26 Nisan 2014 Cumartesi

Jan-Philipp Sendker - Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır

"Keder bir av köpeğiydi.
Bense uzun zamandır peşinde olduğu bir av.
Ve kederim giderek büyüyordu."
 
 
Bu kitap bana sevgili gönül dostum Damla'dan 2014 yılının ilk günlerinde hediye olarak gelmişti. Hazır olmadığımı hissederek kitaba başlayamamıştım. Bazı kitapların zamanı vardır. (Bu benim fikrim tabi). Kitabı doğru zamanda okursanız sizde derin izler bırakır, yanlış zamanda elinize aldıysanız nefret edebilir, sıkılabilir, kitap aylarca elinizde sürünebilir hatta yarım bile kalabilir.
Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır (ismi çok uzun kabul ediyorum) kitabı benim için doğru zamanda okunmuş bir kitaptı. Zira kitap okurken beni o kadar etkiledi ki, baş kahraman Na Na ve oğlu Thar Thar rüyalarıma girmeye başlamıştı. Onlarla yatıp onlarla kalktım yani.
 
Konusuna gelirsek;
 
Kitap, Manhattan'da yaşayan başarılı avukat Julia'ya on yıldır görmediği abisinden gelen bir mektupla başlar. Bu mektup ilginç olayların, tuhaf bir maceranın da başlangıcı olur. Mektubu okuduktan sonra garip sesler duymaya başlayan Julia'ya doktoru şizofreni teşhisi koyar ama aslında sesin başka bir gizemi vardır. Ve Julia bu gizemi çözmek üzere uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk ona asla unutamayacağı, hayatında derin izler bırakacak bir 10 gün yaşatacaktır...
 
Kitabı çok sevdim ben.
Vesile olduğun için teşekkür ederim Damla'cım. ♥
Doğru zamanda olacaksa okumanızı tavsiye edebilirim.
 
~
 
"Otlar, çekiştiriyorsun diye daha hızlı büyümezler."
 
"Daha ziyade dünyanın sözcüklerden çok davranışlarla anlam kazanacağına inandığı için konuşmazdı."
 
"Bazen acaba evliliğimizin ilk iki yılında Maung Sein'le olan aşkımızın çoğunu tüketmiş olabilir miyiz diye düşünürdü. Bu mümkün müydü? Mutluluk tükenebilecek, sınırlı bir şey miydi? Mutluluk insanlara bazılarının önce bazılarınınsa sonra tadacağı biçimde paylaştırılmış mıydı? Birbirlerine olan tutkularını tüketmemeye mi çalışmalıydılar? İyi ama insan mutluluğunu nasıl sınırlayabilirdi? Yoksa tüm bu olup bitenler rastlantıların ürünü müydü? Yoksa hiçbir kurala uymayan güçlerin savurduğu, başımıza gelenlerle eğlendikleri birer piyon muyduk? Tıpkı öfkeli bir nehrin eninde sonunda akıntıyla bütünleşecek küçük bir kolu gibi."
 
"Kendimizi değiştirme gücüne sahibiz., olduğumuz gibi kalmaya yazgılı değiliz, bize bizden başka kimse yardım edemez."
 
"Katlanmamızın imkansız olduğu bazı anlar vardır. Katlanabilmek için kendimizi bambaşka birine dönüştürmek zorundayızdır."
 
"Çünkü sevgi adalet tanımaz. Anneninki de babanınki de."
 
"-Tutsaklığına sevgi nasıl son verdi?
+ Seveni ve sevileni affetmeyi öğrenerek. Sadece affedersek özgürleşebiliriz. Ancak affedenler tutsaklıktan kurtulabilirler."
 
"Seninle birlikte daha çok zaman geçirdikçe yüreğimin dengesini kaybetmesinden korkuyorum."
 
"Mutluluk yüreklerimize şöyle bir uğrayan, gelip geçici bir misafirdir. Kalıcı, sadık bir dost değildir. Güvenebileceğimiz biri de. Hiçbir yerde nihai mutluluk yoktur."
 
~~
Kalın sağlıcakla. :)

23 Nisan 2014 Çarşamba

Bu yazı Cansız Kelebek'e..

