22 Eylül 2013 Pazar

Ayfer Tunç - Suzan Defter

- İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?
+ Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz.
- Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?
+ Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.
- İyi ya boş değildi kucağım.
+ Ama yandınız, kül oldunuz.
- Ama vardım, kül bunun kanıtı.

~*~

Suzan aşıktı, Derya'nın abisine. Derya da aşıktı, abisine. 
Derya'nın abisi de aşıktı, Suzan'a.. 
Sonra ayrıldılar.
Derya unutamadı ne bu büyük aşkı, ne de Suzan'ı..
Sonra Bay E ile tanıştı. 
Bay E, günlüğü bir gün başkalarının eline geçer diye isimleri açıkça yazmak istememiş.
Haklı da, hem ne gerek var isimlere? 
Şahsa değil mevzuya bakmak gerek, değil mi?
Ama Derya çekinmeden açık etmiş Ekmel Beyin adını.
Varsın olsun, dünyada bir tane mi Ekmel var?


Ben Ayfer Tunç'un kalemiyle ilk kez tanışıyorum. Bu kitap doğru bir seçim oldu sanki.. 
Sankisi yok canım, doğru seçimdi kesinlikle.. 
İki ayrı günlük, kitabın sol tarafı Bay E'nin, sağ tarafı Derya'nın günlüğü..
Okumak keyif verici, acısı taze.. 
Tuhaftır, bu kitap hiç bitmesin istedim. 
Ama bitti. 
Hem de acıtarak..

~*~

Ölüm, seninle bir anlaşma yapalım. Şu lanet olası defter dolduğunda bana gel. Bakkalan ömrüme ömür biçerek kafa tutuyorum sana - sen ki en tabii korkusun.
Bu defter dolduğunda unutacak olursam seni; görün, uykuma gir, gülümse bana, hatırlayayım verdiğim sözü.

**

Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa kavuşuyor.

*

Kendimi kapadım yazdığım defterlere. İçimi açmaktan çok korktum.

**

..bu deftere adımı açıkça yazmayacağım. Sahaf tezgahına düşecek veya yoklara karışacak bir hayatın sahibinin adı belli olsun istemiyorum.

*

Belki bir gün bu defteri eline geçirecek meçhul kişi: Sanma ki, aklı, suyu çekilmiş bir kafatasının içinde bir avuç kar gibi hızla eriyen bir adamın defterini okumaktasın. Kafatasımın suyunun çekildiği doğru. Islanmış da kurumuş, kuruyup çekmiş bir tahta parçasını andırıyor kafatasım, ama içinde kurşun kadar ağır bir şey var. 

**

Gerçek bir hayat hikayesi olarak değil, gülüp geçtiğin basit romanlar gibi oku beni. 
Biraz iz kalsın ardımda, ama okunduğu anda unutulacak bir iz.
Unutulmayacak bir iz bırakan adamlardan değilim.

*

Eskiciyi gördüm geçen gün, kendini antikacı zannediyor, Tavukçuefendi sokağında dükkanı var, bodrum katında. Dizlerimin altında kalan vitrine bakmaya çekiniyorum, kendimi tutamayıp göz ucuyla baktığımda, gaddar bir tacirin elinde esir düşmüş canlı eşyalar görüyorum çünkü, kurtar bizi diye bağırışıyorlar.

**

Eskici beni süzdü, ömrüme ömür biçti.

*

Karım aslında evde 'ben' olmasını istemiyordu, uysal bir bukalemun olayım istiyordu sadece ya da kabın şeklini alan zararsız bir sıvı, arada bir sulanan yaşlı bir saksı çiçeği, ortak hayatımızın durgun hücresi olayım.

** 

Eskiden tükenmez kalem kullanırdım, daktiloyla yazdırdığım usanık cümlelerimin altını imzalamak için.

*

Yaşamak her şeye rağmen bir iz bırakmaktır yeryüzünde. -Ben de yaşadım, sizin kadar!-

**

Neden satıyorsunuz evinizi? diye sorarsa ne diyeceğimi ilk defa düşündüm: bu şehirden gidiyorum derim, bu şehir beni dışladı, yok farzediyor, ne zaman dışarı çıksam bir safraymışım gibi beni sokaklarından evime atıyor.

*

+ Karım çekip gitti.
- Ama eviniz bir kadının çekip gittiği bir eve benzemiyor. Eşyada mukavvemet var. Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır.

**

Sizi ve kendimi suda yüzen yağ damlasına benzettim. Kendine benzeyen bir damla arayan ve bir türlü suya karışamayan iki yağ damlası. Yüzüyoruz işte suda. Başıboş. Öyle parçalanmışız ki artık daha fazla parçalanmak ölmek demek. Ama yine de varız ve belli oluyoruz suyun üstünde.

*

Mutsuzluğun önemli bir nedeni şu floresan lambalar, beyaz ışık yasaklansa milletçe depresyonu yeneceğiz.

