25 Mart 2017 Cumartesi

Seriyi tamamladım gibi..

Seri film gibi devam eden, bir yanıma denizi bir yanıma çölü alıp yürüdüğüm rüyaların dün gece sonuna geldiğimi sanıyorum. Eğer kanatlanıp uçmayacaksam tabi. 🙄 

Final olduğunu düşündüğüm finali merak edenler için; uçurumun kenarında son adımı attığım anda film koptu  ve ben uyandım. 

Eğer seriye devam edersem, ya uçarım ya da dibe çakılırım diye tahmin ediyorum. O zamana kadar siz sağ ben selamet. 

https://youtu.be/FeUC2CtunMM

22 Mart 2017 Çarşamba

Sabah ısırdığım çikolatayı..

akşam bitirebildiğim şu günlerde.. 

Gülsem mi ağlasam mı bilemediğim şeyler oluyor. Bilgisayarım donmayı bırakırsa anlatacağım.


* Öncelikle evde şenlik havasıyla darbe havasının birbirine karışmış haliyle geçen bir hayatımız var. Anneannemin aklı dengesinin bir gidip gelmesi trajikomik olaylar yaşamamıza neden oluyor. 8 aylık bekar hayatından sonra bu bana bazen cennetten cehenneme düşmüş hissi verse de bazen cidden çok komik oluyor. Mesela anneannemin beni ve babamı tanımayıp kendince tuhaf hikayeler uydurduğu zamanlar.. En son anneme beni gösterip "Bu oğlan çocuğu kim?" diye sordu mesela. Bazen karşısında oturduğum halde "Elif nerde? Niye gelmedi?" diyor mesela. Açıklamak ve inandırmak epey zamanımızı alıyor. 

* Her sabah "Bugün rengin dünden daha solgun." diyen bir iş arkadaşım var. Eli elime değince soğukluğum yüzünden elektrik çarpmış gibi elini geri çeken, sonra da ısınayım diye elleriyle ellerimi ovalayan bir iş arkadaşım daha var. Bana dokunduğu zaman irkilip çemkirdiğim bir başka iş arkadaşım var. Bu sonuncusu ellerinin temizliğine güvenmediğim için oluyor. Çünkü yemek öncesi ve sonrası ellerini yıkama zahmetine girmiyor. Bir de lavabodan çıkınca ellerini sadece suyla yıkadığını bildiğim bir başkası var ki.. Aman Yarabbı! Yakında bu yüzden çıldırabilirim. 

* Ellerimi ısıtan iş arkadaşım hamile. 8. ayında ve doğal olarak kocaman bir karnı var. Hayatımda hiç hamile bir kadının karnına dokunmadım. Çünkü bu bana çok tuhaf geliyordu. Geçenlerde sabah kahvaltı yaparken bebeğin hareket ettiğini hissettiği anda elimi alıp karnına koydu. Heyecanım komedi filmlerini aratmayan cinstendi. (Abartıyorsun diyenlere gözlerimi deviriyorum. Çünkü bu dünya için küçük benim için büyük bir mesele.) Ama gelin görün ki, benim elim değdiği anda bebek hareket etmeyi kesti. Ve bu bir kez değil, defalarca oldu. O bebek benim elimi hissettiği anda hareketi bırakıyor. Sanki o mucizeye tanıklık etmemi istemiyormuş gibi. :(

* Bu aralar rüyalarımda bir tarafıma çölü diğer tarafıma denizi alıp yürüyorum. Ya da bir tarafıma yıkılan evleri diğer tarafıma yine denizi alıp yürüyorum. Ama sadece yürüyorum, yolun sonuna varmaya çalışır gibi. Sonra da sabah ölü gibi uyanıyorum. Rüya yorumlayabilen birileri varsa hayrına bir yorumlasa ne güzel olur. 

* Saçlarımın son halini görür görmez bana Lamina ismini takan arkadaşıma da burdan selam olsun. (Evet, maalesef beslemelere benziyorum.) Not: Biliyorum okuyorsun. Hala bekliyorum.

* Başlattığım oyunun bu haftaki pusulasında daha önce izleyip çok etkilendiğiniz bir filmi yeniden izleyin demiştim. Etkilendiğim o kadar çok film var ki, hangisini izleyeceğime karar veremedim. Hala düşünme aşamasındayım. Bir de bana film önerseniz, ne güzel olur. Bu ara izleyecek film bulamıyorum.