Bir kaç gündür içim sıkılıyor.
Nefes almakta zorlanıyorum.
Kötü rüyalar görüyorum, kabuslar.
Birini anneme anlattım, ona göre güzel, hayra yor hayır olsun.
Ama ben uyanınca neden kötü hissediyorum?
Konuşmak istemiyorum, sürekli susuyorum.
Canım burnumda.
Dokunsalar ağlayacağım moddayım.
Haftasonu kursa gitmedim.
Cumartesi yaptığım en güzel şey yürümekti.
Sana ses ettim: ".. olmasaydı şu an sana geliyordum." dedin.
Aksaray'dan Sultanahmet'e, ordan Gülhane'ye..
Gülhane'de oturdum biraz, kitap okudum.
Kuş sesleri, arada bir rüzgarla hışırdayan yaprakların sesi..
Oturduğum bankın altından ikide bir geçip yan yan bakan bir kedi.
Arada çocukların kahkahaları..
Güneş arada bir göz kırpıp sonra kayboluyordu ağaçların arasından..
Üşüdüm sonra, kalktım ağır adımlarla..
Kendime kavrulmuş kestane aldım.
Sahi geçmedi mi kestanenin mevsimi?
Elimde kestanem yiye yiye indim Eminönü'ne..
Balık kokusu, seyyar satıcılar, mendil satan çocuklar.
Herkes ekmeğinin peşinde.
Sahilde insanları izledim bir süre.
Onları izlerken kafamın içinde Cahit Sıtkı Tarancı;

Memleket isterim,
Gök mavi, dal yeşil tarla sarı olsun,
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim,
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun,
Kardeş kavgasına nihayet olsun.
Memleket isterim,
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun,
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim,
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun,
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Galata'da yürüdüm biraz.
Denizi izledim ve martıları..
Balık tutan adamlara baktım.
Kucağında çocuğuyla dilenen kızıl saçlı kadına takıldı gözüm.
Çocuğun gözleri yeşile yakın ela..
Yanımdan çingene bir kadın geçti, elinde çiçek sepeti..
Arkamdan gelen çifti kestirmiş gözüne, ille de satacak o gülü.

Kalbim yorgun, ruhum yorgun, kafam yorgun..
Benim canım İstanbul'um,
Bunca yorgun insanı taşırken bükülmüyor mu belin?

Geri dönüşte tramvayı kullanmadım bu kez,
Eski günlerin anısına otobüse binmeyi tercih ettim.
Geçtim otobüs kuyruğuna.
Sırada elinde envai çeşit eşyayla bekleyen teyzeler amcalar..
Otobüs geldi, herkes hurraaa!
Aklıma Kemal Sunal'ın filmi geldi, kendimi gülümsemekten alamadım.
O kargaşanın içinde ben de otobüsteki yerimi aldım.
Bir teyze geldi yanıma, sırtını dayadı sırtıma.
Ben geri çekildikçe o iyice yanaştı.
Aksaray'da inmeye karar verdim, metro ne büyük rahatlıkmış. :)
Eve geldiğimde yorulmuştum.
Kitap okurken uyuya kalmışım..
En son ne zaman böyle bir gün geçirdim hatırlamıyorum.
Cumartesinin yorgunluğuyla Pazar günü Üsküdar'da aldım soluğu..
Onun yazısı da başka bahara..
...

Sonra tüm bu duygusal yoğunluğun ardından,
İçimdeki sıkıntı geçmek bilmezken,
Bu sabah bir mail aldım senden.
(Bugün bana mail atan sadece sendin, bunu üstüne alın, sen olduğunu bil diye söylüyorum)
Neşeli bir şeyler beklerken..
Yazdığın o iki satırlık özetle, o şarkı bütün anlamını heyecanını yitirmişti aslında.
Şu günlerde gönderdiğin o şarkıyı yaşarken,
Aslında yalnız olmadığımı anlattın o iki satırda.
Sana yazdığım o cevap, laf olsun diye değildi inan bana.
Tüm samimiyetimi ve yüreğimi koydum ben o cümlelere.
Bütün günü bu kadar b*ktan ne olabilir ki diye düşünerek geçirdim.