**

Her pazar günü karımla birbirinden uzaklaşarak kuruyan iki su damlası olduk. Annemle babam her pazar birbirlerini erittiler.

*

Sabah pencerenin önünde oturdum. Genç hiçler geçiyordu caddeden. Onları izledim, yürürken birbirlerine omuz atıyorlar, ikide bir durup gülüyorlardı.
Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim.
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim.
Razı olan için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?

**

Bir yerde duramazdı hiç, içinde daimi bir yolcu vardı. Gittiği yere mi sığamazdı, yer m onu içine almazdı bilemedim.

*

Her şeyi silebildin mi abicim, kaldırıp atabildin mi? Hafızanı sıfırlaman kolay oldu mu?
Ben yapamadım.
Beni unut. Beni unut. Beni unut. Yazdın ve bitti. Öyle mi?

**

Hiç yandınız mı Suzan hanım?
Yanmış, hem de nasıl.

*

Ritmi tümüyle bozulmuş mektupların sonunda, satırları kısalmış, zehirli bir şeyler sızmaya başlamış kelimelerden..

**

Sevdiğim: dün ve daima. Sevgilim: sadece bugün.
Sevdiğim: eşsiz, tek. Sevgilim: sığ, çok.
Sevdiğim: sevdim sahiden. Sevgilim: Emin değilim.

*

Çok kuvvetli bir ateş hissettim, o anda kül olmaktan korktum.

**

Suzan'ın bıraktığı yeri dolduramayacağını anlamak yerine; abimin o on beş yılı basit ve neredeyse masum bir gençlik aşkıyla geçirdiğine inanmayı tercih ediyor ve benden nefret ediyor. Etsin.
Babaannemin dediği gibi: benim aşka hörmetim vardır küçük hanım.

*

Ayağım aşkın eşiğinde kadı.

**

Ağladığını hissettirmemek zordur. Gözlerinden yaş akar, burnunu çekmemek için ağzından soluk alırsın. Verdiğin sıcak soluk yüzünü sızlatırken, aldığın soğuk soluk boğazından geçer, kalbine iner. Omuzların titrediği hissedilmesin diye kaskatı kesilirsin. Ağladığını duyurmamak çok yorar insanı.

*

Sanki çırılçıplak sahneye çıkmışım. Artık bana dileyen dilediği kötülüğü yapabilir, öylesine savunmasız ve yalnızım.

**

İnsan hayatı bir rahim arayışından ibarettir, ev rahimdir. Bundandır kendimize bir aramamız. Evi olan insan ne şanslı!

*

Herkes ak içinde boğulmuş da, bir siz dışında kalmışsınız sanmayın diyecek yerde; 'Bu evin eşyası sizden yaşlı,' dedim Ekmel Beye, 'bu evde bir kadın ihtiyarlamış.'

**

Belki de bir türlü yaşayamadığımız için bu kadar büyüdü aşk, aslında kısa bir şeydi, zamana yayıldı.

*

Dün, aynı ömrü bir kere daha yaşayıp bir kat daha yaşlanmış gibi giderken ardından baktım. Dünyaya uğradığına pişman, gri mavi bir hayalet yürüyordu caddede, hemen savrulan ama parlak bir kül bırakarak.

**

İnsan iki kere yanıyormuş. İlk yanışta kutsanıyor, ikincisinde çok acı çekiyormuş.

*

Yeşil yandığında birden ileri atılan otomobiller gibi yaşadı babam, sarıda geçenler, kırmızıda fren izleri bırakanlar gibi. 

**

Ölüme verdiğim sözü her durumda tutabilirim. İstersem aynı şeyi -değirmende saman çöpü, kötek yedi saman çöpü- tekrarlayıp defteri bir çırpıda doldurabilirim. Ya da kendimi tekrarlamaktan usandım ölüm, yazacak tek satırım kalmadı diyebilirim.

*

..yenilgimi evimin odaları bilmesin.. evimin duvarları hayatımı daralttığı için pişmansam da; faydası yok; ellerimle koyduğum bu güçlü sınırları artık aşamam.

*

Hayata çaldığımız maya tutmadı. Güzel olacağından emin olduğumuz günlerin gelip bizi bulacağına inandığımız hayatımızı yarıladık çoktan. Güzel olacağından emin olduğumuz günler gelip bizi bulmadı. 

**

Sen şimdi uçlarından kan damlayan kızıl saçlarının çevrelediği yüzün gözyaşlarınla ıslak, yatağına uzanmış, tavana bakıyorsundur Suzan. Sevmenin seni hala yakıyor olmasına şaşıyorsundur. Ben de şaşıyorum.

*

Ölüme hitaben başladığım defterin iri harflerle yazarak dolduracağım kalan sayfalarının anafikir; 
ölmek: sen ne zor bir tecrübeymişsin meğer olacak.

**

Bir kere daha deneyecek gücü kalmamış iki aşığın haline benzettim halimizi, az sonra kapı kapanacak, ağlayacağız.

~*~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder