22 Eylül 2013 Pazar

Ayfer Tunç - Suzan Defter

- İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?
+ Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz.
- Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?
+ Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.
- İyi ya boş değildi kucağım.
+ Ama yandınız, kül oldunuz.
- Ama vardım, kül bunun kanıtı.

~*~

Suzan aşıktı, Derya'nın abisine. Derya da aşıktı, abisine. 
Derya'nın abisi de aşıktı, Suzan'a.. 
Sonra ayrıldılar.
Derya unutamadı ne bu büyük aşkı, ne de Suzan'ı..
Sonra Bay E ile tanıştı. 
Bay E, günlüğü bir gün başkalarının eline geçer diye isimleri açıkça yazmak istememiş.
Haklı da, hem ne gerek var isimlere? 
Şahsa değil mevzuya bakmak gerek, değil mi?
Ama Derya çekinmeden açık etmiş Ekmel Beyin adını.
Varsın olsun, dünyada bir tane mi Ekmel var?


Ben Ayfer Tunç'un kalemiyle ilk kez tanışıyorum. Bu kitap doğru bir seçim oldu sanki.. 
Sankisi yok canım, doğru seçimdi kesinlikle.. 
İki ayrı günlük, kitabın sol tarafı Bay E'nin, sağ tarafı Derya'nın günlüğü..
Okumak keyif verici, acısı taze.. 
Tuhaftır, bu kitap hiç bitmesin istedim. 
Ama bitti. 
Hem de acıtarak..

~*~

Ölüm, seninle bir anlaşma yapalım. Şu lanet olası defter dolduğunda bana gel. Bakkalan ömrüme ömür biçerek kafa tutuyorum sana - sen ki en tabii korkusun.
Bu defter dolduğunda unutacak olursam seni; görün, uykuma gir, gülümse bana, hatırlayayım verdiğim sözü.

**

Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa kavuşuyor.

*

Kendimi kapadım yazdığım defterlere. İçimi açmaktan çok korktum.

**

..bu deftere adımı açıkça yazmayacağım. Sahaf tezgahına düşecek veya yoklara karışacak bir hayatın sahibinin adı belli olsun istemiyorum.

*

Belki bir gün bu defteri eline geçirecek meçhul kişi: Sanma ki, aklı, suyu çekilmiş bir kafatasının içinde bir avuç kar gibi hızla eriyen bir adamın defterini okumaktasın. Kafatasımın suyunun çekildiği doğru. Islanmış da kurumuş, kuruyup çekmiş bir tahta parçasını andırıyor kafatasım, ama içinde kurşun kadar ağır bir şey var. 

**

Gerçek bir hayat hikayesi olarak değil, gülüp geçtiğin basit romanlar gibi oku beni. 
Biraz iz kalsın ardımda, ama okunduğu anda unutulacak bir iz.
Unutulmayacak bir iz bırakan adamlardan değilim.

*

Eskiciyi gördüm geçen gün, kendini antikacı zannediyor, Tavukçuefendi sokağında dükkanı var, bodrum katında. Dizlerimin altında kalan vitrine bakmaya çekiniyorum, kendimi tutamayıp göz ucuyla baktığımda, gaddar bir tacirin elinde esir düşmüş canlı eşyalar görüyorum çünkü, kurtar bizi diye bağırışıyorlar.

**

Eskici beni süzdü, ömrüme ömür biçti.

*

Karım aslında evde 'ben' olmasını istemiyordu, uysal bir bukalemun olayım istiyordu sadece ya da kabın şeklini alan zararsız bir sıvı, arada bir sulanan yaşlı bir saksı çiçeği, ortak hayatımızın durgun hücresi olayım.

** 

Eskiden tükenmez kalem kullanırdım, daktiloyla yazdırdığım usanık cümlelerimin altını imzalamak için.

*

Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. -Ben de yaşadım, sizin kadar!-

**

Neden satıyorsunuz evinizi? diye sorarsa ne diyeceğimi ilk defa düşündüm: bu şehirden gidiyorum derim, bu şehir beni dışladı, yok farzediyor, ne zaman dışarı çıksam bir safraymışım gibi beni sokaklarından evime atıyor.

*

+ Karım çekip gitti.
- Ama eviniz bir kadının çekip gittiği bir eve benzemiyor. Eşyada mukavvemet var. Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır.

**

Sizi ve kendimi suda yüzen yağ damlasına benzettim. Kendine benzeyen bir damla arayan ve bir türlü suya karışamayan iki yağ damlası. Yüzüyoruz işte suda. Başıboş. Öyle parçalanmışız ki artık daha fazla parçalanmak ölmek demek. Ama yine de varız ve belli oluyoruz suyun üstünde.

*

Mutsuzluğun önemli bir nedeni şu floresan lambalar, beyaz ışık yasaklansa milletçe depresyonu yeneceğiz.

**

Her pazar günü karımla birbirinden uzaklaşarak kuruyan iki su damlası olduk. Annemle babam her pazar birbirlerini erittiler.

