30 Kasım 2013 Cumartesi

John Legend & Lindsey Stirling - All Of Me

http://youtu.be/xwsYvBYZcx4


Ruhların Kaçışı

Aylardır (belki de yıllardır) izlemeyi planladığım filmi geçen gece bir fırsatını bulup izledim. (Evet, bazen böyle fırsatlarım olabiliyor) Ahh, sevgili Miyazaki, neden her yaptığın böyle harika oluyor? Bu adamda nasıl bir kafa, nasıl bir hayal gücü var da bu harika eserler ortaya çıkıyor? 


Chihiro, ailesiyle birlikte yeni bir kasabaya taşınır. Ama hani derler ya, insanın başına ne gelirse meraktan gelir diye, babası yanlış yola sapıp da karşısında çıkan yapının öte tarafında ne olduğunu merak edince olaylar başlar. Ruhlar ülkesine geçiş yapan aile, orda gördükleri nefis yiyecekleri yer ve bir anda domuza dönüşür. Yiyecekleri yemeyi rededen Chihiro, domuza dönüşen anne ve babasını kurtarmak ister. Ve elbette karşısında yakışıklı Haku çıkar...

Sevgili Miyazaki, 

Sevgi, dostluk ve aile kavramlarının önemini vurguladığın bu filmde; Haku'yu bu kadar gizemli, karizmatik ve harika bir karakter olarak yazarken, amacın neydi söyler misin? 

Benim söyleyeceklerim bu kadar. 
Kalın sağlıcakla. 


Behzat Ç. Ankara Yanıyor

Bir Ankara Polisiyesi


Haftalar sonra izlediğim film hakkında yorum yazabileceğim. Film vizyona girdiği ilk haftaydı sanırım, evet o hafta izlemiştim. Aslında Hükumet Kadın 2'ye bilet almıştım ama pek kıymetli arkadaşım bu filmi görmeyi o kadar çok istiyordu ki, biletleri değiştirdik. İyi yapmışız. 
Filmin konusu malumunuz Gezi. 
Ve verilen mesaj "Onlar savaşmıyor, direniyor!

İzlerken çok güldüm! 
Ekip komik arkadaşlar, yanlış anlamayın. 
Ve evet, ben bir Erdal Beşikçioğlu hayranıyım! 

Edit: Şimdi düşündüm de yorum çok kısa olmuş. Neyse, ben anlatmayayım siz izleyin bence. :)

Sibel Eraslan - Çöl Deniz / Hz. Hatice

Bu okuduğum Sibel Hanım'ın 3. kitabı oluyor. Okuduğum ilk iki kitabından çok memnun kalmıştım. Bu kitap da çok güzeldi ancak bazı kısımlarda fazla uzatmıştı. O nedenle bazen sıkılarak okuduğumu belirtmek isterim.

Kitabın konusu adından da anlaşılacağı üzere, Peygamber Efendimiz'in ilk hanımı olan Hz. Hatice'nin hayatını anlatıyor. Son Elçi'nin hayatına girmesinden önce ve sonra, Hatice'nin halleri. Peygamber Efendimiz'e nasıl destek oldu.. Aynı zamanda Son Elçi de konu ediliyor. Elbette romansı tadıyla... 
Mevzu Peygamber eşi olunca insan daha bir merakla okuyor. 
Elbette hepimiz Hz. Hatice'nin nasıl biri olduğunu az çok biliyoruz. 
Ama bunu roman gibi okumak farklı bir tat veriyor. 
İlginçtir; kitap Hz. Hatice'yi anlatıyor ancak ben Peygamber Efendimiz'le olan kısımları okumayı daha çok sevdim. Hatta o kısımları heyecanla okudum..


~*~
Sabır, sadece zorluklara tahammül etmek değildir. Sabır, gücümüz yettiği halde zalim olmamaktır.
*
Cesaret korkmamak değildir. Cesaret, korktuğu halde bile yerinde sabırla durmaya devam etmektir.
*
Allahi Gayur'dur. Kalpleri kırık sever. Orada kendisinden başkasının isminin yazılı olmasını sevmez.
*
Namaz, onların hiç yanılmaz kalp saatidir. Saatlerini Rablerine ayarlamış kullara ne mutlu!
*
Onlar namaz kıldılar..
Namaz ise onları kul kıldı..
*
Bir kadının konuşmasından değil, susmasından korkulur. Çünkü susan her kadının içinde dikkatle çalışan bir kum saati işler. Elindeki kum saatini her alt üst edişinde o kadın, gelmiş geçmiş hayatını sabırla gözden geçirir. Her bir kum tanesi, nice acılı dakikanın bilge bir öğretmeni gibi, o kadına yoldaşlık eder. Susan kadın, içindeki kum saatiyle konuşur. Orada, kendinden önceki nice kadının hayat öğretileri durur. Susmak, kadın için eylemsizlik değil, tam tersine bir sivil itaatsizlik eylemidir. Zira susan kadın, birazdan konuşmaya ve değiştirmeye başlayacaktır.
*


Murat Menteş - Dublörün Dilemması

"Canımın içi böyle şeyler yalnızca romanlarda olur."