"Hiç çekinmeden yüreğimi nasıl açtıysam sana,
Aynı şekilde sen de bana açabilirsin." demekti onlar.
Basit gibi görünen, derin anlamlar içeren sözcükler.
Ben burdayım ve ne zaman ihtiyacın olursa,
Ne zaman istersen seve seve gönülden tüm içtenliğimle pansuman ederim acılarını..
Hiçbir şey yapamazsam sadece dinlerim.
Onu da mı istemiyorsun?
Varlığımı hisset yeter.
Tüm dualarım seninle.
Rabbim gönlünü ferahlatsın,
"Bu ara b*k gibi her şey" dediğin ne varsa yolun sonu hayra çıksın,
Şarkıyı da dert etme..
Biz neşeli şarkılarda da buluşuruz.
Ama önemli olan acıda buluşmak değil midir?


Not: Yazıyı dün akşam yazmıştım aslında ama bilgisayarın şarjı bitince yayınlayamamıştım. Kısmet bu akşamaymış.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Zülfü Livaneli - Son Ada

"Zaten bir yerde kötülük varsa oradaki herkes biraz suçludur."
 
 
Zülfü Livaneli okumayı özlemişim.
Kitap Kardeşliği Nisan ayında bu özlemi giderdi.
Kitabın zamanlaması öyle yerindeydi ki..
Siyasetin zıvanadan çıktığı şu son zamanlarda, şöyle bir durup düşündüren,
nerde hata yapıyoruz dedirten bir kitap Son Ada.
Bir ada düşünün, tüm o şehrin gürültüsünden hatta dünyadan uzakta bir ada.
Mutlu insanların yaşadığı bir ada.
Ve sonra o adanın güce tapan insanlar yüzünden ne hale gelebileceğini hayal edin.
Biz zavallı insancıklar..
Bu sözü kullanmayı öyle severim ki,
çünkü zavallıyız insan olarak.
Güce, paraya, sahte mutluluklara tapan bizler,
insan olmayı unutan bizler,
çıkarcı,
iki yüzlü,
para uğruna insan canına kıyan,
vefanın şimdilerde sadece bir semt adı olarak kaldığı bu dünyada,
ne hale geldik bir düşünün..
Düşünemiyorsanız alın bu kitabı bir okuyun.
Kendi ellerimizde dünyamıza nasıl kıydığımızı bir de bu açıdan görün.
Anlayın.
Taşlaşmış kalplerimizle, insanlığın nereye yol aldığını farkedin.
Ve silkelenin!
Kendimize gelelim artık!
Rabbimin en güzel nimeti olan aklımızı kullanalım.
Kapılıp gittiğimiz o rüzgara bir dur diyelim.
Yuvarlanıp giderken bir taşa çarpıp durmak adına,
ne güzel yazmış Livaneli.
 
 
"Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor."
*
"Dünyada kötülük daha örgütlü ve daha planlı, iyiliğin içinde zaten saflık var. Bu yüzden dünyanın her yerinde kötülük saflığı yeniyor."
*
"Oysa insanlar eşit değildir. Güçlüler ve zayıflar vardır ve hayat bunlar arasındaki mücadeleden ibarettir."
*
"Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar."
*
"Halk dediğin değişken bir şeydir. Bugün böyle davranır, yarın tam tersini yapar. Teşvik ve tehdide bağlı.."
 
 
Hiç şüphesiz kitaptaki en güzel kısımlardan biri (bana göre öyle) dağa kaçan İsa hikayesiydi. Merak edenler için;
 
Peygamberi dağa doğru kaçarken görmüşler. "Ey İsa, aslandan mı kaçıyorsun?" diye sormuşlar. O, "Hayır!" demiş. "Kaplandan, ejderhadan mı kaçıyorsun?" diye sormuşlar. O yine, "Hayır," demiş ve eklemiş, "ben peygamberim, Aslandan kaplandan korkman." "Peki o zaman neden kaçıyorsun?" diye sormuşlar. "Ahmaklardan kaçıyorum," demiş İsa, "çünkü onlarla baş edemem."
 