*

Sabah pencerenin önünde oturdum. Genç hiçler geçiyordu caddeden. Onları izledim, yürürken birbirlerine omuz atıyorlar, ikide bir durup gülüyorlardı.
Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim.
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim.
Razı olan için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?

**

Bir yerde duramazdı hiç, içinde daimi bir yolcu vardı. Gittiği yere mi sığamazdı, yer m onu içine almazdı bilemedim.

*

Her şeyi silebildin mi abicim, kaldırıp atabildin mi? Hafızanı sıfırlaman kolay oldu mu?
Ben yapamadım.
Beni unut. Beni unut. Beni unut. Yazdın ve bitti. Öyle mi?

**

Hiç yandınız mı Suzan hanım?
Yanmış, hem de nasıl.

*

Ritmi tümüyle bozulmuş mektupların sonunda, satırları kısalmış, zehirli bir şeyler sızmaya başlamış kelimelerden..

**

Sevdiğim: dün ve daima. Sevgilim: sadece bugün.
Sevdiğim: eşsiz, tek. Sevgilim: sığ, çok.
Sevdiğim: sevdim sahiden. Sevgilim: Emin değilim.

*

Çok kuvvetli bir ateş hissettim, o anda kül olmaktan korktum.

**

Suzan'ın bıraktığı yeri dolduramayacağını anlamak yerine; abimin o on beş yılı basit ve neredeyse masum bir gençlik aşkıyla geçirdiğine inanmayı tercih ediyor ve benden nefret ediyor. Etsin.
Babaannemin dediği gibi: benim aşka hörmetim vardır küçük hanım.

*

Ayağım aşkın eşiğinde kadı.

**

Ağladığını hissettirmemek zordur. Gözlerinden yaş akar, burnunu çekmemek için ağzından soluk alırsın. Verdiğin sıcak soluk yüzünü sızlatırken, aldığın soğuk soluk boğazından geçer, kalbine iner. Omuzların titrediği hissedilmesin diye kaskatı kesilirsin. Ağladığını duyurmamak çok yorar insanı.

*

Sanki çırılçıplak sahneye çıkmışım. Artık bana dileyen dilediği kötülüğü yapabilir, öylesine savunmasız ve yalnızım.

**

İnsan hayatı bir rahim arayışından ibarettir, ev rahimdir. Bundandır kendimize bir aramamız. Evi olan insan ne şanslı!

*

Herkes ak içinde boğulmuş da, bir siz dışında kalmışsınız sanmayın diyecek yerde; 'Bu evin eşyası sizden yaşlı,' dedim Ekmel Beye, 'bu evde bir kadın ihtiyarlamış.'

**

Belki de bir türlü yaşayamadığımız için bu kadar büyüdü aşk, aslında kısa bir şeydi, zamana yayıldı.

*

Dün, aynı ömrü bir kere daha yaşayıp bir kat daha yaşlanmış gibi giderken ardından baktım. Dünyaya uğradığına pişman, gri mavi bir hayalet yürüyordu caddede, hemen savrulan ama parlak bir kül bırakarak.

**

İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş.

*

Yeşil yandığında birden ileri atılan otomobiller gibi yaşadı babam, sarıda geçenler, kırmızıda fren izleri bırakanlar gibi. 

**

Ölüme verdiğim sözü her durumda tutabilirim. İstersem aynı şeyi -değirmende saman çöpü, kötek yedi saman çöpü- tekrarlayıp defteri bir çırpıda doldurabilirim. Ya da kendimi tekrarlamaktan usandım ölüm, yazacak tek satırım kalmadı diyebilirim.

*

..yenilgimi evimin odaları bilmesin.. evimin duvarları hayatımı daralttığı için pişmansam da; faydası yok; ellerimle koyduğum bu güçlü sınırları artık aşamam.

*

Hayata çaldığımız maya tutmadı. Güzel olacağından emin olduğumuz günlerin gelip bizi bulacağına inandığımız hayatımızı yarıladık çoktan. Güzel olacağından emin olduğumuz günler gelip bizi bulmadı. 

**

Sen şimdi uçlarından kan damlayan kızıl saçlarının çevrelediği yüzün gözyaşlarınla ıslak, yatağına uzanmış, tavana bakıyorsundur Suzan. Sevmenin seni hala yakıyor olmasına şaşıyorsundur. Ben de şaşıyorum.

*

Ölüme hitaben başladığım defterin iri harflerle yazarak dolduracağım kalan sayfalarının anafikir; 
ölmek: sen ne zor bir tecrübeymişsin meğer olacak.

**

Bir kere daha deneyecek gücü kalmamış iki aşığın haline benzettim halimizi, az sonra kapı kapanacak, ağlayacağız.

~*~

20 Eylül 2013 Cuma

Yüksek Sadakat - Fener

KİMSE ANKA'YI UZAKTA ARAMASIN!
SABIR GÖSTEREN VE EMEK VEREN HERKES KENDİ ANKA KUŞUNU YARATIR.. 


Bazen taahütlü gelir
Almadım diyemezsin
Gelir ve ortaya yerleşir
Görmeden edemezsin
Gelir ve ortaya yerleşir
Bazen kaçamazsın
Gelir ve ortaya yerleşir
Aşk
Bazen bir bilmecedir
Cevabını bulamazsın
Takar peşine sürükler seni
Gitmeden yapamazsın
Gelir ve ortaya yerleşir
Bazen kaçamazsın
Gelir ve ortaya yerleşir
Fenerle tararsın kara geceyi
Ararsın ömrün boyunca
Sorarsan buldun mu doğru heceyi
Bilmem ki 
Bilmem ki
Bazen ruhun çizilir hekimden çıkamazsın
Kırar kolun kanadın kuş gibi dengini bulamazsın
Gelir ve ortaya yerleşir bazen kaçamazsın
Gelir ve ortaya yerleşir 
Aşk
Fenerle tararsın kara geceyi
Ararsın ömrün boyunca
Sorarsan buldun mu doğru heceyi
Bilmem ki 
Bilmem ki
Alnına nasıl yazılmış
Sabuna mı yoksa taşa mı kazınmış
Benden iyisini bulursan eğer
Bilmem ki
Bilmem ki
Fenerle tararsın kara geceyi
Ararsın ömrün boyunca
Sorarsan buldun mu doğru heceyi
Bilmem ki 
Bilmem ki

15 Eylül 2013 Pazar

Now is Good / Aşk Şimdi


Türkçe'deki adıyla Aşk Şimdi. Aslında düşününce, filmin Türkçe adı hem uygun hem değil. Orası biraz karışık. Ama ben orjinal adıyla kalmasını yeğlerim. Çünkü, adı gibi bir film. 


İşte tam olarak bu replik yüzünden uzun zamandır bu filmi izlemek istiyordum. 

Tessa Scott, 4 yıldır lösemi hastasıdır ve iyileşemeyeceğini anladığında tedavi olmayı bırakmıştır. Bunun yerine ölmeden önce yapmak istediklerine dair bir liste hazırlar. Liste gidişata göre değişir. Ancak istediği çok önemli bir şey vardır. Ölmeden önce aşık olmak! Ve o sıralarda yeni komşu Adam ile tanışır.. 

Film, Before I Die isimli kitaptan uyarlanmış. Kitabın adından filmin içeriği kolayca anlaşılabiliyor sanırım. Filmdeki mesaj ise açık ve net: "Hayat çok kısa, anı yaşa!" 

İzlerken yanınızda selpak bulundurabilirsiniz. Özellikle yarıdan sonra olay fena bir gidişat sergiliyor. Ama keşke daha önce izleyeseydim dediğim bir film oldu. Tavsiye edilir. 

Filmden alıntılar gelsin o zaman: 



+ Sana bir şey söyleyeceğim. Ama kimseye söylemeyeceğine söz vermelisin, tamam mı? Burada hasta değilim. Artık hasta değilim. Sadece bu ağacın üstünde kalmam gerekiyor. Modern dünyadan ve onun makinalarından uzakta olmalıyım. Böylece hasta olmayacağım. Eğer istersen sen de benimle kalabilirsin. Kalmanı isterdim. Bir şeyler inşa ederiz, barınaklar ve yollar. Sebzeler yetiştiririz. Güvende oluruz. 




+ Sadece ismimin bir yerlerde olmasını istiyorum.
- Unutulmayı kafana takmamalısın, Tess.



- Her yerdesin Tessa.
+ Yaptı. Dünyaya ismimi yazdı. 

**

- Tess, başka şansım yok biliyorsun. 
+ O kelimenin ne demek olduğunu dahi bilmiyorsun sen. 



+ Orada olmak istiyorum. Doğumda beni istemiyorsan dışarıda otururum ve sonra girerim. Bebeğini ilk tutan insanlardan biri olmak istiyorum. 
- Daha 5 ay var.
+ O zaman tutunacak bir dalım var demektir. 

**

+ En iyi arkadaşımın doğumu nisanda. Bebeğini görebilecek miyim?
- Hayır. 



- Seni hayal kırıklığına uğratabilir.
+ Uğratmayacak.
- Ya uğratırsa?
+ O zaman sen varsın. Her zaman ki gibi.




+ Nasıl olacağını anlat bana.
- Bundan böyle fazla yemek istemeyeceksin. Susuzluk çekeceksin. Bazen ateşleneceksin. Fazla uyumak isteyeceksin. Az ya da hiç enerjin olmayacak. 
+ Acıyacak mı?
- Hayır. Morfin acı hissetmemeni sağlayacak. Bu güzel rüyalar görmeni sağlayacak. 
+ Sence korkacak mıyım?
- Bence dünyadaki en kötü şansa sahipsin. Senin yerinde olsam, ben korkardım. Ayrıca inanıyorum ki, bu son günlerini nasıl geçiriyorsan bu olması gerektiği gibi olacak. 
+ Günler demenden nefret ediyorum.
- Çok yakında bilincin gidip gelmeye başlayacak. Bazen cevap vermeye gücün olmayacak, ama bileceksin insanlar orada, konuştuklarını duyacaksın. Ve sonunda öylece kopup gideceksin.. Başka sorun var mı?
+ Hayır. Hayır, yok. 