*

Ruhi Mücerret kitabından aldığım o nefis tattan sonra diğer Murat Menteş kitaplarını okumasaydım ayıp olurdu. Aylardır kitaplığımda bekleyen Dublörün Dilemması kitabını korka korka elime aldım. 
Sebep: 
Ya Ruhi Mücerret'ten aldığım tadı alamazsam? 
Ya bu kitap hayalkırıklığına uğratırsa?
vs
Ama sağ olsun, daha giriş kısmında güzel olacağının sinyallerini verdi. 
Ruhi Mücerret'ten sonra beni en çok güldüren kitaplardan biriydi. 
Bana ordan bir adet Nuh Tufan gibi bir arkadaş lütfen! 
Bir de Murat Menteş'in kafasından istiyorum. :P


~*~
Doğar doğmaz reddedilmiştim, hayatım boyunca öyle çok kovulmuştum ki, buna alışık olduğumdan emindim, fakat bu defa feleğin çemberinden çıkamadım.
*
Dünyaya onu görmeye gelmişim gibi. İlk bakışta nakavt etti beni.
*
+Ciddi misin sen?
-Ecel kadar.
*
Kötü adamların cehaleti sayesinde acaba kaç kişinin ömrü uzamıştır?
*
Benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buz dağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor.
*
Yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir işe yaramıyor: Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar. Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir: Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz.
*
Dostlarımız, biz caddenin kenarında alevler içinde yanarken, karşıya geçip üstümüze işemeye üşenen kimselerdir.
*
Hedefe ulaşan, her şeyi ıskalamıştır.
*
Boşlukta, yokluğu hiçliğe dönüştürmeye çabalıyoruz.
*
Hiçbir aşkta umuda yer, sebebe lüzum yoktur.
*
Aşk, insanın şahsiyetini pekiştirir. Çünkü hayatın manası, aşk bohçasında gelen bir hediyedir. Mevcudiyetinin hakkını vermek, hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir.
*
Ben infilak etmek üzereyken hayatın hala akıp gittiğini görüp iyice hınçlandığımı biliyordum.
*
Sana baktıkça tatlım, Rus ruletinde kaybetmenin acısı gibi bir acı duyuyorum.
*
Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar.
*
Gök gürültüsü korkutur, fakat asıl işi yapan şimşektir.
*
Bu sandıkta çeyizimin küllerinden başka bir şey yok.
*
Keder insanı erdemli kılar.
*
Hile, satışın; istismar, kârın; tehdit ise müşteri sadakatinin garantisiydi.
*
Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz.
*
Gördüğün gibi ben hayati bir iflas yaşıyorum. 
Senden ne haber?

:)

17 Kasım 2013 Pazar

Fahriye Evcen - Bahçede Yeşil Çınar / #Çalıkuşu


Mustafa Kutlu - Ya Tahammül Ya Sefer

"Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız."


Mehmet'in tavsiyesi üzerine okudum kitabı. O bu kitabı vakti zamanında işte böyle yorumlamıştı. Henüz bu kitap üzerine kendisiyle konuşma fırsatım olmadı. (O gücü kendimde bulduğumda selam edeceğim sana.) Mehmet'in yazdığının üstüne ben yorum yazmayacağım. Ama içimdeki duyguyu anlatmak adına bir cümle kuracağım.

"O halde ben, Kerim olmayı/olabilmeyi gönülden isteyen, 
Veysel ya da Asım olmaktan ölesiye korkan İlhan mıyım?"

Kalın sağlıcakla.. 

İclal Aydın - Bir Cihan Kafes

Bu benim ilk İclal Aydın aydın kitabım. Sanırım İclal Aydın'ın da ilk romanı oluyor. Ya da ben öyle sanıyorum, emin değilim. Nedense bunun araştırmasını da yapmak istemiyor canım. Belki daha sonra..



