24 Kasım 2014 Pazartesi

Öğretmenim, Canım Benim!

Sevgili Nabrut'un şu yazısını okuyunca bir de ben yazmak istedim. Çünkü ne zaman etrafımda öğretmen problemlerini dinlesem aklıma kendi ilkokul öğretmenim gelir. Kendisi türüne az rastlanır öğretmenlerdendir şüphesiz. Neden mi? Açıklayayım:

Bir keresinde hiç unutmuyorum öğretmenler gününde hediye alınacak diye sınıf annemiz herkesten para toplamıştı. (Hemen araya şunu not düşeyim; sınıfımızda çok ama çook fakir öğrenciler vardı. Ve sınıf annemiz hediye için para toplamıştı!) Yanlış hatırlamıyorsam gidip altın alındı. Öğretmenler gününde öğretmenimize hediye verildiğinde, öğretmenimiz çok kızmıştı. Aldıkları altını bozdurup, paralarını geri iade etmelerini rica etmişti. Ve evet, herkes parasını geri aldı. 

Benim canım öğretmenim, çocuklardan okul aidatı istiyorlar diye yönetimle karşı karşıya gelmişti. Ve öğrencilerinin hiçbiri o 5 yıl bitene kadar okula hiç para vermedi. Bizden sonra da öğrencisi olmadı.

Sınıfımızda adımlarını yamuk atan bir öğrenci vardı. Bilirsiniz, içe doğru adım atarlar hani düzgün yürümezler. Sırf onun için öğretmenimiz bizi arkasında sıraya dizer ve adımlarını takip etmemizi isteyerek bizi düzgün adım atmamız için arkasından yürütürdü. 

Sınıftaki bütün öğrencileri ailelerine kadar tek tek tanırdı. Hepimizin hangi konuda yetenekli olduğunu ve zayıf noktalarımızı bilirdi. Mesela benim resim çizmeye merakım ve yeteneğim olduğunu biliyordu ve benim bu konuda kendimi ilerletmem için ailemle konuşmuştu. Beni bir kursa göndermeleri için ailemi ikna etmeye çalışmış ama maalesef başarılı olamamıştı. 

Öğrencilerinin sıkıntılarıyla birebir ilgilenirdi. Öğrencileri birbirlerinden özenmesin diye beslenmelerde aynı şeyi görmek isterdi ve bunun için velileri şartlardı. Biri es kaza simit mi aldı, kendi cebinden çıkartır parasını diğer öğrencilere de alırdı. Sırf canı çekmiştir diye.

Kitap okuma alışkanlığı kazanmamız için dersin bir bölümünü okuma saati olarak ayırıyordu. Şimdilerde instagramda vs görüyorum okuma saati çalışmalarını. Biz okula giderken çok nadir görülen şeylerdi bunlar. Bu konuda şanslıydım.

Kötü yanı yok muydu? Elbette vardı. 

Sinirlenince çok korkardık ondan mesela. Bir keresinde öğrencilerden birinin yüzüne tokatmış, 5 parmağının izini çıkarmıştı. (Ama o da öğretmeni çileden çıkarmıştı.) Tabi öğretmenimiz sonra çok üzülmüştü. Ödevini yapmayan öğrencilerin parmak uçlarına cetvelle vururdu. Tek ayak üstünde bekletirdi. Yanlış yapana ceza uygulardı kısacası.  

Pis öğrencilere çok kızardı. Çünkü ona göre önlüğünüz ne kadar eski olursa olsun, çok fakir olabilirsiniz, yenisini almaya gücünüz yetmeyebilir ama bu temiz olmanızı engellemezdi. Haklıydı. 

Benim öğretmenim Atatürkçüydü, idealisti. Kendi doğruları vardı ama sizin fikirlerinizi de önemsiyordu. Çocuk olasınız bile. 
Vicdan ve sorumluluk sahibiydi. Ve bize öğretmenlikle birlikte annelik yapmıştı. 
Öğretmenler gününün kutlanmasını en çok hak eden öğretmenlerden biriydi.

Ama ne yaparsa yapsın, bana matematiği sevdirememişti. :P 
O da ayrı bir konu. :)

Gerçekten öğretmen olduğunu düşünen hisseden bütün öğretmenlerin Öğretmenler Günü kutlu olsun. :)

1 yorum:

  1. malum ajumma öğrenci olunca bloglara böyle geç dönüyor böyle güzel yazılara geç kalıyor.
    ne şanslıymışsın.
    yine de ortak nokta ozamanki hocaların illaki korkusuzca dayakçı olmasıydı sanırım kaldı ki ben ankaranın göbeğinde çok meşhur bir devlet okulundaydım ama farketmiyordu işte

    YanıtlaSil