 Sayfa)

9. Kategori (10 puan) : Yabancı bir yazardan bir öykü kitabı.
Jonathan Livingston - Martı (92 Sayfa)

10. Kategori (10 puan) : Fantastik kurgu/ bilim kurgu/ steampunk vb türde bir kitap.
Suzanne Collins - Alaycı Kuş (416 Sayfa)

Serinin diğer 2 kitabını okudum, bu da aradan çıkmış olacak.

11. Kategori (10 puan) : Yasaklanmış bir kitap.
Franz Kafka - Dönüşüm (100 Sayfa)

Kafka bunalımını seviyorum. 

12. Kategori (10 puan) : Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Betty Mahmudi - Kızım Olmadan Asla (327 Sayfa)

Bu tarz kitaplar benim için özeldir. Bunu okumazsam olmaz.

13. Kategori (10 puan) : Aynı zamanda çevirmenlik de yapan bir yazar tarafından yazılmış bir kitap.
Pınar Kür - Bitmeyen Aşk (630 Sayfa)

Pınar Kür'ün okuyacağım ilk kitabı olacak.

14. Kategori (10 puan) : Kütüphaneden veya bir tanıdığınızdan ödünç aldığınız veya sahaftan aldığınız bir kitap.


15. Kategori (10 puan) : Bir masal kitabı.
Samed Behrengi - Küçük Kara Balık (60 Sayfa) / OKUNDU - 5/5

Masal kategorisine giriyor mu emin olamadım. :(

16. Kategori (10 puan) : Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Harper Lee - Bülbülü Öldürmek (351 Sayfa)

Pulitzer Ödüllü bu kitap zaten okuma listemdeydi. 

17. Kategori (10 puan) : Bir biyografı / otobiyografi kitabı.
Ayşe Kulin - Bir Tatlı Huzur (232 Sayfa)
Alex Haley - Malcolm X (720 Sayfa)
Ali Şeriatı - Ebuzer (216 Sayfa)
Claude Addas - Muhyiddinİbn Kibrit-i Ahmer'in Peşinde (448 Sayfası)

18. Kategori (10 puan) : Bir tiyatro oyunu
Necip Fazıl Kısakürek - Reis Bey (152 Sayfa) / OKUNDU - 5/5

19. Kategori (10 puan) : Halen yazmaya, üretmeye devam eden bir edebiyatçıdan (yazar, şair, araştırmacı..) bir kitap.
Zülfü Livaneli - Leyla'nın Evi (288 Sayfa)

Yine Damla'm önermişti geçmiş zamanın birinde ve ben hala okuyamadım. Bu vesileyle okumuş olacağım.

20. Kategori (10 puan) : Polisiye/ gerilim/ korku vb. türde bir kitap.
Stieg Larsson - Ejderha Dövmeli kız (646 Sayfa)
Murat Menteş - Korkma Ben Varım (424 Sayfa) / OKUNDU - 5/3

21. Kategori (10 puan) : Bir aşk romanı.
Guillaume Musso - Seni Bulmaya Geldim (273 Sayfa)

22. Kategori (10 puan) : İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap.
?

23. Kategori (10 puan) : Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.
Ercan Kesal - Peri Gazozu (199 Sayfa) / OKUNDU - 5/5

Hala okumayan varsa okusun!

24. Kategori (10 puan) : Daha önce okuyup da tekrar okurum dediğini bir kitap.
Nazan Bekiroğlu - Yusuf ile Züleyha (224 Sayfa)

Çok etkileyici bir anlatımla yazılmış bir efsane. Tekrar okunası.

25. Kategori (10 puan) : Yabancı dilde bir kitap veya orjinal dilinde okumayı gönlünüzden geçirdiğiniz bir kitap.
?

26. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 15 puan, toplamda 45 puan) : 3 kitaplık bir seri veya aynı seriden 3 kitap.
Kerstin Gier - Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi
* Yakut Kırmızı (349 Sayfa) / OKUNDU - 5/4
* Safir Mavi (368 Sayfa)
* Zümrüt Yeşil (464 Sayfa)

Serinin ilk kitabı kitaplığımda mevcut. Ama ciltli ve kalın olduğu için işe giderken yanımda taşıyamıyorum. Yıllık iznimde okumayı planladığım bir seri.

27. Kategori (Her bir kitap 10 puan, iki kitap da okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 50 puan) : İsminde zıt anlamlı kelimeler olan 2 kitap.
* Dostoyovski - Beyaz Geceler ( 96 Sayfa) - OKUNDU - 5/3
* Mehmet Açar - Siyah Hatıralar Denizi (382 Sayfa)

28. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 60 puan) : Goodreads'in Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinden 3 kitap.
* Albert Camus - Yabancı (119 Sayfa) - OKUNDU - 5/5
* J.R.R Tolkien - Hobbit (426 Sayfa)
* Yaşar Kemal - İnce Memed (509 Sayfa)

Yabancı bana Damla'dan hediye. Şenliğe o da katılacak ve beraber okuyacağız. Yani mini kitap kardeşliğimiz olacak. Hobbit'i çok fazla kişi önerdi. İnce Memed ise çalıştığım iş yerindeki arkadaşlardan biri 'hala okumadın mı?' demişti. O sebeple listemde. Tabi 4 kitabı şenlikte okuyamam ama benim için başlangıç olabilir.

29. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan) : Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Tezer Özlü - Yeryüzüne Dayanabilmek İçin (168 Sayfa)
Kemal Varol - Jar (160 Sayfa)

Yabancı Erkek: Marc Levy - Bay Daldry'nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu (288 Sayfa)
Yabancı Kadın: Maeve Binchy - Aşkı Yarın Yaşayacaksın (450 Sayfa)

30. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 50 puan, toplamda 80 puan) : 17.,18., ve 19. yyda yazılmış birer kitap.
* 17. yy / Miguel De Cervantes Saavedra - Don Kişot (400 Sayfa)
* 18. yy / Edmond Rostand - Cyrano de Bergerac (280 Sayfa)
* 19. yy / Dostoyovski - Suç ve Ceza (595 Sayfa)

Bu kategoride kitap araştırmak saatlerimi aldı. Ve çıkan sonuca bakar mısınız? :))

~
Soru işareti koyduğum kategorilerde önerilere açığım arkadaşlar. Kitap araştırırken başıma ağrı girdi vallahi. Siz tavsiye edin ben okuyayım. 

Bunların tamamını okumam mucize olacak ama.
Etkinlik 21 Haziran - 21 Eylül arasında, dileyen etkinlik süresi boyunca katılabilir.
Herkese keyifli okumalar. :)

Not: Listede fazlasıyla kitap var. Fazlalıklar alternatif olarak eklendi. 
Şenliği tamamlayamasam da yıl sonuna kadar hepsini okumuş olmayı umut ediyorum. 
Benim için güzel bir kitap listesi oldu. 
Önerilere hala açığım. 

28 Haziran 2014 Cumartesi

Sonra..

Sonra geçmiyor işte,
Geçtiğini sanıyoruz sadece..
Biri gelip dokununca kabuğumuza istemeyerek de olsa,
Kan sızıyor kıyısından köşesinden..

~

Özendiğimiz hayatlar,
'Keşke onun gibi olabilsem.." dediğimiz insanların da,
Aslında bizden farklı olmadıklarını,
Acımızın ortak olduğunu anlayınca..
Kendimiz için dua etmeyi bırakıp,
Avuçlarımızı o hayatlar için açıyoruz Allah'a..

~

Sonra bir şarkı fısıldıyor kulağımıza bir yerlerden..
Sonra da bir koku çalınıyor burnumuza..
Parfüm değil, sabun kokusu bile,
Yüreğimizde örümcek ağı tutmuş anıları gün ışığına çıkarmaya yetiyor işte..