Kitap 3 kuşak kadını anlatıyor. Samire, Yaşar ve Lorin. Yani anneanne, anne ve kızı (torun) ... 3 kadının da kalbi kırık, mutluluğu yakalayamamış 3 kanadı kırık kadın... Ve üçü de kafeslerinden kurtulamamış birer serçe gibi... 

Kitap öyle esrarengiz başladı ki, önce adapte olmakta zorlandım. Tarihler ve kuşaklar arası gelgitler de biraz kopmama sebep oldu. Ancak yazar olayları öyle bir birleştirdi ki -çok afedersiniz- 'yuhh!' dedirtti. (Burdan İclal Aydın'a selam olsun.^^ )

Kimse kusura bakmasın Samire'nin hikayesi beni Yaşar ve Lorin'in hikayesinden daha çok etkiledi. Evet, bu kitaptaki favori kahramanım kesinlikle Samire'ydi. Çok ağlattı beni çook.. O nasıl bir kaderi kabullenişti öyle ve nasıl bir vefa.. Okumamıştı, kızı ve torununun gözünde cahildi. Kızının gözünde utanılacak bir kadındı belki ama Samire kesinlikle harika bir anaydı. Yazar harika bir profil çizmişti. Çok sevdim. 

~*~

Bir insanın yumruğu kadardır kalbi, derler.
Demek ki kalbin kadar insansın.
Avucunun içine düşen kalp kadar merhametin..

*

Kibir bir virüs gibidir. Bünyede bekler. Kendine güven, cesaret, güç, dik başlılık hatta tevazu bile içerir en başta. Onun ne vakit kibre dönüştüğünü taşıyan anlayamaz kimi zaman.

*

İstanbul mutsuz yatsan da sabah bir mucizeye uyanabileceğin bir şehir.

*

Ben seni artık hiç sevmesem sen ne kaybederdin senliğinden?

*

Aşkta mesele şu ki... O dönme dolap, adı üzerinde, dönüyor... Yükseliyor... Alçalıyor... AMa sen hep en tepedeki halini anımsıyorsun...

*

Ömrü, büyük yanlışlardan örülü bezden bir kaleydi..

*

Dünya, Allahımın kocaman yer sofrası. He bir şeycikleri koymuş ortaya.Ömrün yeter de yaşarsan, şanslıysan, sevdiği kuluysan hepsinden yiyeceksin diyor sana. Bunu da ye, diyor. Bak bunu da ye, diyor. Bamya da yiyeceksin, turp da yiyeceksin, ayva da yiyeceksin, ekmek de yiyeceksin, börek de yiyeceksin. Yok, ben baklava yedim, biber yemek istemiyorum, olmaz. Hepsinden tadacaksın, diyor. Bunların hepsi Allahımın nimetleri. Kötü söz ektim, yok. Ektiysen de göreceksin ne biçtiğini. Kötü de var, iyi de var. Acıyı da belleyecek yüreğin, tatlıyı da. Allahım hepsinden tattıracak sana.

*

Üzgünüm, çok özür dilerim! Aşk bu! Kazanmak için oynamıyorum!

*

Fırtına herkesin başında eser ama sadece bazılarının çiçekleri dökülür.. 

*

"Neyi okumam gerektiğini, neyi yanlış okuduğumu göster bana Allahım"

*

Umut etmek sadece acıyı uzatıyor.

*

Tutkuyla aşık olanın ülkesi, sevdiğiyle kendinden oluşur. Birbirlerinin sınırı olurlar. Her sınır mayın döşelidir.

*

Ne çok yaramı açık ettim ben sana..

*

Ben bu kadar acıyı nereye koyacağım?

*

Şimdi cebimde taşıdığım kalp şeklindeki çakıl taşlarına bakıyorum da... Kimi mermer gibi pürüzsüz, sarı; kimi delikli yeşil, parıltılı; kimi de siyah, küçük, eğri büğrü.. Nasıl düştüler acaba bedenlerden sahile?

*

Dünyanın bütün zalimleri kendilerini sevenin üzüntüsüyle beslenir.

*

Kimse yalnız değil, kendi kendine yetmeyi beceren insanlık mertebesinde rütbe alır. Nefsin susarsa ruhun konuşur, sen susarsan ruhun harekete geçer, Allah yolundan giden herkes Allah'ın evliyasıdır. Haklılığını savunmak için anlamayana karşı sen boşuna konuşma. Haklılık bile şahit ister. Savundukça söz verirsin müfteriye. Pür-i pak haklıysan eğer, zaman zaten şahit duracak sana. 

~*~

3 Kasım 2013 Pazar

Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

Bu kitabı okumayı o kadar uzun zamandır (hatta yıllardır) istememe rağmen, okuyamamıştım. Hatta öyle ki, kitabı yaklaşık bir ay (belki daha fazla emin değilim) önce aldığım halde bu haftaya kadar beklettim. Neden ben de bilmiyorum. (Kitabın kalınlığından ve yazı boyutunun minicik olmasından korkmuş olabilirim.) Ama korktuğum kadar olmadığını okumaya başlayınca anladım. Ama o yazı boyutunun bir numara daha büyük olmasını dilerdim. Okurken zorlandığımı söylemeden geçemeyeceğim.


Kitabı bilmeyen duymayan yoktur sanırım. 
Franz Kafka'nın 1920'lerde başlayıp ölümünden bir süre öncesine kadar devam eden, gazeteci Milena'ya yazdığı, içinde bolca korku, aşk, hastalık, bunalım ve dedikodu barındıran mektuplarından oluşan bir kitap.. (çok mu uzun oldu bu cümle?)

Kafka mektup yazmayı;  "..hayaletlerin önünde soyunmak demektir ki, onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları." şeklinde açıklasa da ben bu konuda maalesef Kafka gibi düşünmüyorum. (Evet, merhum Kafka'ya kafa tutuyorum (!) )
Bununla ilgili açıklama yapmak isterdim ama şu an o havamda değilim. Belki (!) daha sonra ayrıca bir yazı yazabilirim bununla ilgili. 

Kitaplar ilgili olarak; ben isterdim ki, Milena kendi mektuplarını yok etmeye bu kadar meraklı olmasaydı da, kitap içeriğinde onun da mektupları bulunsaydı, yazışmayı karşılıklı okuyabilseydik. O zaman eminim şu an verdiği duygudan çok daha fazlasını verebilirdi bize. Kitabın sonuna eklenen bir kaç Milena mektubu (Kafka'ya değil Max'a yazılan) ve dergi/gazetede yayımlanmış Milena yazıları olsa da yeterli değildi. Milena'nın gördüğü Kafka ile benim gördüğüm/hissettiğim Kafka biraz (belki daha fazla) farklıydı mesela. 
(Belki de anlama özürlü olduğum için ben anlayamamışımdır, bilemiyorum.) 

Neyse, bütün itibariyle kitap güzeldi. Bunalıma girmek için birebir. Özellikle Kafka'nın her şeyden korkan (bunda Yahudiliğinin büyük payı olduğunu düşündürtüyor), bedensel sağlının dışında psikolojik sorunları olan bir adam olduğunu düşünürsek.. Yahudilikle ilgili kurduğum cümle yanlış anlaşılmasın, bunu her seferinde dile getiren Kafka'nın kendisi, ben onun sözlerinden yola çıkarak söylüyorum. Onun korkuları, Milena'yı kaybetmekten ibaret değil. Yani ben yanlış anlamadıysam (!) tabi.. 

*
Buradasınız, tıpkı benim gibi, hatta benden de fazla; benim olduğum yerde siz de varsınız, üstelik benden daha fazla varsınız.

*
Bugün bir Viyana haritasına baktım, senin sadece bir odaya ihtiyacın varken, bu kadar büyük bir şehir inşa edilmiş olması bana bir an için akıl almaz geldi.

*
Sanki bir hafta boyunca hiç ara vermeden bir taşa çivi çakmakla görevlendirilmişim gibi; üstelik işçi de, çivi de bizzat benim!

*
..mektubunuzu, serçenin odamdaki ekmek kırıntılarını yiyişi gibi okuyorum; titreyerek, etrafa kulak kabartarak, sağa sola bakarak, bütün tüyleri kabartarak..

*
Ne olur bana bir kez daha -her zaman değil, zaten bunu istemem- bir kez olsun "sen" de.

*
Bütün bu olanlar benim için akıl almaz; dünyam yıkılıyor, yeniden kuruluyor, bak bakalım nasıl başa çıkacaksın (kendisinden bahsediyor). Yıkılmasından şikayetim yok, zaten yıkılıyordu; yeniden kurulmasından şikayetim var, güçsüzlüğümden şikayetim var, doğmuş olmaktan şikayetim var, güneş ışığından şikayetim var.

*
..nasıl bu mektupla fırtına gibi içeri girdiysen, aynı şekilde pencereden uçup gitmek istemen için dua ediyorum, kasırgayı odamda tutamam ki..

*
Artık ismimi de kaybettim, gittikçe kısaldı ve bu kadar kaldı: Senin.

*
Dünyada benim ihtiyaç duyduğum kadar sabır var mı Milena?

*
Bu mektubu sana, o evin önünde bir aşağı bir yukarı yürürken yanı başımda olmanı sağlamak için gönderiyorum.

*
Seni ıskalamamalı, tıpkı benim de seni o küçük parkta ıskalamadığım gibi..

*
Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün.

*
Ya dünya çok küçük ya da biz çok büyüğüz, ne olursa olsun onu tamamen dolduruyoruz. 

*
Bağışla beni! Ve bu akşamın iyi geceler dileği olarak, beni, her şeyimi ve senin içine dolmanın verdiği bütün mutluluğu bir solukta al. 

*
Mesela, neden odanda duran ve senin koltukta ya da çalıma masasının başında oturuşunu, uzanışını, uyuyuşunu seyreden mutlu dolap değilim?

*
Fakat ben dişlerim sıkılı, senin o güpegündüz bile gördüğüm gözlerinin önünde her şeye katlanabilirim: uzaklığa, korkaklığa, endişeye, mektupsuzluğa..

*
Sana neredeyse yalvarıyorum: Gelme. Bırak bir gün çok gerektiğinde gelmeni istersem hemen geleceğin umuduyla yaşayayım ama şimdi gelme, nasıl olsa geri dönmek zorunda kalacaksın.

*
..için rahat olsun, son gün de ilk günkü gibi beklerim.

*
..istiyorsun ki ben burada Prag sahilinde oturayım, sen de gözümün önünde Viyana Denizi'nde dibe vur..

*
..tek bir ortak isteğimiz var: senin burada olman ve yüzünün benimkine olabildiğince yakın durması.

*
..galiba erkekler daha fazla acı çekiyorlar ya da bir başka bakış açısıyla, bu konuda karşı koyma güçleri daha az. Oysa kadınlar daima suçsuzca acı çekerler; üstelik ellerinde olmaksızın değil, gerçek anlamda, ki aslında belki bu da yine ellerinde olmaksızına çıkar.

*
..kalbimin bir köşesinde bir parça kızgınlığın sizin için hazır bulunması, dengeyi sağlaması açısından gayet iyi.

*
Geçenlerde bir Tribuna okuru bana, "Akıl hastanesinde geniş çaplı araştırmalar yapmış olmalısınız" dedi. "Sadece kendiminkinde" dedim. :)

*
..evet, seni seviyorum budala; tıpkı denizin, kendi dibindeki küçücük bir çakıltaşını sevmesi gibi, işte sevgim seni öyle kaplıyor..

*
Aşk oku, kalbim yerine şakaklarıma mı saplandı yoksa?

*
..ne de olsa her son biraz gerçektir ve hiçlikten ayrılır, ama aynı şekilde, gerçek olandan da mümkün olduğunca uzak durur..

*
Belki en çok seni sevdiğimi söylediğimde de söz konusu olan gerçekten sevgi değil; sevgi, senin içimde çevirip durduğum bıçak olman.

*
..insan bazen erken kalktığında, gerçeğin hemen yatağın yanı başında olduğuna inanır: üzerinde birkaç solmuş çiçekle bir mezar, açık, içine almaya hazır.


Milena'dan kısaca:

Dilsizler nasıl yalnızda ben de öyle yalnızım ve size kendimden söz ediyorsam, kelimeleri kustuğum içindir, tamamen isteğim dışında fırlayıp çıkıyorlar içimden, çünkü artık susamıyorum. Bağışlayın beni.

*
Hayatı yaşamanın iki yolu var: Bir tanesi, kaderinin sorumluluğunu üstlenmek, kendi kararlarını kendin vermek ve uygulamak, avantaj ve dezavantajları, mutluluk ve mutsuzluğu kabul etmek; cesurca dürüstçe, pazarlık etmeden, yücegönüllülük ve tevazuyla. Diğeri ise, kaderini aramak: Ama insan onu ararken sadece gücünü, zamanını, hayallerini, doğru ve iyi anlamdaki körlüğünü, içgüdülerini değil, kendi değerlerini de kaybeder. Gittikçe yoksullaşır; yeni gelen daima önceden var olandan daha kötüdür.

Bir şey daha: Aramak için inanmak gerekir, inanmak içinse belki yaşamak için gerekenden daha fazla güç.

*

Kalın sağlıcakla..

Yakın - Uzak

Kalk git diyorum içimden kendime, 
kalk git uzağa
Kulağındaki müzik bitene kadar yürü, 
ağladığın kadar koş
Aya dokunana kadar yürü uzaklaş, 
düştüğün yer yakınlarına uzak olsun.

ceyhun yılmaz