3 Aralık 2016 Cumartesi

Burcun neydi senin yavrum?


Şimdi malumunuz (sadece twitterdan takip eden arkadaşlar biliyor gerçi) yaklaşık 1,5 yıldır kazanmak için debelendiğim Smmm Staj başlatma sınavını 4. denememde geçtiğimiz Ekim ayında kazandım. Kazanmanın mutluluğunu ağzımdan burnumdan getiren, mutluluğumu bana zehir eden yanında çalıştığım mali müşavire de eyvallah edip işten çıktım. Zira 3 yıllık staj süresince o adam kesinlikle çekilmezdi. Stajımı yakması işten bile değildi. Neyse, her şey buraya kadar gayet güzel değil mi? 

Ama olay burdan sonra karmaşık bir hâl aldı. Yılbaşına kadar staj yeri bulamazsam, staj başlatmam mayıs ayına kayacak ve bu da bana 6 ay kaybettirecek. Doğal olarak inanılmaz bir strese girdim. Bu stres ister istemez sağlık sorunlarını da beraberinde getirdi. Birkaç aydır yalnız yaşamanın verdiği his de eklenince yakında buna depresyon da eklenir. Çünkü seviyorum depresyonu. Oh mis. 

Geçen gün staj yerim için babam kendi mali müşaviriyle görüştü. Adam gelsin bir görüşelim dedi. Ben de sonuç alamayacağımızı bile bile görüşmeye gittim. Çünkü insanlarda bir korku var smmm stajyerlerine karşı. Haklılar da. Çünkü stajyer milletine güven olmaz. Staj bittiğinde dosya kaçırabilir, belgeyi alıp tüyebilir vs. Neyse, görüşmeye gittim. Genç bir beyefendi daha var ofisten, güzel güzel sohbet ediyoruz falan. Sonra bana burcumu sordu. Başak dedim. Doğum tarihimi gün ay ve yıl olarak söylememi istedi. Söyledim. Sohbet esnasında çok zeki birine benziyorsun dedi ve diğer beyefendiye şakayla karışık "Aslan olmaktan kıl payı sıyırmış." dedi. Ben de gülümseyerek "Bir gün farkla çok şükür." dedim. O Aslan burcunu sevdiğinden mi yoksa sevmediğinden mi öyle bir şey söyledi bilmiyorum. Soramadım da, içimde kaldı. Nedir bu Aslan burcundan çektiğimiz arkadaş, her yerde karşıma çıkıyor!
(Merak edenler için, görüşmenin sonucu henüz bildirilmese de %99 olumsuz.)

Yalnız şunu belirtmeliyim ki; Aslan burcu benim geçinemediğim, benden uzak olmasını istediğim burçların en başında gelir. Ama olaya bakın ki, annem Aslan burcudur. Eyvallah dediğim patronum da Aslan burcuydu. Bu kadar egoist, bu kadar lider ruhlu bir burç tanımadım ben. Okuyucularım arasında Aslan burcu arkadaşlar varsa kusuruma bakmasın. Ama gerçekten Aslan burcuyla yıldızımız bir türlü barışmadı, hatta annemle de ben alttan aldığım sürece geçinebiliyoruz. 

Bu yazıyı sonlandırırken, bol bol iş görüşmesi tecrübesi yaşamış biri olarak, iş görüşmelerinde sorulan sorulardan birisi artık burcunuz. İş görüşmesine gidecek arkadaşlar ona göre hazırlıklı gitsin. Burcunuz işe yarar özelliklerini bilin ve ona göre kullanın. :P

Hadi gittim ben. Giderken de şunu şuraya bırakayım:

https://youtu.be/VAXUcXOoKt8

21 Kasım 2016 Pazartesi

#PoyrazKarayeş -Ep6

Taşkafa: Beyler, Şu sofra bozulmadan bi' selfie çekelim mi?
Zülfikar: Ben selfie olayına karşıyım. 
Sefer: Niye lan?
Zülfikar: Çünkü selfie dediğin şey kapitalist emperyalist sistemin bize dayatmasından başka bir şey değil.
Sefer: O nerden çıktı şimdi?
Zülfikar: Şurdan çıktı agacım. Ne demek selfie? Ben demek. Ben diyor yani ben, ego. Bunu niye Oscarda patlattılar usta? Çünkü bütün dünyaya bir mesaj vermek istiyorlardı ve aynı anda vermek istiyorlardı. Peki neydi o mesaj? Kendini sev, kendine aşık ol, kendinden başka hiçbir şeyi önemseme. Aynen bunu söylüyorlardı abi. Yani diyor ki, toplumu önemseme toplumun bir önemi yok, toplumu boşver. Diğer insanları önemseme, bireyleri önemseme diyor kendinden başka hiçbir şeyin önemi yok diyor, yani diyor ki sen tok musun? Şahane! Yatıyor. Ama dünyanın başka bir yerine bir çocuk açlıktan öldüyse sakın önemseme diyor, senin sorun değil, önemli değil diyor, umrunda olmaz. Sen diyor, yediğin yemeğin fotoğrafını paylaş diyor, ben diyor yani. Ben ben ben ulan! Ben diye diye öldürecekler bizi lan! 

6 Kasım 2016 Pazar

Moon Lovers

"Sevginin aksi nefret etmek değilmiş. 
Terk etmekmiş."


"Hiç buluşmamış olsaydım onunla, böyle hasret çekmeyecektim.
Hiç bilmeseydim onu, bu kadar çok düşünmeyecektim.
Birlikte olmamış olsaydık, böyle yok olmayacaktım.
Bu kadar kıymet vermemiş olsaydım, böyle çok hatırlamayacaktım onu.
Sevmemiş olsaydım, birbirimizi terk etmeyecektik.
Hiç karşılaşmamış olsaydık, birlikte olmayacaktık.
Keşke.. seninle hiç karşılaşmamış olsaydım."

https://youtu.be/Ab1DytUMcSw

4 Kasım 2016 Cuma

#PoyrazKarayel -Ep5

Poyraz: Sence hangi aşamadasınız?
Ayşegül: Yani, bilemiyorum. Biraz heyecan duyduğumu inkar edemem ama aklımı başımdan aldığını da söyleyemem. 
Poyraz: Peki, diyelim ki seni bir restorana götürdü herkesin içinde sana seni sevdiğini söyledi. Ne düşünürsün?
Ayşegül: Budala. 
Poyraz: Peki bir gün eve girdin her yer çiçeklerle kaplı, böyle yüzlerce rengarenk,
Ayşegül: Sıradan.
Poyraz: Peki sinemaya gittiniz, filmin en romantik yerinde elini tuttu kulağına seni seviyorum dedi.
Ayşegül: Liseli.
Poyraz: Peki beklemediğin bir anda tuttu öptü seni.
Ayşegül: Hödük.
Poyraz: En sonunda artık sabrı taştı, ağzını burnunu kırdı, tuttu saçından "Bana bak lan!" dedi "Ya benimsin ya da kara toprağın!"
Ayşegül: Hııh! İşte tam hayalimdeki erkek! 

~*~

Poyraz: Çok yorgunum albayım, doğru söylüyorsun. Yorgunum. Ben yaşamaktan yoruldum artık. O kadar yoruldum ki, ölmeye bile gücüm kalmayacak diye korkuyorum.


30 Ekim 2016 Pazar

Lost on You..

Son zamanlardaki favori parçam: LP - Lost on You
Ben dinliyorum siz de dinleyin. 


https://youtu.be/wDjeBNv6ip0

28 Ekim 2016 Cuma

#PoyrazKarayel -Ep4

Sinan: Bir insan aşık oldu diye bu kadar üstüne gidilir mi? 
Poyraz: Gidilir oğlum, gidilmez mi? Gidilir tabi. İnsan zaten aşık oldu diye üstüne gidilir. Aşık olmak nasıl bir şey biliyor musun? Gökten bela yağdığını düşün, kaçacak saklanacak hiçbir yerinin olmadığını düşün işte aşk öyle bir şey. 

~~

Poyraz: Gitme! Demek çok zor tabi. 
Ayşegül: Kal desen? Kalamam zaten.
Poyraz: (Hep bu zatenler keşkeler mahvetti aşkları.)
Ayşegül: Yok yani, olmuyor. Gitmem gerek. Benim babamdan uzaklaşmam gerek. Burada bir hayatım yok. Aşık olamıyorum, sevemiyorum, bağlanamıyorum. Hayatımda sadece acı var, korku var, nefret var. Güçlü görünüyorum değil mi? Güçlü falan değilim ben, güçlü de olmak istemiyorum, Güçlü de olmak istiyorum ama artık mutlu da olmak istiyorum. Ki o da burada mümkün değil. Hayatım boyunca kendime yalanlar söyledim. Olmadığım biri gibi göründüm. Bir şey söyle.
Poyraz: (En güzeli sessizlik. Bazen konuşmaktan çok daha fazla şey anlatıyor.) Kaçmak neyi çözecek ki?
Ayşegül: Ben kaçmıyorum. Tamam kaçıyorum ama mecburum. Sen anla bari, kimse anlmıyor beni bari sen anla.
Poyraz: Neye mecbursun sen Ayşegül, neye mecbursun? Bak benim hayatım bitti. İtibarım beş paralık oldu kaçmadım. Evladımı elimden aldılar, mesleğimi elimden aldılar, hayatımı aldırlar yine kaçmadım. Sen neye mecbursun bi' anlat bana ya, neye mecbursun? Hadi.
Ayşegül: Anlamıyor musun ya? Ben nefes bile alamıyorum artık. Bu ülkeden gitmem gerek.
Poyraz: Sen Londra'ya değil Madagaskar'a bile gitsen aynı şeyleri yine yaşayacaksın, aynı şeyleri yine düşüneceksin, aynı acıları çekeceksin.
Ayşegül: Sen nerden biliyorsun?
Poyraz: Biliyorum işte. Kardeşinin mezarı senle beraber Londra'ya gelmeyecek mi sanıyorsun?
Ayşegül: Kardeşimi karıştırma, sakın.
Poyraz: Bak ben bu hayatta tek bir şey öğrendiysem o da ne biliyor musun? Neden kaçarsan kaç, ne kadar kaçarsan kaç, eninde sonunda elbet bir gün karşına çıkacak. Hem de bu sefer arkadaşlarını da alıp gidecek. (Kaçmak belki de tek çıkış yolu.) Karar senin tabi gitmek istiyorsan, git.. (Allah benim belamı versin ya!)
Ayşegül: Başka çarem yok.
Poyraz: Bence kalbinin sesini dinle ya.
Ayşegül: Sen bilmezsin, benim kalbim bile bana yalan söyler ona bile güvenmiyorum artık.
Poyraz: Yani..
Ayşegül: Yani, gidiyorum. Böylesi herkes için daha iyi. 

~*~

Poyraz: Dünyanın hiçbir yerinde böyle rezalet görülmemiştir. Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Aşık olma oranı yüz binde kırk iki. Aşkta geriyiz de başka şeylerde değil miyiz sanki? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz. Buyrun bakalım, binde dört nokta iki. Gururumuza dokunuyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre, yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme, kırk dört bin otobüste ya da dolmuşta hafif temas, dört bin iki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar izleme ve on dört bin yedi yüz uzaktan aşık olmak ve sadece -bu sayı kesin- sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiş.

(Oğuz Atay - Tutunamayanlar)