**

- Saçların uzuyor.
+ Yeterince hızlı değil.


- Benden ne istiyorsun Tess?
+ Benimle kal. Geceleri benimle kal. Geceleri birlikte uyumak. Birlikte uyanmak. Kahvaltı yapmak.
- Gerçekte ne istiyorsun?
+ Karanlık olduğunda benimle olmanı istiyorum. 
..
- O bir kar meleği. :)



+ Yeniden bir hayatın olacak.
- Hiçbir zaman bir hayatım olmadı. Muhasebeciydim ben.

**

+ Adam! Düşmeme izin verme! Düşüyorum! 


+ Anlar.. Hayatlarımız an dizelerinden oluşur. Her biri sona doğru bir yolculuk. Bırak aksın. Bırak hepsi aksın. 

**

- Veda etmelisin Cal..
+ Hayır.
- Hadi hayatım, bu önemli.
+ Ölümüne sebep olabilir.
- Senin söylediğin hiçbir şey onu öldürmez tamam mı?
- Artık gidebilirsin, gidebilirsin..
+ Hoşça kal Tess. İstersen bana dadanabilirsin. Korkmam. 




14 Eylül 2013 Cumartesi

Nazan Bekiroğlu - Mor Mürekkep

Nazan Bekiroğlu okuduysanız şayet, devrik cümlelerini bilirsiniz. Ben onu devrik cümleleriyle tanımıştım.
Mor Mürekkep farklıydı. Okurken önce afalladım. Hatta ilk başlarda satırları başa dönüp tekrar tekrar okudum. 
Aslında düşününce, Bekiroğlu'nu anlamak için bir kez okumak da yetmez zaten. Sindirmek gerek.


Çok fazla alıntım vardı. Hatta nerdeyse kitabın tamamı altı çizilesiydi. Bu sebeple aşağıda paylaştığım alıntıları okumak size kalmış. Çok gelirse okumayın. Okuyup da hatırlamak isterseniz buyrun gelin: 

~*~

Kelime büyülü şey. Ve her büyü gibi ürkütücü. 'Akşam' sözgelimi. Tekrarlıyorum: Akşam, akşam. Bildiğim, sadece kendi akşam'ım. Söyler misiniz benim akşam'ımla sizin akşam'ınız uyuyor mu birbirine? 'Yağmur' ya da, yağmur, yağmur. Sizin yağmur'unuzla benim yağmur'um aynı mı? Dahası benim yağmur'um, yağmur mu?; akşam'ım akşam mı? Bunu kim belirleyecek?

Fakat yine de, yağmur'larımız birbirine uymasa da, farklı olsa da akşam olarak kullandığımız sözcüğün içini dolduran anlam, bütün yaşantıların üzerinde bir alemde, bütün yağmurların benzediği bir yağmur ve bütün akşamların benzediği bir akşam, mutlaka vardır. Yansıması bu aleme düşen.
**
Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözlerin inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa?
***
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa, her şey ne kadar inandırıcıydı.
*
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten söz ettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık, veriyorduk; verdik, alıyorduk. Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun. İçimiz bir boş. Habire büyüyorduk.
**
Kaç kez yeri geldi diye cümleler sarf ettik aritmetik sağlamlığı bol formüller doğrultusunda. Söz yerini bulsun da!
*
..Bu yüzden yazı 'yok olmamak' içindir. Bu yüzdendir yazının 'hayatta kalma savaşımı' oluşu. Yitmemek, bitmemek, tükenmemek için oluşu. Yazı ölmemek için değildir kısacası, ölmek içindir. Çünkü yazıda ölmek gerçek hayatta ölmekten kurtulmanın en uygun kestirme yoludur. Canını acıtan kum tanesi karşısında okyanus istiridyesinin seçimi. 
Yazıda ölmek, ölmemek demektir öyleyse. Kurtuluş, ölümün ve cinnetin üzerinden bilinçle bir sözcük geçirmede. Şair, taşıyabileceğinden fazlasını burada atıyor işte, tabii atabilirse. 
**
Öyleyse? Yaşayan yazmaz ve ölen de yazmaz. Ölmemek isteyen yazar. Ölmeyi bilmeyen. Ölmeyi beceremeyen.
Bir "yazar" artık "yazmaz" olduysa,
Bilin ki ya sahiden yaşıyordur.
Ya da sahiden ölüyordur.
*
Duygu dilden zengindir, üstelik şiir tek başına bir duygu işi asla değildir. Mallarme'nin , çok güzel duyguları olduğu halde bir türlü güzel şiirler yazamadığında şikayet eden genç dostuna verdiği cevabı bilirsiniz: 'Tabii, çünkü şiir duygularla değil dille yazılır'. 
**
Hepimiz 'anlatmak' ihtiyacındayız. Bütün teferruatıyla ömrümüzü devralacak birilerini muntazır. Ama hiç anlatamayacağız. 
İyi ki de anlatamayacağız. Anlatmamaktan doğuyor çünkü şiir. Anlatamadıkça canı acıyor şairin. Canı acıdıkça şiir geliyor. 
Öyleyse şaire edilebilecek en iyi dua, bir beddua aslında: Acınız dinmesin efendim, ve anlatamayasınız. Çünkü en iyi o zaman anlatırsınız.
*
Hiç yeri miydi açmak kalbi
Bu çiğ ışık altında?

Herkes Edip Cansever kadar yürekli olamaz ki:

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da 
Evet siz bizi anlasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Ne çıkar? Hiç'

Ama işte kalbimizin bütün acılara açık yerinin adı şair değil miydi? Beyhude değil, bu da acıya dahil.
Hiçbir şey olmamış gibi; ama her şey olmuş gibi yaşıyor şair. 'Düz ve net' anlatılara tahammül yok. 
Bu yağmur böyle yağdıkça. Yazmaklar tükenmeyecek bunu iyi biliyor. Her güneş açışında ölesiye pişman olsa da. Ona yazı kalıyor, nasılsa ölmek kolay.

**

Alın Hollywood başyapıtlarını.
Bana siyah-beyaz bir Türk filmi verin. İçinde eski bir Türkan Şoray olsun. 
*
O zamanlar biz küçüktük. Minik ellerimiz abaküsün boncukları üzerinde. Dışarı da sarı yapraklarıyla güz. İçimizde bir neşe.
Biz ve Siz. Ne çocukmuşuz. Buradan bakınca, ne kadar mutluymuşuz. Çoğul sevdalarda koşuyormuşuz.
Oysa siz bizi hiç görmüyordunuz. Arka sıralarda sinip giderken biz, gülücükleriniz ve bakışlarınız başka sıraların bahtına düşüyordu. Kıskanmayı bile bilmiyor, sevgi çoğul ekler alır sanıyorduk. Sevginin çokluk ekleri aldığı doğruydu da, biz o zaman sevgimizi aşk sanıyorduk. Küçücük hayatlarımızda olağanın dışında bir kışı. Üçgenlerimiz vardı bizim. Tepesinde siz, köşelerinde biz. Yetmedi, sonra dörtgenlerimiz, çokgenlerimiz.
Köşegenleri, karmaşık koordinatları olan.
Nedense küçük çaplı bir hükümdarlıktı.
İlahi! Gülünesi sevdalardı. Ne çocukmuşuz.
Yine de düşününce, ne kadar mutluymuşuz. 
İçimizde bir neşe bir neşe.
Tahtayı hep biz siliyorduk boyumuz yettiğince.
Masanızın üzerine yumuşak ve tozsuz tebeşirleri kim koyuyor sanıyordunuz? Kapınıza o gülleri gizlice, kim?
**
Ölümü unutmak gibi açmazlarımız yoktu henüz. Üstelik sevgiyi aşkla karıştırıyorduk. Yine de düşününce, ne kadar mutluymuşuz.
Sonra biz büyüdük. 
Ama biz büyümeden bir şey oldu. Belki de bu yüzden büyüdük.
Belki de büyüdüğümüz için böyle oldu, neyse.
Sizin bütün ip uçlarınız, ayna önünde süslerini çıkaran bir eski zaman şairesi gibi, inanılmaz bir açlıkla önümüze serilip de çözüldüğünüz gün. Artık biz sizin için rüyalar görmemeye başlayıp da siz dünyamızdan sessiz sedasız çekip gittiğiniz gün. Öyle sadeydiniz, öyle sade. Çok şaşırdık. 
Aslında siz aynıydınız. Doğal olarak masumdunuz. 
Sizden kendi payına olağanüstü bir varlık çıkaranlar bizlerdik. 
*
Bırakın Tanrı aşkına roman kahramanları olmayı, ya da tiyatro.
Bir gün Hamlet'siniz, bir gün Ophelia.
Bir gün Raskolnikov'sunuz, bir gün Esmeralda.
Don Kişot? Belki baştan beri ve hala. O yüzden ya zaten hep roman kahramanlarısınız. 
**
Hala en güzel hikayeleri dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara mı anlatmaktasın? Ve sen hala sağırlar ordusuna senfoniler mi çalmaktasın? Ne seni hazmedebilen ne de senin hazmedebildiğin bir alemde için sızlıyor, biliyorum. İçine bak, imkansız bir şey olmadığını göreceksin. Kapat gözlerini gitsin. 
*
Kapat gözlerini kendi içinden başka olan her şeye.
Saat yirmi dörtlerin sıfır birlere değdiği bir yerde Karamazoflar okumaktan vazgeçme, 'Aklın aşağılık saydığında kalbin güzellik bulduğunu' öğren Mitya'dan.
Nefesinin tıkandığı yerde ilk sözü söyleyen olma.
Cümlelerde kaybolmaktan, sözlere kaybolmaktan da vazgeç. Çünkü herkesin lügati farklı, bunu hala bilmiyor musun? Senin 'yağmur'unla kimsenin 'yağmur'u sözcük biçiminde uymuyorsa birbirine, bu çaba niye? Kapat gözlerini önce.
Ve aç kendi içine. Bunu başarabilince, o zaman hem senin yağmurunun hem benim yağmurumun uyduğu bir üçüncü yağmur mutlaka var olacak. Bütün sözlerin üstündeki sözü göreceksin.
**
Bundan evvelki hayatımın son günüydü, bundan sonraki hayatımın ilk günü.
*
'Hayat her yerdedir. Etrafımızdaki dünyada değil bizim içimizdedir.'
**
Sürgün, her zaman sürgünde olanın payı değildir.
*
Bir dokunuşta yitip gider hayat. Bir dokunuşta geri gelir sessizce, bir başka dokunuşta yitirilmek üzere. Yine ve yeniden. 
Belki  tüm bunlar su ile ateş arasında bir yer olmadığından.
Hayat ile öykü arasında ve düş ile gerçek arasında bir yer.
Olmadığından.
**
Cemil Meriç, 'sanat aşka benzer' diyor, 'ikisi de kandırmaz susatır'. Öyle diyorsa öyledir; ama bir büyük farkı gözden kaçırmamalı: Aşk bencildir, kıskanç; sanat diğerkâm. Aşk özeldir, paylaşmak istenmez sevgili. Sanat, o paylaşılmak istenir. İyi müziğin, iyi resmin karakteristiğidir yanındaki dürtmek: Bak ne güzel! Elimizde bir kitap, onu okutacak başkalarını ararız. Beğendiğimiz filmi başkaları da görsün ve sevsin isteriz.
Onun için çizip dururuz altını okuduğumuz satırların, bizden sonra okuyacaklara bir sesleniş: Bak senin için çizdim altını şu satırların. Bak!
*
Masalı boşverin; Tarkovski Mühürlenmiş Zaman'ın girişinde 'Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirlerini hep anlayacaktır', diyor, 'Bunlardan biri buzul, diğeri ise isterse atom çağında yaşamış olsun'. Abartılı mı? Kitapların satır altlarını çizmekle eş anlamlı az daha abartmayla.