~

Bazen bir filme kahkahalarla gülerken,
Biri ordan bir mesaj atıyor ve tüm dengemiz bozuluyor..
Başlıyoruz salya sümük ağlamaya.
Sonra aklımıza bir şey geliyor ve bu kez gözü yaşlı,
Başlıyoruz yeniden gülmeye..
Güldükçe gülüyoruz..
Kahkahalarımız odanın camından sokağa taşıyor.
Böyle de dengesiziz işte.

~

Sonra ılık bir rüzgar esiyor ve perdeyi aralıyor..
Yüzümüzü yalayıp geçen meltem,
Bizi çocukluğumuza götürüyor..
Bir ayçiçeği tarlasındayız..
İkindi güneşiyle birlikte, ayçiçekleri boyunlarını eğmeden biraz önce..
Boyumuzu aşan dallar arasında,
Çocuk neşemizle koşuyoruz..
Nereye yol aldığımızdan kime ne?

~

Sonra işte elektrikler kesiliyor..
Şehrin ışıkları sönüp, yıldızlar belirince..
Uzanıp gökyüzüne, birer birer topluyoruz hepsini..
En sönük yıldızı kendimize alıyoruz,
Işığını hiç kaybetmeyen Kutup Yıldızı'nı ise,
Hani o kendimizden vazgeçip, ellerimizi duaya açtığımız diğer hayat var ya,
İşte onun için alıyoruz..
Yolunu kaybederse, tekrar bulsun diye..
Ve bir daha hiç kaybetmesin diye..

24 Haziran 2014 Salı

Emrah Serbes - Behzat Ç, Her Temas İz Bırakır

"Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi."


Emrah Serbes'in kitaplarını sevdiğimden daha önce bahsetmiştim.
Behzat Ç, Her Temas İz Bırakır kitabı benim için zirve oldu.
Behzat Ç. dizi ve filmini izleyenler mevzuyu bilir zaten.
Bir Ankara Polisiyesi. :D
Erdal Beşikçioğlu hayranı olmam dizi ve filmini izleme sebebimdi.
Diziyle birlikte Emrah Serbes ile de tanışmış oldum. 
Dizinin ilk bölümünü izler gibi okudum kitabı da. 
Metroda kitabı okuduğum zamanlardan birinde (bir kaç hafta önce) kendimi o kadar kaptırmışım ki, bir ara sesli güldüğümü farkettim. Başımı kaldırmamla etrafımda bir kaç çift gözün de üzerimde olduğunu görmem bir olmuştu. Bu tarz kitapların en büyük tehlikesi de bu oluyor işte.
Toplu taşıma araçlarında okurken dikkat etmeniz gerekiyor. Kendinizi kaptırdığınızda ya durağı kaçırıyorsunuz ya da tuhaf bakışların odak noktası oluyorsunuz.
Polisiye sevenlerin hoşuna gideceğini düşündüğüm keyifli bir kitaptı.
Tavsiye ederim.

22 Haziran 2014 Pazar

Büyümek dedikleri şey..

Annem beni hiç istememiş, kazayla olmuşum ben. İstememesi fazlalıktan değil. Zaten olduğumuz iki kardeş. Beni istememesinin nedeni abimin doğumunda ölümden dönmesiymiş. Durduramamışlar kanamasını, doktor uyumasına izin vermeyin bir daha uyanmaz demiş. O yüzden istememiş annem beni. Ama olmuşum işte. Ekin biçmelerinde kucağına peydahlanıvermişim.

Bu kocaman aileye doğan ilk kız çocuğu benmişim. Amcam koymuş benim adımı. Eşi de hiç yengem olmamış, hep ciciannem. Annem eline ne zaman terliği alsa, merdivenlerden bağıra çağıra imdat diye anne yarıma koşarmışım. Dedem ağır hasta, doktor kanser demiş. Sayılı günlerindeymiş benim doğduğumda. Hastaneden haber ulaşınca kulağına, sevinçten hasta yatağından kalkmış. Dört dönmüş evin içinde. Bizim ailede kız çocuğu önemlidir. Dedem de pek severmiş. Ben doğduktan 10 gün sonra Rabbim almış onu da yanına. Daha 10 günlükken tanışmışım işte ölümle.

Sokağın deli fişeği, erkek fatması olup çıkıvermişim daha 5 yaşımda. Herkesin sevgilisi… Erkek gibi dövüşür, kocaman kadınlarla deli gibi tartışırmışım. Arkadaşlar arasında hep grup lideri… Hepsinin ablası, sen olmazsan olmazı.
Mutluydum o zamanlar. Hem de deli gibi. Akşam ezanı okunurken annemin cama çıkıp “Eliiiiiiff! Ezan okunuyor, daha oynayacak mısın? Bak herkes evine gitti.” Diye bağırmasıyla beş dakika diye diye eve zorla giren çocuktum ben. Dizlerim hep yaralı, kirden yüzüme bakılmazdı. Annem tentürdiyotu yaraya sürerken, bir daha dışarı çıkmama izin vermezse diye gıkı çıkmadan içten içe acıyı çeken, kışın üşümeyelim diye sobanın yanına getirilen leğende yıkanan çocuklardan biriydim işte.

Okula başladığım ilk gün annem beni okula bıraktı ve gitti. Bir daha da sadece yağmur yağdığında geldi beni almaya. O zamanlar sokaklar tekindi. Gece karanlığında bile çıksak korkmazdık, başımıza bir şey gelirse diye tasamız yoktu şimdilerdeki gibi. Özgür çocuklardık biz. İki sokak öteye tek başımıza gidince dünyayı keşfe çıkmış gibi olurduk. Yağmur yağarken sokağa çıkmak en büyük mutluluğumuzdu mesela. Su birikintilerinde zıplamak, koşmak, yağan yağmura sevinç çığlıklarıyla karışmak ve ıslanmak… Küçücük dünyalarımızda kocaman hayallerimiz vardı. Yağmurun ardından kendi gökkuşağımızı kendimiz çizerdik. Ve hep daha fazla renk olurdu bizim gökkuşağımızda. Büyüklerin bilmediği daha çok rengimiz vardı düşlerimizde. Gökkuşağının sonundaki hazinemiz altın değil, altından daha değerli hayallerimizdi bizim.

O zamanlar doğalgaz yoktu evlerimizde, kömür sobalarımız vardı. Her Pazar banyo yaptırırdı annemiz ve kışın sobanın arkasına kıvrılır, kedi gibi uyuya kalırdık. Sobanın üzerinde kestane kavurur, ekmek kızartırdık. Elektrik gittiğinde mum yakar, gölgesinde ellerimizle yaptığımız şekillerin duvara yansıyan hallerine gülerdik.
Benim en güzel yıllarım milenyumu görene kadardı. Özgürdüm. Hayalimde kocaman bir dünya yaratmıştım. Henüz kötüyle tanışmamıştım. Kalbim kırılmamıştı. Rengim toz pembeydi, açık maviydi, beyazdı. Cesurdum. Çünkü ben çocuktum.

Ve büyüdüm...



17 Haziran 2014 Salı

Ben Nojoud, 10 Yaşında Bir Dulum

"Dışım üşüyor, ama içim yanıyor. Sanki içimde kirletilmiş bir şey var. Susadım. Kızgınım, ama bunu söyleyemiyorum. Anne, seni imdadıma çağırabilmem için fazla uzaktasın."



"Hayallerle kıyaslandığında gerçek bazen çok zalim."

Yemenli Nojoud, annesinin hesaplarına göre henüz 10 yaşında. Babasına göre 13. Yani kanunen evlenmesi yasal.  Nüfusa kayıtlı değil. Belgelere göre böyle bir kız çocuğu yok. Ve kayıtlara geçmemiş olan bu kız çocuğu dul. İnanması güç ama bu dünya tarihinde de bir ilk! Yani 10 yaşında bir dul olması ilk.. Bu kadar küçük yaşta dul olmak.. 

"Çevren seni sevenlerle doluyken mutlu olmak ne kolay.."

Nerde bunalıma sokacak, salya sümük ağlatacak kitap var beni buluyor. 
Ya da ben onları..
İnatla karşıma çıkıyorlar..
Bir gün arayla aynı kitapçıya girdiğim. İlk gün orada olmadığına eminim. 
İkinci gün: o kitapçıya neden gittiğimi bilmiyorum. Sanırım yol üstünde olduğu için alışkanlık. Belki biraz kafa dağıtma.. 
Daha kapıdan içeri girer girmez, orada onlarca kitabın arasında bana bakıyordu.
"Ben Nojoud, 10 Yaşında Bir Dulum".. "Hikayemi senin için yazdım, al ve oku.." dercesine..

Kitaplarla arasında duygusal bağ olan bir ben değilimdir herhalde. 
Benim kitaplarım genelde, kuytu köşelerde kalmış, kimsenin yüzüne bile bakmadığı, kaybolmuş kitaplar oluyor. Ve çoğu zaman da ilk görüşte aşk..

Nojoud, henüz 10 yaşındayken evden bir boğaz daha eksilsin ve biraz da para kazanmak amacıyla babası tarafından zorla evlendirilen (!) bir kız çocuğudur. Okulundan alınıp, ailesinden çok uzağa hatta haritada bile bulunmayan bir köye gelin giden Nojoud, daha ilk gece kendisinden yaşça çok büyük kocası (!) tarafından tecavüze uğrar. Bu duruma itiraz edip karşı çıktıkça dayak yer. Üstelik kaynanası ve eltisi tarafından da aşağılanır. Dayaklar, tekmeler ve yumruklardan sonra sopalara döner. Ve tecavüz her gece devam eder. Ama Nojoud, diğer küçük gelinler gibi buna boyun eğmez ve cesaretini topladığı bir gün soluğu savcının yanında alır..

"Kafamda adliye ile ilgili farklı bir imaj vardı, sakin ve temiz bir yer; kötülüğe karşı iyiliğin büyük evi, dünyadaki tüm sorunların çözülebildiği yer."

Nojoud benim bu şekilde tanıştığım ilk kahraman değil. Ben yıllar önce Zana ve Nadia ile tanıştım. Onlar da İngiltere'den tatil diye yola çıktıkları Yemen'de babaları tarafından satılan iki kardeş.. Yaşadıkları ise tam bir kabus. Zana o hayattan annesinin çabaları sonucu kurtulmayı başaran kız kardeş, geride bıraktığı ise Nadia. Zana kurtulduktan hemen sonra "Annemi Bir Kez Daha Görsem" isimli kitap çıkarmış. Ardından da Nadia'ya Sözüm Var isimli kitabı.. 

Bu hayatları okuduğumda şunu anlıyorum ki, biz çok çok rahat hayatlar yaşıyoruz. Bilmediğimiz ne hayatlar var da haberimiz yok. Belki şu an bir yerlerde küçük bir kız çocuğu kim bilir ne zor zamanlar geçiriyor, kim bilir hangi hayatlara kıyılıyor, hangi bedenler kirletiliyor ve kim bilir hangi ruhlar, kalpler can çekişiyor. Kim bilir, kaç hayatın sesi kesiliyor, kaç kadın sessiz çığlıklarla can çekişiyor.. 

Bir iki hafta önce gittiğim doktorumun, benim hala atlatmakta zorlandığım bir mevzuya gülerek karşılık vermesi üzerine çok içerlemiş, çok üzülmüştüm. (Aramızda geçen diyalogu burda paylaşamıyorum) Nojoud'u okuduktan sonra bu doktor mevzusuna bakış açımın değiştiğini farkettim. 

Acıdan geçmemiş insanların, acıya gülüp geçmesi ne kolay.. Bizi ancak bizim gibiler anlar. 

"Hayat bazen ne kadar garip, diye düşündüm. Güzel olan şeyler de zarar verebiliyor. Günah tohumlarını ekenler sadece kötüler değil... Anlamak zor.."

Son olarak bir çocuğun güzel yüreğiyle bitireyim.. 