Okuyun.
Okutun.
Ve,
kalın sağlıcakla. ;)
 

Noah / Nuh Büyük Tufan

(Nuh 1) Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, 'Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar.' diye peygamber olarak gönderdik. 
(Nuh 2) Nuh şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
(Nuh 5) Nuh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."

Bunlar apaçık deliller değil midir? 
Peygamberler çağrı için gönderilmemiş midir?
Bu Tevrat'ta da, İncil'de de Kuran'da da böyle değil midir?
Hepsi Allah'a imana davet için değil midir?
Yerlerin, göklerin ve ikisi arasında olanların yaratıcısına ibadete çağrı için gönderilmiş bir peygamberin filmini yapıyorsan, o dini kitapları açıp da azıcık araştırma yaparsın. 
Sadece gişeye, tribünlere oynamazsın, oynayamazsın. 


Sen o kadar aylarca bekle bekle ve sonra..
Bu hayal kırıklığını nasıl anlatırım bilmiyorum. 
Tam bir fiyaskoydu. 
Bir film yapıyorsunuz ve bu filmi bir peygamber üzerine kuruyorsunuz.
Madem öyle neden olayın özünü kaçırıyorsunuz?

Film bir peygamber üzerine kurulu ama ne kurtuluş için ne de hidayet için tebliğ veren bir peygamber figürü var ortada. 

Ben bu filmden sonra şunu anladım ki, yeni dönemde bir Çağrı görmek giderek imkansızlaşıyor. 
Hem de teknoloji bu kadar üst sınırlara ulaşmışken, ne kadar fakiriz.
O inceliği, o saygıyı, o güzelliği bulmak çok zor gibi. 
Bu yöndeki umutlarımı yitirdim ben bu filmden sonra.
Çok büyük beklentilerle gittiğim için mi böyle oldu bilemiyorum.
Ama işte.. 

Filmi yasaklayan ülkelere şimdi bir kez daha hak veriyorum. 
Boşuna gidip izlemeyin, değmez.
Bu filmi Russell Crowe bile kurtaramadı maalesef.

Son olarak, Sinefesto yazarı Murtaza Koçak film hakkındaki yorumuyla duygularıma tercüman olmuş. 
Okumak için tık!

8 Nisan 2014 Salı

Kazananlar Kulübü

Hayatınızda dönüm noktaları oldu mu hiç?
Mesela bir film izleyip hayatınız değişti mi?
Ya da bir kitap okuyup?
Ölümden döndünüz mü mesela?
Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda yarın yeni bir gün olacak dediniz mi gözlerinizi yummadan önce?
Ve o gecenin sabahında, yeni bir hayata açtınız mı gözlerinizi?
Dostunuz acı söyledi mi size de?
Şeytan ayrıntıda gizlidir dedikleri ayrıntıya kalbinizin çıkmaz sokaklarında rastladınız mı?
Hayatta yapmam dediğiniz şeyin tam ortasında buldunuz mu kendinizi?

Ve şimdi, 
olan olmuş, 
olanlarla ölenleri ve kalan sağları da geride bırakıp
yeniden başladınız mı hayata?

Evet mi?
O zaman Kazananlar Kulübüne hoş geldiniz. 
:)

6 Nisan 2014 Pazar

Emrah Serbes - Erken Kaybedenler

"Büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. 
Büyüdükçe öyle küçüldüm ki, içimde taşacak hiçbir şey kalmadı.
Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metro uzadım, 20 kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim."


Bu okuduğum Emrah Serbes'in ikinci kitabı.
İlki hiç şüphesiz çok güzeldi.
Ama bu kitap da başka bir güzeldi.
Hani tatlı tatlı gülümseten cinsten.. :)
Kitap 10-16 yaş aralığındaki erkek çocukların dilinden yazılmış, 
onların olaylara bakış açısını anlatan kısa bölümlerden oluşuyor.
 Bir bakıma onların hayatlarına girip, bizim gördüğümüz (ya da gördüğümüzü sandığımız) şeyleri,
onların nasıl gördüğü / algıladığını okuyorsunuz.
Hele bir "Lamba beni görünce yanmıyor" mevzusu vardı ki,
akıllara zarar. :D 
Ahh şu erkekler.. :P
Keyifli vakit geçirmek isteyenlere tavsiyemdir.