Verin kitaplarınızı sevdiklerinize, arkadaşlarınıza, dostlarınıza (satır altları çizili nüsha sizde kalsın). Başlasın satırların altını çizmeye. Sonra karşılaştırın sizdekiyle. Eğer altı çizili satırlarınızın en az dörtte birini tutmuyorsa terk edin onu. Ya da izin verin o sizi terk etsin. 
**
Papatya. Bahar ordusunun öncü kuvveti. Fedakar ve çilekeş piyade. Ödülsüz ve madalyasız akıncı.
*
İstanbul'u Fatih'ten dinledik hep, bir de Fatih'i İstanbul'dan sormalı.
**
Hayret!
Neredesiniz?
Ölebilirim, dediniz, ölmediniz.
Yaşayabilirim, dediniz, yaşamayı bilmediniz.
Kaderiniz: İbrahim.
Yaşamınız: İbrahim.
Ama hayır! İbrahim değilsiniz. Ateşten kelimeleriniz var sizin çünkü, ateşiniz değil, Teslim değilsiniz.
*
Bir bardak suda okyanus saklıdır çünkü kalbinde gözü olana. Ve dahi bir bardak suda fırtına koparır kalp gözü kapalı olan. 
**
Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitirdiniz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular durulmaz dalgalanmadan.
*
Mutasavvıf kesretten müşteki, şair dağılmaktan şikayetçi. 'Bir büyük ayna kırılmış..'
Öyleyse bir de kırık aynalar var hesapta. Kalple ayna arasındaki benzetmenin en şaşırtıcı gerçekleşme dizini. Ayna kırılmasının 'uğursuzluğuna' vehmeden batıl, benzetme düzlemindeki isabetin farkında mı acaba? Öyleyse sezgi kuvvetli. Aynaydı, sonra kırıldı. Kalpti, şimdi kırık. 

Görüntü şimdi şaşırtıcı ve dağınık. Hem aynanın, hem kalbin içindeki. Kırılan bir aynaya düşen suret sonsuz sayıda çoğalarak iade olunur geldiği yere. Kırılan bir kalbe düşen görüntü de öyle. Oysa aynanın görevi bütünü yansıtmak değil miydi? Vahdet değil miydi ezeli aşkın emeli? Ezelde, yegane olana söz verilmemiş miydi?
**
Üstelik güz de arka bahçelere gelir önce. Oysa ön bahçelerde 'hâlâ' yaz hüküm sürer gibidir.
Hâlâ, ne kötü kelimedir.
Bir tahdit. Hâlâ ile sınırlar kalkmaz, sadece genişletilir.
Bir lûtuf. Olmasa da olur ama işte lûtfedildiniz.
Ve bir tehdit. Hâlâ. Şu an geçerli. Ama yarın geçerli olmayabilir. Üstelik bunun hayrete şâyan bir yanı yok gibidir. Değil mi ki hâlâ, neticeleri sevimli bir sınır ihlalidir.
Bir uyarı. Hâlâ. Hükümlerin esasında, vakit çoktan geçmiş olmalı. Ama işte nasıl oluyorsa, hâlâ!
*
İçinizde hicrete dair kaçamadığınız arzu. Birini okumakla tümünü okumak arasında fazlaca fark bulunmayan ve bir köşesinde mor sözcüğü geçen cümleler söylersiniz. Çünkü yazı yaşanılanlardan ibaret bir yaşanmamışlık ifadesi. Yansıması, birinci el aynalar. Sağlaması, yok. Telaş sarılır eteklerinize. Aklınız temize çektiğiniz nüshalarda değil karmakarışık müsvedde defterinizde. Hala mı anlamadınız, siz müsvedde defterinizsiniz bundan böyle. O gizli bahçe.
**
Kaç dalga gelir içinizden, kaç dalga geçer? Saymak bazen gelip geçen dalgaları suyun kıyısından, iyi bir iştir. Bu bulutlar o bulutlar mıdır? Yitiklerinizin hesabını mı tutmaya başladınız? Tamam, bizim saftansınız.
*
Peki ama nûn efendim, söyler misiniz ben, ben diyorsam şu kırık çizgileriyle N olan ben, kalbimi çatlatan nefsimi nereye salıvereceğim? Çünkü ben, bir N'yim, kesişen doğruların geometrik nizamında zahirim. Bu kırık çizgilerin nizamı aşıp da sonsuza geçmeyi bir türlü bilemeyeceğim.
**
Aşkın kalesi herhalde hiçbir edebiyatta divan edebiyatında olduğundan daha fazla kan, ateş ve silahla iç içe olmamıştır.
*
Eninde ve sonunda bütün ölümler benziyor birbirine, öğrenirsiniz.
Ve bölünür hayatınız bir kör bıçağın ucuyla tam orta yerinden ikiye:
Senden önce, senden sonra. 

**

Yazımın bu kısmına kadar geldiyseniz, sağlıcakla efendim. :)

4 Eylül 2013 Çarşamba

William Shakespeare - Hamlet


~

Kral: Yeğenimiz Hamlet nasıllar, iyiler mi?
Hamlet: Çok iyidirler, maşallah! Bukalemun misali, hava yiyip umut içiyorum..

*

Hamlet: ..Vallahi Horatio, bakıyorum da şu son üç yıl içinde çağımız öyle yontuldu ki, köylü ayağının ucuyla saray kibarının topuğunu dürtükleyip nasırlarını incitecek..

**

Hamlet: Sakın ha! Kötü fallar umrumda değil benim. Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin. Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta. Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar. Ne olacaksa olsun!

***

Bernardo: 
Gel biraz oturalım şöyle. 
Kale duvarı gibi söz işlemez kulaklarını
Bir kez daha kuşatalım.
İki gecedir gördüğümüz şeyle.

****

Hamlet: 
Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunaltıcı, ne berbat,
Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana!

*****

Hamlet: Züğürdün biri olduğum için teşekkürlerim de kıttır benim. 
Yine de teşekkür ederim; ama emin olun, beş para etmez teşekkürüm. 

******

Hamlet: Ben deliyim, ama yalnız rüzgar kuzey-batıdan estiği zaman. Güneyden esti mi rüzgar, şahini atmacadan ayırt etmesini bilirim.

*******

Hamlet:
Tiyatroyu bir kapan gibi koyup önüne
Kralın vicdanını kıstıracağım içine

~

Giriş: Hamlet~
Gelişme: Adam yazmış!
Sonuç: Ben de Shakespeare'deki kafadan istiyorum!

*

Sağlıcakla.. 


1 Eylül 2013 Pazar

HEYBEMDEKİLER / EYLÜL

NE DİNLİYORUM?

1) Birdy - Skinny Love  / Bu müzikle The Vampire Diaries (Vampir Günlükleri) dizisi sayesinde tanışmıştım. Salya sümük ağladığım sahnelerden birinde çalmıştı. Aylardır dinlememe rağmen hala bıkmadım. Sözleri çok saçma gelse de müzik ve kızın sesini seviyorum. Her ne kadar Ida'nın söylediği versiyonu daha çok sevsemde mp3 ümde Birdy versiyonu var.

2) Pink - Just Give Me A Reason / Pink çok sık dinlemem ama sevdiğim bir iki şarkısı vardır. Bu da o bir iki şarkıdan biridir. Bu şarkıyı dinlemekten hoşlanmamın diğer sebebi sanırım Nate Ruess'ın sesi.. Ayrı bir çekicilik katmış. 

3) Christina Perri - A Thousand Years / Dinlemekten usanmadığım ender şarkılardan biri... Kendisiyle Alacakaranlık film serisinin finalinde, favori sahnelerimden birinde tanıştık. Sözleri mükemmel... 

4) Jessie J - Price Tag / Çooook uzun zamandır listemde bulunan, her dinlediğimde beni keyiflendiren bir şarkı. Jessie J dinleme sebebim, canlı performasının da en az videosu kadar keyfi verici olduğunu düşündüğüm şarkıdır kendisi. Özellikle bu performansa bayılırım. Uzun süre de telefonumda zil sesi olarak kullanmışlığım vardır. Berbat ingilizcemle eşlik etmek beni mutlu ediyor. :)

5) Max Schneider - It Will Rain / Bir Bruno Mars hayranı olmama rağmen bu şarkıyı Max'den dinlemek daha çok hoşuma gidiyor. Bu da bir Alacakaranlık şarkısı. :) Benim için hala özel olma ve vazgeçilmez olma özelliğini koruyor. Bu şarkıyı Bruno Mars'tan canlı dinlemek daha güzel. Özellikle de şu performans müthiş! ♥

6) Bruno Mars - Talking To The Moon / O kadar Bruno Mars hayranı olup da listede Bruno'nun şarkıları olmazsa olmaz tabi.. :) Aslında hemen hemen bir çok şarkısı mp3ümde yüklü ancak şu sıralar bu şarkısı dinleme listemde. Sözleri çok içten... 

7) Adele - Set Fire To The Rain / Adele'nin en sevdiğim 2. şarkısı. (1. si Someone Like You) Kusursuz bir ses. Özellikle nakaratına bayılıyorum. 

8) Ron Pope - A Drop In The Ocean / The Vampire Diaries ise tanıştığım bir diğer şarkı.. Ve yine sağla sümük ağladığım nadir sahnelerden birine aitti. Bu şarkıyı da bir süre zil sesi olarak kullanmışlığım vardır. Ron Pope'yi daha önce tanıyan var mıydı? Ben bu dizi ve bu şarkı sayesinde tanıştım da.. 

9) Mabel Martiz - Zor değil / Mümkün olduğunca Türkçe şarkı dinlememeye çalışıyorum. Çünkü o zaman daha çabuk dikkatim dağılıyor. Ama son zamanlarda dilime dolanmış bir şarkıdır Zor Değil. Mabel Martiz ile de bu şarkı sayesinde tanışmış olduk. Daha başka güzel şarkıları da var. 

10) One Ok Rock - The Beginning / Ve son olarak yeni tanıştığım Japon rock grubu One Oke Rock. Şimdilik favori şarkım bu. Ama bir kaç tane daha var böyle güzel bulup dinlediğim. Rock dinliyorsanız, bunu bir dinleyin derim. :)

~*~

NE OKUYORUM?

William Shakespeare - Hamlet 
Abdullah Yıldız - Haydi Namaza
Adam Fawer - Empati 

Son zamanlarda kitaba çok fazla zaman ayıramadım ama mümkün olduğunca okumaya çalışıyorum. Özellikle işe gidip gelirken ya da iş yerinde öğle arasında fırsat bulursam okumaya çalışıyorum. Hamlet öncelikli kitabım. Haydi Namaza kitabı ise bana hayalotobüsün'den hediye olarak gelmişti. O kitabı sindirerek okumak istediğim için, evde yatmadan önce sakin kafayla okumaya çalışıyorum. Empati kitabı malumunuz yarım bıraktığım bir kitaptı. Kötü olduğundan değil, sadece o kitabı okuma havasında olmadığım için yarım bırakmıştım. Onu da evde okumaya gayret ediyorum. Günde bir-iki sayfa da olsa...

~*~

NE İZLİYORUM?

1) The Vampire Diaries 4x17 / 5. sezon başlamadan bitirme umuduyla devam ediyorum..

2) Downton Abbey 3x2 / Tukyu'm bunu görünce beni pataklayacak ama hala 3. sezonu izleyeceğim.. 4. sezonun tanıtımı bile çıkmış. Ben hala 3 teyim. Ama yeni sezon başlamadan bu da bitecek inşallah. ^^

3) The Paradise 1x2 / Bunu da Tukyu'm çeviriyor. Ağırdan geldiği için bunda bir sıkıntı yok Allah'tan. :P 

4) A Gentleman's Dignity 1x12 / Son zamanlarda izlerken böylesine güldüğüm bir dizi/film daha hatırlamıyorum. Zaten 20 bölümlük bir dizi olduğu için büyük ihtimalle haftaya bitmiş olur. Bölüm sayısı kısa olunca iyi oluyor. Çerez gibi. :)

Bunlar haricinde tv de izlediğim 4 dizi var. 

1) Güneşi Beklerken
2) Benim Hala Umudum Var

2. sezon açılışını beklediğim:

3) Beni Böyle Sev
4) Benim İçin Üzülme

O kadar çok dizi var ki, şimdi bir de yeni sezon yeni diziler var. Eylül-Ekim ayında diziler aynı anda başlar ve reyting alan kazanır, alamayan aniden yayından kaldırılır. Bu yeni sezondaki rakipler de baya dişli gibi. :P 

Neyse, Eylül ayı böyle geçecek gibi.. HEYBENDEKİLER / EKİM yazısıyla yeniden buluşmak dileğiyle..

Sağlıcakla.. :)