"Bu sabah saat beşe doğru, sabah namazı için ilk uyanışımda, son aylarda beni terketmediği için Allah'a şükrettim. Okulun ikinci sınıfında da başarılı olmama yardım etmesi için dua ettim. Babam ve annemin para kazanmaları, kardeşlerimin artık dilenmeye gitmek zorunda kalmamaları, Fares'in yüzünün eskisi gibi gülmesi için de dua ettim. Keşke okulu bütün çocuklara zorunlu yapsalardı. O zaman onun gibi erkek çocuklar kırmızı ışıkta sakız satmaya gidemezdi."

Kalın sağlıcakla..

1 Haziran 2014 Pazar

Selim İleri - Annem İçin

*
"Başına kukuletanı geçir, hava çok soğuk."
Hava çok soğuk anneciğim..
*

Bu kitapta biraz pişmanlık ve çokça özlem var.
Selim İleri, alzheimer hastalığına yakalanıp erken yaşta ölen annesine duyduğu özlemi ve annesine duyduğu sevgiyi anlatıyor.
Daha önce şöyle bir kitap okumuştum. Orda da alzheimer hastası olan bir annenin kaybolmasıyla yaşananlar anlatılıyordu. Böyle konular beni çok etkiliyor. Selim İleri'nin bu kitabı bir de kendi annesini, gerçekten yaşanmış bir olayı anlatınca..
Kitapta annesinin, ailesinin hatta kendi çocukluk fotoğrafları var. 
Kapaktaki fotoğraf da annesine ait.
Nasıl güzel bir kadınmış.

William Shakespeare - Machbeth

"Duncan: Hoş geldin! Sen yüreğime diktiğim bir fidan gibisin;
Geliştirip büyütmeye çalışacağım seni!
Bunquo: Yüreğinizde kök salarsam meyvelerim sizindir."


Shakespeare'in kitaplarını okuyanlar fark etti mi bilmiyorum ama Shakespeare'in insan tezleri çok kuvvetli geliyor bana. Aslında onu sevmemin sebebi de bu.
Kurduğu diyaloglar o kadar güçlü ki, karakterleri nasıl bu kadar ince işlediğine hayret ediyor insan.
Şimdiye kadar okuduğum bir kaç kitabı var ama henüz Kral Lear'ın tahtını hiçbiri alamadı.
Hala Shakespaere ile tanışmamış arkadaşlar varsa bir an önce tanışmaya baksın. 
Şahsen onun hazır cevap karakterleri, iğneli cevapları okurken keyif verici oluyor. :)
~*~

Macbeth: Yıldızlar, kapayın gözlerinizi! Hiçbir ışık sızmasın
İçimdeki derin, karanlık isteklere.

 "Ama tabiatına güvenim yok; fazla insan sütü emmişsin."

"Güneş hiçbir zaman öyle bir yarın göremeyecek."

"Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
içine zehir döktüğümüz kupayı."

Lady Macbeth: 
Giyinip kuşandığın umut sarhoş muydu yoksa?
Uykularda mıydı şimdiye dek?
Uyanınca ürktü anlaşılan,
Yemyeşil, sapsarı kesildi,
Renk renk hayaller kurarken!
Sevgini de böyle bileceğim bundan sonra:
İstemekte yiğit, yapmaya gelince korkak, öyle mi?
hayatın incisi saydığın şeye can atacaksın,
Ve kendi gözünde bir yüreksiz kalarak yaşayacaksın.
Ömrün boyunca, isterim, arkasından, yapamam diyeceksin.
Atasözündeki çaresiz kedi misali:
Balık ağzıma gelsin, ama ayağım suya değmesin.

Macbeth:
Yeter, sus artık! Bir insana yaraşan
Her şeyi yapmaya varım. 
Ondan ötesini yaptım mı,
İnsan olmaktan çıkarım.

Lady Macbeth:
Kendini boşuna harcamış olur insan,
Dilediğine erer de sevinç duymazsa.
Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi,
Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.