* Ve son olarak, aslında bu yazı bir reklam yazısı olacaktı ama hazır gelmişken biraz yazayım dedim. Şimdi reklamlar:

24-26 Mart arası Harbiye'de Chocolate Show Turkey isimli bir çikolata festivali olacak. Etkinliği düzenleyen kişi daha önce beraber çalışma şansına eriştiğim bir büyüğüm. Organizasyonun hazırlık aşamasında çok yakın bir arkadaşım da bulunuyor. Beni de davet ettiler ancak hem işlerin yoğunluğu hem de dinlenmeye ihtiyacım olduğundan ben katılamayacağım. Giriş ücretli (30 TL) ancak detayları bildiğim için etkinliğin güzel olacağını söyleyebilirim. Festival programıyla ilgili detaylara ve biletlere bu linkten ulaşabilirsiniz. 

Arkadaşım hafta sonu beni çikolata ve şekerleme fotoğraflarıyla taciz edecek ve içten içe gitmediğim için pişman olacağım biliyorum ama ben bir sonraki hafta için pazar günü evde yatıp enerji depolamayı planlıyorum. Ama siz kaçırmayın bence. :)

* Bir de şunu yapmayı çok istiyorum. Domates yerine yumurta da olur.

https://www.youtube.com/watch?v=0pf5tNT0dto

Kapanışı yaparken; o başlıkla bu yazı ne alaka derseniz inanın ben de bilmiyorum. 

18 Mart 2017 Cumartesi

Marjan Farsad - Porteghale Man

Geçen hafta bahsettiğim oyunun ilk pusulası radyodan rastgele bir şarkı tutup, o şarkıyı bütün bir hafta günde en az bir kez dinleyip neler hissettirdiğini paylaşmaktı. 

Ben bu şarkıyı ilk pazartesi sabahı işe giderken spotify haftalık keşif listesinde dinledim. Hafif yağmur yağıyordu. Şemsiyemi çantamdan çıkarmaya bile zahmet etmedim. Canım bu aralar hep yağmurda ıslanmak istiyor. Sanki birinin gözyaşlarıymış gibi. Şarkı o kadar sevimli ve naif geldi ki, bir de yağmurda ıslanıyordum ya hanı. Sanki o an için yazılmış gibiydi. 

https://www.youtube.com/watch?v=3kjG744NVVc

Şarkının sözlerine de bakınca, bu düşüncem tamamlanmış oldu. 

"Buradaki varlığın hâlâ yağmur gibi; taze, serin ve huzurlu.
Şimdi seni sevmemek için ördüğüm duvarların arkasında bile.
Bahar dışarıda, bahçede kuş ötüyor
Bahçem soğuk, tek tek soldu çiçeklerim
Yağmur yağıyor.. Yağmur yağıyor..
Yağmur yağıyor.. Yağmur yağıyor.."

Sonraki akşamüstü eve dönüşümde dinledim.Yine yağmur yağıyordu ve ıslanıyordum. Arka sokaklardan birine girip yolumu uzattım. Eskiden babamın dükkanı benim okuluma yakındı. Ortaokula giderken, ona uğrar ordan da eve giderdim. O yol üstünde, işte o arka sokaklardan birinin köşesinde ufak bir fırın vardı. Hâlâ orada, sahipleri de hiç değişmedi. Sadece yaşlandı. O akşam ekmeği ordan almaya karar verdim. Kapıdan içeri girer girmez, "Hoş geldin kızım." diye karşıladı sahibi beni. O kadar güler yüzlüydü ki.. İnsan ister istemez gülümsemesine karşılık veriyor. (Bu arada şarkı hala kulağımda..) Hemen tanıdım onu, o da beni tanımış gibi daha bir dikkatli baktı yüzüme. Sonra ben utandım tabi. Ama hani konuşmasanız da sadece o bakışla bütün hayat hikayenizi anlatmış gibi hissedersiniz ya, öyle bir his. Ben iki ekmek istedim, o bana "Birini papatya ekmekten vereyim mi? Yeni çıktı, sıcacık." dedi. Çocukken en sevdiğim ekmekti papatya ekmek. Bana göre tam bir sanat eseriydi. Nerden bilmişti? Hayat gülümseten sırlarla dolu değil mi? Şarkı da o ana ne güzel gitmişti. :)

"Tatlı sevgilim, hayat iyi ve hoş
Kokusu tüm bu irili ufaklı keder ve neşelerden."

Yine bir akşam iş dönüşü.. Artık akşam ezanından önce henüz güneş yeni yeni batmak üzereyken dönüyorum eve. Hergün işe gitmek üzere üç yokuş ve biraz da merdiven çıkıyorum. Eve dönüşlerde de o merdivenlerden inip o üç yokuşu iniyorum. Hava yağmurlu değilse harika bir manzara beni bekliyor. Binaların arasından da olsa.. Eve dönüşte batıya doğru yürüdüğüm için güneşin batarken ki o turuncu kızılı manzarasına tanıklık ediyorum. Bu manzarayı tarif etmem zor. Sizin için fotoğraf çekmek isterdim ama bir süre önce fotoğraf çekmeye uğraşmaktan anı kaçırdığımı farkettim. O zaman beri böyle manzaraların fotoğrafını çekmektense tadını çıkarmaya bakıyorum. Siz de öyle yapın. Bırakın fotoğrafı gözleriniz çekip anılarınıza kaydetsin. İşte o manzarayı izlerken de bu şarkı çalıyordu kulağımda. 

"Ah zaman, ah zaman..
Senin bu atlıkarıncanı kim döndürüyor?"

Bir ay önce saçlarımı kısacık kestirdiğimden bahsetmiştim. Baş ağrılarıma faydası olur belki diye de kendimi ikna etmiştim. Önceki gece ağrıdan ölüyorum sandım. Kafama dokunamıyordum bile, gerisini siz düşünün. Bir arkadaşım teşhisi koydu: saç nezlesiymiş. Saç da nezle olabiliyormuş. :) Saç nezlesinin uykudan uyandırdığı nerde görülmüş?  Bugün bir arkadaşla konuşurken bana unuttuğum bir rahatsızlığımı hatırlattı. Bir insan kafasında yaşayan tümörünü nasıl unutabilir? Buna dakikalarca güldüm. Bana bir kötülüğü dokunmadığından olsa gerek diye dedim sonra kendi kendime, amaan belki de çoktan yok oldu gitti. Dün akşam eve gelirken onu düşünüyordum. Şarkı kulağımda çalmaya devam ederken.. "Rahatsızlığını unutacak kadar mı geçtin kendinden?" diye söylenirken birden kendimi şarkıya kaptırdım sanırım. Karşımda da güneşi batmak üzere olan kızıllığıyla görünce kendimi ılık rüzgara karşı bisiklet sürerken hayal ettim. Mutlu ve huzurlu.. Aklıma Amelie filmi geldi. Gülümsedim. 


"Tatlım, canım, hikayemiz hala bitmedi. 
Kim bilir bundan sonra kaderimizde ne var?"

Artık bu şarkıyı dinlerken o fırında bana gülümseyerek papatya ekmek veren amcayı hatırlayacağım, yağan yağmuru ve batmak üzere olan kızıl güneşi, ve tabi ki enginarların da bir kalbi olduğunu.. 
Bir de şu sıralar benim gibi huzuru bir türlü bulamayan birine her gün bir şeyler yazıp yazıp sonra da göndermeden sildiğimi.. 

~~

Bu haftanın pusulası da şöyle;

Daha önce (hatta yıllar önce) izleyip çok etkilendiğiniz bir filmi yeniden izleyin ve o zamanki hissettirdikleri ile şimdi hissettirdiklerini bizimle paylaşın. :)

Haftaya görüşmek dileğiyle. :)

11 Mart 2017 Cumartesi

Oyunun Kurallarını Açıklıyorum

Dün yazdığım yazıda bir oyun başlatacağımı yazmıştım. 
Bugün o oyundan bahsetmeye geldim. Çok bir şey yok aslında, 7 haftalık bir oyun olacak. Her hafta bir şey hakkında bir yazı paylaşmanızı isteyeceğim. Günlük şalanj olmasını istemedim, çünkü zorlayıcı oluyor. Ben kimseyi (aslında kendimi) zorlamadan bunun tadını çıkarmak istiyorum. 

Şimdi oyun şöyle olacak;

Her hafta yazdığım yazının sonunda bir pusula bırakacağım. Ve o pusulaya göre bir şey yapmanızı isteyeceğim. O haftanın sonunda ise o konu hakkında yazmanızı isteyeceğim. Bu kadar basit yani. :)




Bu haftanın pusulası: 

Dinlediğiniz radyodan kendiniz için rastgele bir şarkı tutun. Spotify, mp3 vs hangisinden dinliyorsanız farketmez ama siz seçmeyin. Rastgele olması ve sıradaki şarkının ne olacağını bilmemeniz gerekiyor. Bu şarkıyı her gün en az bir kere dinleyin. Her dinlediğinizde nerede ne yaptığınızı not alın. Ve şarkının size ne hissettirdiğini yazın. 

https://www.youtube.com/watch?v=I8aUHv0Newo


Haftaya görüşmek üzere. :)

10 Mart 2017 Cuma

Yağmurda Dans Eden Kuşlar

İki gece ateşler içinde yattım, sayıklayarak uyandım.
Günlerce kabuslar ve karabasanlarla uğraştım.
Sabahları hiçbir şey olmamış gibi uyanıp işe gittim.
Biraz kilo aldım, sonra zayıfladım.
Sonra da biraz toparladım.
Yine kalp kırdım, kırıldım.
Ağladım ve güldüm. 
Sustum, sustukça çoğaldı sesim.

Dün akşam iş çıkışı yağmura yakalandım.
Çantamdan şemsiyemi çıkardım, açtım.
Daha iki adım gitmiştim ki, şemsiyem rüzgardan ters döndü.
Ben de şemsiyeyi kapatıp, yağmurda ıslanmaya karar verdim.
Biraz ıslanmanın kimseye zararı yoktu, hatta faydası vardı.
Bu sayede gökyüzünde yağmur eşliğinde dans eden kuşları görebildim. 
Sonra bir anım aklıma geldi.
Üsküdar'da yağmurlu bir sonbahar sabahında, şemsiyesi olmayan adamla ilgili. 
Başımı kaldırıp hâlâ yağmurda dans eden kuşlara bir kez daha baktım.
Yağmur damlaları yüzüme vurdukça mutlu oldum.
Gülümsedim. 

Blogun kapanma sebebi, istemediğim insanlar tarafından deşifre olmasıydı.
Önceki gün bir mail aldım. 
Bir insanın yüreğine dokunmakla ilgili. 
İyi ya da kötü, bilmediğim bir yerlerde tanımadığım birilenin yüreğine dokunabildiğimi bilmek güzeldi.
Çünkü birileri de bu sayede benim yüreğime dokunabilmişti.
O zaman bloguma geri dönmeye karar verdim.

Bir iki güne kadar da blogda ufak bir oyun başlatacağım. 
Katılan olur mu bilmem.
O zamana kadar hoşça kalın. 

https://www.youtube.com/watch?v=B8Fvas_wdCc



3 Şubat 2017 Cuma

Son zamanlarda..

2017 yılının güzel olmasını o kadar yürekten istedim ki.. İstememeliymişim. 

İki hafta önce hiç istemediğim halde birinin sırrına ortak oldum. Ve o ufacık sırrın bir insanın yüreğine ne kadar ağır gelebileceğini tecrübeyle anlamış oldum. (Artık kendime ve size tavsiyem; bir sırrınız varsa kendinize saklayın.)

Buna ve öncesine bağlı gelişen; uykudan uyandıran baş ağrıları sebebiyle kitap okumakta da zorlanıyorum. Şu sıralar  elimde merak ettiğim halde bitiremediğim Betty Blue var. Dün akşam okuduğum bölümde öyle bir olay yaşandı ki, otur ağla. O derece. O kitap nasıl oldu da öyle bir bölüme geldi.. Bilmiyorum. 

Betty gibi benim de bütün hıncımı saçlarımdan çıkardığım şu günlerde, öyle bir bölüm okumak.. Neyse. (Kitap bittiğinde fırsat bulursam yazacağım.)


Bu arada, gönül isterdi ki Audrey Hepburn kadar güzel olayım ama ben daha çok Hülya Koçyiğit'in oynadığı beslemeye benzedim. Sağlık olsun. Hem zaten, uzun saçlar aşıklar içindir ne de olsa. Onu sevip okşayacak bir el olmalı ki, uzun olmasının bir anlamı olsun.