Macbeth:
Bir yılanı ikiye böldük yalnız, öldürmedik.
Yarası kapandı mı yılan o yılan olur yine.
Biz de kalırız dişlerinin önünde

"Dile getir duyduğun acıyı.
Dert sustu mu yüreğe dolar için için, yıkar yüreği!"
~*~


Elliot Engel - Oscar Nasıl Wilde Oldu?

"Duvar kağıdımla ben ölümüne bir düello yapıyoruz. Birimizden birimiz gidecek." 


"Hepimiz çirkefteyiz efendim. Ama bazılarımızın gözü yukarda, yıldızlardadır."

Ben bu kitabı Sevgili Kontes'in :) blogunu kurcalarken görmüştüm. Kitabın adı o kadar ilgi çekiciydi ki, okunacaklar listesinin başına almıştım. Ancak kitabı bir türlü bulamamıştım kitapçılarda. O sıralarda bir arkadaşım senin için bir şeyler yapmak istiyorum demiş ve benden okumak istediğim kitapların listesini istemişti. (ne güzel arkadaş di mi?) Kabul etmesem de ısrarları sonucu kendisine bulamadığım bir kaç kitabın ismini verdim, içinde elbette ki bu kitap da vardı. Sağ olsun, kitabı ne yapmış etmiş bulmuştu. Ama araya başka kitaplar girince bu kitaba biraz geç sıra geldi. 

Merak edenler için kitap ünlü yazarların hayatlarıyla ilgili bilinmeyenleri anlatıyor. Ben özellikle yaşadıklarıyla beni etkileyen Oscar Wilde, favori yazarım Shakespeare ve hayatımın unutulmaz romanını (Gurur ve Önyargı) yazan Jane Austen hakkındaki gerçekleri merak ediyordum. Bunun yanında bir de kitabını (Uğultulu Tepeler) okurken beni bunalıma sokan Emily Bronte de unutmamak lazım. 

2011 ya da 2012 yılında olması lazım, bir kitap okumuştum. Megan Grosser ve Kerry Cook'un ortak yazdığı Her Şey Aşk İçin isimli kitap da bir çok ünlü ismin yaşadığı aşk olaylarını anlatıyordu. O kitabı okurken de tıpkı bu kitabı okurken olduğu gibi çok şaşırmıştım. O kitapta da Oscar Wilde vardı. Elliot'un kaleme aldığı bu kitapta daha çok yazarlık hayatlarını ele almalarına rağmen, iki kitaptaki olayları birleştirdiğinizde olayı kavramak daha kolay oluyor. 

Jane Austen tam tahmin ettiğim gibi çıkmış olması da sevindiriciydi. Gurur ve Önyargı kesinlikle kendisiyle özdeşleşmiş. 

Shakespear'in hayatını zaten İngilizce kursundayken sone çevirileriyle uğraşırken merak edip araştırmıştım. Kitapta farklı bir şey okumadım. 

Velhasıl, bu kitabı okurken şunu anladım ki, o zamanın şartlarında kadın yazar olmak ne zormuş. Kadınsanız kitabınız okunmuyor. Ama adınızı bir erkek ismiyle değiştirirseniz o zaman okunuyor kitaplarınız. Olay kadın yazarlıkla da bitmiyor. Yazar olmak başlı başına bir sefillikmiş. Kendinizi kanıtlamanız çok zor. Şimdilerle düşününce..

Adamlar yazdıklarını okuyucuya ulaştırabilmek için yapmadıkları şey kalmıyor ve her defasında kapılar yüzünüze kapanıyor. Şimdi bir kitapçıya gidin, en dandik kitaplar bile kolaylıkla okuyucuya ulaşabiliyor. Kimse kızmasın bana, yazarlığa adım atan arkadaşlar darılıp üzülmesin ama gerçek bu. Piyasada o kadar basit gereksiz kitaplar var ki.. Neyse bu mevzuyu uzatmanın lüzumu yok. 

Demem o ki, bu tarz kitapları seviyorsanız, yani yazarların hayatlarını merak ediyorsanız, bu kitabı da çok seversiniz. 

Ve son olarak o harika Sunuş yazısı için Elliot Engel'i tebrik ediyorum.
Harikaydı.